Karar Bülteni
YARGITAY 4. HD 2016/4136 E. 2016/6347 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 4. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/4136 |
| Karar No | 2016/6347 |
| Karar Tarihi | 09.05.2016 |
| Dava Türü | Maddi ve Manevi Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kamu görevlisinin mobbing eylemi kişisel kusurdur.
- Kişisel kusurlarda idareye karşı dava açılmaz.
- Mobbing vakalarında husumet doğrudan faile yöneltilir.
Bu karar, kamu kurumlarında çalışan kamu görevlilerinin maruz kaldıkları psikolojik taciz (mobbing) eylemlerine karşı açacakları tazminat davalarında husumetin kime yöneltileceği hususunda oldukça kritik bir hukuki anlam taşımaktadır. Yargıtay, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan davaların idare aleyhine açılmasını emreden anayasal kuralın mutlak olmadığını vurgulamaktadır. İdari işlem ve eylem niteliğini yitirmiş, salt kin, garez veya düşmanlık gibi saiklerle işlenen haksız fiiller kişisel kusur olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla, mobbing uygulayan amir veya çalışma arkadaşı, anayasanın memurlara tanıdığı bu koruma kalkanından doğrudan faydalanamaz.
Emsal niteliği taşıyan bu içtihat, kamu sektöründe mobbing mağduru olan bireylerin hak arama özgürlüğünü genişleten, uygulamadaki tereddütleri ortadan kaldıran önemli bir adımdır. Birçok benzer davada idare mahkemelerinin ve adli yargı mercilerinin verdiği görevsizlik veya husumet yokluğu kararları, mağdurların uzun yıllar adalete erişimini engellemiştir. Yargıtay bu kararıyla, açıkça kişisel kusura dayanan mobbing vakalarında husumetin doğrudan eylemi gerçekleştiren kamu görevlisine yöneltilebileceğini net bir şekilde ortaya koyarak uygulamaya yön vermiştir. Bu sayede haksız fiil failleri doğrudan şahsi malvarlıklarıyla sorumlu tutulabilmekte ve psikolojik tacizle mücadelede çok daha caydırıcı bir zemin oluşturulmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı, bir üniversitede profesör kadrosunda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Davalı ise aynı üniversiteye rektör olarak atanmıştır. Davacı profesör, davalı rektörün göreve gelmesinin ardından kendisine karşı iş ortamında sistematik bir şekilde psikolojik taciz (mobbing) uygulamaya başladığını iddia etmiştir. Davacının iddiasına göre, bu süreçte kendisine bilerek çok az ders verilmiş, araştırma yapması için asistan tahsis edilmemiş ve akademik çalışmalarını yapamaz hale getirilmiştir.
Bu haksız uygulamalar neticesinde ders ücreti ve daha önceden döner sermaye üzerinden aldığı performans ücretlerinden mahrum kaldığını belirten davacı, uğradığı hem maddi hem de manevi zararların karşılanması talebiyle doğrudan rektöre karşı tazminat davası açmıştır. Davalı taraf iddiaların yersiz olduğunu savunmuş, yerel mahkeme ise kamu görevlilerine karşı doğrudan dava açılamayacağı, davanın idareye yöneltilmesi gerektiği gerekçesiyle husumet yokluğundan davanın reddine karar vermiştir. Uyuşmazlık, davacının bu kararı temyiz etmesiyle Yargıtay önüne taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı incelerken temel aldığı en önemli kural, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 129/5 hükmüdür. Anayasanın bu maddesi uyarınca, memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabileceği kurala bağlanmıştır. Bu hükmün amacı, kamu hizmetinin kesintisiz bir şekilde işlemesini sağlamak ve kamu görevlilerini görevlerini yerine getirirken asılsız davalarla yıpranmaktan korumaktır.
Ancak yerleşik Yargıtay içtihatları ve doktrinde kabul edilen temel bir ilkeye göre; Anayasada yer alan bu koruma kuralı mutlak değildir. Bu güvence, yalnızca idari yetkilerin kullanılma alanı içinde kalan, başka bir ifadeyle idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlarla sınırlıdır. Bir kamu görevlisinin, görevini ifa ederken idari yetkilerinden tamamen bağımsız olarak kişisel kin, garez, düşmanlık veya şahsi husumet saikiyle gerçekleştirdiği haksız eylemler (fiili yollar) bu kapsamın dışında tutulmaktadır.
Kişisel kusur (şahsi kusur) olarak adlandırılan bu tür durumlarda, haksız fiili işleyen kişinin kamu görevlisi olması ona Anayasal güvence sağlamaz. Mobbing (psikolojik taciz), sistematik ve kasıtlı olarak bir kişiyi yıldırma amacı taşıdığından, niteliği itibarıyla görev kusuru değil, ağır bir kişisel kusur olarak değerlendirilir. Bu nedenle, failin doğrudan şahsına karşı adli yargı mercilerinde haksız fiil hükümleri çerçevesinde maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olay incelendiğinde, üniversitede profesör olarak görev yapan davacının, rektör sıfatını taşıyan davalı tarafından sistematik şekilde yıldırma politikalarına (mobbing) maruz bırakıldığı iddia edilmektedir. Davacının beyanlarına göre, kendisine asistan verilmemesi, girmesi gereken ders sayısının makul olmayan bir şekilde düşürülmesi ve buna bağlı olarak akademik gelişiminin kasıtlı olarak engellenmesi gibi durumlar yaşanmıştır. Davacı, yaşadığı bu psikolojik baskının sonucunda daha önce hak ettiği ders ücretlerini ve döner sermaye performans gelirlerini de alamadığını öne sürerek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Yerel mahkeme, davalının eylemlerinin görevi kapsamında olduğu ve Anayasa m. 129/5 uyarınca kamu görevlilerine karşı doğrudan dava açılamayacağı gerekçesiyle pasif husumet (dava ehliyeti) yokluğundan davanın reddine karar vermiştir. Ancak Yargıtay tarafından yapılan hukuki değerlendirmede, mobbing iddialarının mahiyeti gereği doğrudan kişisel kusura dayandığı açıkça tespit edilmiştir. İddia edilen psikolojik taciz fiillerinin, idari yetkinin yasal sınırları çerçevesinde yapılmış sıradan bir görev eylemi olmadığı, aksine haksız eylem ve kişisel husumet niteliği taşıdığı belirlenmiştir.
Buna göre, ortada doğrudan şahsi sorumluluğu gerektiren bir kişisel kusur iddiası bulunduğu için davalı rektörün anayasal koruma zırhından faydalanması hukuken mümkün değildir. Davanın idareye değil, doğrudan zarara sebebiyet verdiği öne sürülen şahsa karşı yöneltilmesi usul hukukuna uygundur. Yerel mahkemenin, davanın esasına girerek davalının şahsi bir kusuru bulunup bulunmadığını araştırması, tarafların delillerini toplaması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar vermesi gerekirdi.
Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, kişisel kusura dayalı mobbing iddialarında husumetin doğrudan eylemi gerçekleştiren kamu görevlisine yöneltilebileceğini belirterek yerel mahkemenin husumet yokluğundan verdiği ret kararını hatalı bularak kararı bozmuştur.