Karar Bülteni
YARGITAY 4. HD 2016/6844 E. 2018/2431 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 4. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/6844 |
| Karar No | 2018/2431 |
| Karar Tarihi | 29.03.2018 |
| Dava Türü | Manevi Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kamu görevlisinin kusuru idareye karşı dava sebebidir.
- Memura doğrudan manevi tazminat davası açılamaz.
- Mobbing iddialarında idari hizmet kusuru esastır.
- Dava husumet yokluğundan usulden reddedilmelidir.
Bu karar hukuken, kamu görevlilerinin ifa ettikleri görevleri sırasında meydana gelen zararlar neticesinde açılacak tazminat davalarının kime yöneltileceği hususunu kesin ve net bir biçimde ortaya koymaktadır. Yüksek Mahkeme, kamu personellerinin yetkilerini kullanırken sebep oldukları zararların şahsi bir eylem değil, idarenin hizmet kusuru olarak kabul edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda, haksız fiil veya psikolojik taciz (mobbing) gerekçesiyle dahi olsa, memurun ifa ettiği kamu göreviyle bağlantılı fiillerinde doğrudan memur veya amir aleyhine değil, bağlı bulunulan kurum aleyhine idari yargıda dava açılması zorunludur.
Kararın uygulamadaki önemi ve benzer davalardaki emsal etkisi, özellikle kamu kurumlarında çalışan memurların amirlerine karşı açtıkları manevi tazminat davalarının usulden reddedilme riskini güçlü bir şekilde hatırlatmasıdır. Anayasa ve ilgili kanunların emredici hükümleri çerçevesinde, kamu görevlisinin fiillerinden dolayı devletin sorumluluğu asıldır. İlgili memura rücu mekanizması ancak idarenin tazminat ödemesi sonrasında devlet tarafından işletilebilir. Bu husus, avukatların ve vatandaşların dava açarken taraf sıfatını (pasif husumeti) doğru belirlemeleri ve kamu görevi kapsamındaki eylemlerde adli yargıda gerçek kişilere husumet yöneltmekten kaçınmaları gerektiğini açıkça göstermektedir. Aksi halde açılan davalar, esasa dahi girilmeden doğrudan taraf ehliyeti yokluğundan reddedilecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir üniversitenin Ebelik Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapan davacı, aynı bölümde bölüm başkanı olarak görev yapan davalı amirine karşı manevi tazminat davası açmıştır. Davacı, bölüm başkanının kendisine kasıtlı ve kötü niyetli davrandığını, akademik ilerlemesini engellemek amacıyla gerekli izinleri tamamlanmış olmasına rağmen doktorasını dondurması için baskı yaptığını iddia etmiştir.
Ayrıca, staj ve ders programlarının adil dağıtılmadığını, kendisi Avrupa yakasında ikamet etmesine rağmen sürekli olarak Asya yakasındaki çok uzak hastanelere staj görevi için yollandığını ve okuldaki odasının kendisine dahi haber verilmeden değiştirildiğini ileri sürmüştür. Yaşanan bu olaylar silsilesi neticesinde psikolojisinin bozulduğunu ve tarafına sistematik bir şekilde mobbing uygulandığını iddia eden davacı, bölüm başkanından uğradığı zararlar karşılığında manevi tazminat talep etmiştir. Davalı bölüm başkanı ise ortaya atılan iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı çözerken özellikle kamu görevlilerinin sorumluluğu ve usul hukukundaki husumet (taraf sıfatı) kuralları üzerinde durmuştur. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde temel dayanak noktası, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 129/5 hükmüdür. İlgili Anayasa kuralı uyarınca, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, şahıslara karşı değil ancak idare aleyhine açılabilir.
Aynı hukuki ilke, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m. 13/1 hükmüyle de güçlü bir yasal zemine kavuşturulmuştur. İlgili madde uyarınca, kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerin ifası sırasında uğradıkları zararlardan ötürü, zarara yol açan memura sonradan rücu edilmek kaydıyla doğrudan doğruya idare aleyhine dava açılması emredici bir usul kuralıdır.
Bu kapsamda, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini ifa ederken kişilere zarar vermesi, kişisel bir haksız fiil değil ilgili kamu kurumunun hizmet kusuru olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla, bir zararın meydana gelmesi durumunda, hukuki sorumluluk muhatabı kamu görevlisinin kendisi değil, onun emrinde çalışmakta olduğu devlet kurumudur.
Dava şartlarından biri olan pasif husumet ehliyeti (davalı sıfatı), davanın doğru kişiye veya tüzel kişiliğe yöneltilmiş olmasını ifade eder. Sorumluluk hukukunun temel ilkeleri uyarınca, mevzuatta yer alan bu tür güvenceler zarar görenin mağduriyetinin doğrudan idarenin mali güvencesi altında tam ve zamanında karşılanması yönünde önemli bir teminattır. Bu nedenle, kamu görevinin ifası kapsamındaki eylemlerde kişisel husumet yöneltilerek davanın yürütülmesi hukuken mümkün görülmemiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından yapılan incelemede, davaya konu edilen olayların gelişimi ve tarafların idare hukuku kapsamındaki sıfatları detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Dosya kapsamında, davalının üniversitede bölüm başkanı olarak idari yetkilerle donatıldığı, davacının ise aynı bölümde onun idari yönetimi altında öğretim üyesi olarak görev yaptığı sabittir. İleri sürülen manevi zararın ve mobbing iddialarının, davalının amir sıfatıyla yerine getirdiği ders dağılımı yapma, staj yerlerini belirleme, oda tahsis etme gibi tamamen idari görevleri sırasında ve bu görevlerinin ifasından dolayı meydana geldiği anlaşılmaktadır.
Yerel mahkeme yargılama aşamasında dosyayı inceleyerek, davalı bölüm başkanının eylemlerinde manevi tazminat ödenmesini gerektirecek koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davanın esastan reddine hükmetmiştir. Ancak Yargıtay bu hukuki yaklaşımı usul ve yasaya aykırı bulmuştur. Yüksek Mahkeme, iddia edilen psikolojik taciz, dışlanma ve haksız eylem iddialarının tamamının kamu görevinin yürütülmesi sırasındaki yetki kullanımına (hizmetin işleyişine) dayandığını açıkça tespit etmiştir.
Bu durum çerçevesinde, kamu görevlisinin görevini yaparken meydana gelen eylemleri nedeniyle oluşan zararlara karşı açılacak tazminat davalarının, ilgili Anayasal ve yasal mevzuat gereğince ancak ve ancak idare (üniversite/devlet) aleyhine açılabileceği vurgulanmıştır. Somut olayda, zarara sebebiyet verdiği iddia edilen idari amire (bölüm başkanına) doğrudan husumet tevcih edilerek dava açılması kanunun emredici hükümlerine aykırıdır. Yerel mahkemenin, davalı sıfatı (pasif husumet ehliyeti) bulunmayan bir gerçek kişi aleyhine açılan davada esasa girerek mobbing ve manevi tazminat şartlarını tartışıp esastan ret kararı vermesi ciddi bir usul hatası olarak değerlendirilmiştir. Yüksek Mahkemeye göre, davanın esası hiç incelenmeden öncelikle husumet yokluğu sebebiyle usulden reddedilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek hüküm kurulmasının isabetsiz olduğuna hükmederek kararı bozmuştur.