Karar Bülteni
YARGITAY 4. HD 2016/5195 E. 2016/8293 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 4. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/5195 |
| Karar No | 2016/8293 |
| Karar Tarihi | 23.06.2016 |
| Dava Türü | Manevi Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kamu görevlisinin kişisel kusuruna husumet yöneltilebilir.
- Sistematik psikolojik taciz haksız eylem niteliğindedir.
- Kişisel kusur hallerinde anayasal koruma uygulanamaz.
- Mobbing iddialarında davanın esasına girilerek inceleme yapılmalıdır.
Bu karar, kamu görevlilerinin görevleri sırasında işledikleri iddia edilen haksız eylemlerde, özellikle psikolojik taciz (mobbing) vakalarında husumetin kime yöneltileceği hususuna kesin bir açıklık getirmesi bakımından büyük bir hukuki önem taşımaktadır. Yüksek Mahkeme, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan zararların kural olarak idareye karşı ileri sürülmesi gerektiğine dair anayasal kuralın istisnasını net bir şekilde ortaya koymuştur. Kişisel kusur, kin, husumet veya organize bir şekilde gerçekleştirildiği iddia edilen sistematik mobbing eylemleri, idari bir işlem veya eylem olmaktan çıkarak tamamen haksız fiil niteliğine bürünmektedir. Bu bağlamda, kamu gücünün kötüye kullanılarak bireylerin kişilik haklarına saldırılması durumunda, faillerin devlet zırhı arkasına saklanmalarının önüne geçilmiştir.
Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi son derece belirleyici ve yol göstericidir. Uygulamada genellikle memurlar ve diğer kamu görevlilerine karşı doğrudan açılan tazminat davaları, mahkemeler tarafından anayasal güvenceler ve ilgili kamu mevzuatı gereği doğrudan idare aleyhine açılması gerektiği gerekçesiyle usulden reddedilmekteydi. Ancak Yargıtay, bu kararı ile sistematik ve ortak hareket edilerek gerçekleştirilen psikolojik taciz eylemlerinin, görevle bağdaşmayan ve idari yetki kullanımı sayılamayacak eylemler olduğunu hüküm altına almıştır. Bu durum, eğitim kurumları başta olmak üzere tüm idari kurumlarda haksız fiile veya mobbinge maruz kalan mağdurların, zarara neden olan kamu görevlilerine karşı adli yargıda kişisel sorumluluklarına giderek doğrudan dava açabilmelerinin önünü açmaktadır. Böylece hak arama hürriyeti daha etkin bir şekilde korunmuş ve işyerinde psikolojik tacizin önlenmesi adına caydırıcı bir hukuki adım atılmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir devlet okulunda öğretmen olarak görev yapan davacı, aynı eğitim kurumunda idareci kadrosunda görevli olan çalışma arkadaşlarına karşı manevi tazminat davası açmıştır. Davacı öğretmen, okul idarecisi olan davalıların kendisine karşı sistematik bir biçimde, uzun süreye yayılan ve ortak hareket ederek psikolojik taciz (mobbing) uyguladıklarını iddia etmiştir. Davacının iddiasına göre, hiyerarşik güç kullanılarak idarecilerin sergilediği bu ortak ve sürekli olumsuz davranışlar, haksız eylem ve hakaret boyutuna ulaşmış, neticede davacının kişilik hakları ve mesleki onuru ağır bir biçimde ihlal edilmiştir.
Çalışma ortamında yaşanan bu süreç nedeniyle hem ruhsal hem de mesleki olarak ciddi anlamda zarar gördüğünü belirten öğretmen, yaşadığı manevi yıpranmanın ve ızdırabın bir nebze olsun giderilmesi amacıyla davalı idarecilerin bizzat şahıslarından manevi tazminat talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi konumundaki Asliye Hukuk Mahkemesi ise, olayın bir kamu kurumunda gerçekleştiği ve davalıların kamu görevlisi olduğu gerekçesiyle doğrudan kişilere karşı dava açılamayacağını, davanın idareye karşı idari yargıda açılması gerektiğini belirterek davayı usul yönünden (pasif husumet yokluğundan) reddetmiş ve uyuşmazlık nihai inceleme için temyiz aşamasına taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde mahkemelerce temel alınan en önemli hukuki dayanak, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan sorumlulukları düzenleyen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 129/5 hükmüdür. İlgili anayasal düzenlemeye göre, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunda gösterilen şekil ve şartlara uygun olarak kural olarak ancak idare aleyhine açılabilir. Bu kural, kamu görevlilerinin kamu hizmetini yerine getirirken asılsız ve doğrudan şahıslarını hedef alan davalarla muhatap olmalarını engellemek amacıyla getirilmiş anayasal bir yasal güvencedir.
Ancak yerleşik Yargıtay içtihatları ve modern hukuk doktrininde tereddütsüz kabul edildiği üzere, bu anayasal kural sınırsız ve mutlak bir koruma sağlamamaktadır. Söz konusu güvence, idari yetkilerin yasal sınırlar ve kamu yararı amacı içinde kullanılması ve eylemin idari bir işlem niteliğini kaybetmemiş olması şartıyla geçerlidir. Kamu görevlisinin kamu hizmetinden ve görevinden tamamen ayrılabilir nitelikteki, kendi kişisel kin, garez, husumet veya keyfiyetinden kaynaklanan eylemleri "hizmet kusuru" değil, "kişisel kusur" olarak kabul edilmektedir.
Özellikle haksız eylem (fiili yol) niteliği taşıyan; hakaret, fiziksel şiddet veya sistematik psikolojik şiddet (mobbing) içeren davranışlarda kamu görevlisinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası tarafından sağlanan bu idari zırhtan yararlanma olanağı bulunmamaktadır. Mobbing (psikolojik taciz), bir veya birkaç kişi tarafından, bir diğer kişiye yönelik olarak sistematik biçimde, sürekli ve kasıtlı olarak gerçekleştirilen, yıldırma, pasifize etme ve işten uzaklaştırma amacı taşıyan olumsuz tutum ve davranışlar bütünüdür. Yargıtay uygulamalarına göre, bir eylemin idari bir tasarruf olmaktan çıkıp mobbing ve haksız fiil niteliği kazanması durumunda, zarara uğrayan kişi, doğrudan bu eylemi gerçekleştiren gerçek kişilere karşı adli yargıda haksız fiil hükümlerine (Borçlar Hukuku) dayanarak manevi tazminat davası açma hakkına sahiptir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu pasif husumet yokluğu nedeniyle ret kararını dikkatle inceleyerek, davanın usulden reddedilmesinin hatalı olduğuna ve esasına girilmesi gerektiğine kanaat getirmiştir. Yerel mahkeme, davalı idarecilerin eylemlerini görevleri kapsamında bir hizmet kusuru olarak değerlendirmiş ve davanın doğrudan devlete (ilgili Bakanlığa veya idareye) karşı idari yargı yerinde açılması gerektiğini belirterek davacı öğretmenin davasını reddetmiştir. Ancak Yüksek Mahkeme, davacının ileri sürdüğü iddiaların ağırlığını ve niteliğini dikkate alarak bu hukuki değerlendirmenin yasalara uygun olmadığını vurgulamıştır.
Somut olayda davacı öğretmen, davalı idarecilerin sistematik bir biçimde ve organize olarak kendisine mobbing uyguladıklarını, görev yeri ve yetkileri bağlamında sürekli hakaretlere maruz kaldığını iddia etmiştir. Yargıtay, davacının bu iddialarının yasal bir idari yetkinin kullanımı olarak görülemeyeceğinin altını kesin bir dille çizmiştir. İddia edilen eylemler, kamu görevinin ifası ile doğrudan ve yasal bir illiyet bağı bulunmayan, idari işlem ve eylem niteliğini tamamen yitirmiş, kişisel husumete dayalı haksız fiil boyutundaki eylemlerdir. Davacının iddiaları, davalıların kamu gücünü kamu yararı için kullanmaktan ziyade, salt kişisel kusurları ile hareket ederek bilerek ve isteyerek kişilik haklarına saldırdıkları yönündedir.
Yargıtay kararına göre, bu tür haksız eylemler ve psikolojik taciz iddialarında, eylemi gerçekleştiren kamu görevlisinin anayasal güvenceden yararlanarak şahsi sorumluluktan kurtulması hukuken mümkün değildir. Davalıların kişisel kusurlarına dayanan bu tür ağır tazminat taleplerinde husumet, işlemi tesis eden idareye değil, doğrudan haksız eylemi gerçekleştiren kamu görevlilerinin şahsına yöneltilmelidir. Dolayısıyla yerel mahkemenin, olayın sadece idari yargının görev alanına girdiği veya husumetin idareye yöneltilmesi gerektiği şeklindeki genelgeçer yaklaşımı hukuka aykırı bulunmuştur. Mahkemenin yapması gereken usuli bir ret kararı vermek değil, davacının ileri sürdüğü sistematik psikolojik taciz (mobbing) ve hakaret iddialarını somut delillerle detaylıca araştırmak, taraf tanıklarını dinlemek ve işin esasına girerek adil bir sonuca varmaktır. Şayet iddiaların doğruluğu ispatlanırsa haksız fiil sorumluluğu çerçevesinde tazminat değerlendirmesi yapılması elzemdir.
Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, mahkemece işin esasına girilerek iddia edilen mobbing vakalarının araştırılması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.