Anasayfa Karar Bülteni AYM | Ali Koç | BN. 2021/51497

Karar Bülteni

AYM Ali Koç BN. 2021/51497

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 2. Bölüm
Başvuru No 2021/51497
Karar Tarihi 12.03.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kamu görevlisi tarafsızlık yükümlülüğüne uymak zorundadır.
  • Din görevlileri siyasi faaliyette bulunamaz.
  • Tarafsızlığın yitirilmesi kamu hizmetini olumsuz etkiler.
  • Kamu görevlisinin apolitik görünmesi esastır.
  • Özel yaşamda da memuriyet disiplini korunmalıdır.

Bu karar, kamu görevlilerinin, özellikle de din hizmeti ifa eden personelin ifade özgürlüğünün sınırları ve tarafsızlık yükümlülüğü bakımından son derece kritik bir hukuki anlam taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamu hizmetinin nesnelliğini ve düzenini sağlamak amacıyla kamu görevlilerine getirilen siyasi faaliyet yasaklarının, memurların ifade özgürlüğüne yönelik meşru bir sınırlama sebebi olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Kamu görevlisinin salt mesai saatleri içerisinde değil, sosyal yaşamında da memuriyet vakarına ve tarafsızlığına gölge düşürecek siyasi telkinlerden kaçınması gerektiği anayasal bir zorunluluk olarak değerlendirilmiştir.

Kararın benzer davalardaki emsal etkisi, özellikle din görevlileri, güvenlik personeli veya yargı mensupları gibi toplum nezdinde çok daha hassas ve tarafsız konumda bulunması gereken meslek gruplarının ifade özgürlüğü sınırlarının tayininde kendisini gösterecektir. Mahkeme, din görevlisi ile vatandaş arasındaki ilişkinin doğası gereği belirli bir otoriteye ve teslimiyete dayandığını vurgulayarak, din görevlisinin doğrudan siyasi yönlendirme çabasına girmesinin hizmetin tarafsızlığına ağır bir darbe vuracağını kabul etmiştir. Bu içtihat, kamu hizmetinin siyasi kutuplaşmalardan uzak tutulması hedefini pekiştirmekte olup idarelerin bu tür durumlarda uygulayacağı en ağır yaptırım olan devlet memurluğundan çıkarma cezasının, orantılılık testini geçebileceğini göstermesi bakımından idare hukuku uygulamasında önemli bir referans olacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Tokat'ın Niksar ilçesinde bir camide imam hatip olarak görev yapan başvurucu hakkında, cemaatten on altı kişinin şikâyeti üzerine idari soruşturma başlatılmıştır. Şikâyetçiler, imamın görevini aksattığını, devlet büyüklerine hakaret ettiğini ve cami cemaatine yönelik siyasi söylemlerde bulunarak belli bir partiye oy verilmemesi yönünde yönlendirmeler yaptığını iddia etmiştir.

Soruşturma sonucunda başvurucunun genel ve yerel seçim süreçlerinde siyasi partiler hakkında sert, yönlendirici ve suçlayıcı ifadeler kullandığı, bu durumun cemaat arasında ayrışmaya yol açtığı ve bazı kişilerin bu sebeple camiyi terk ettiği tespit edilmiştir. Bunun üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı personeli olarak siyaset yasağını ihlal ettiği gerekçesiyle başvurucu, devlet memurluğundan çıkarılmıştır. Başvurucu, idareye karşı açtığı iptal davasının reddedilmesi ve kanun yollarının tükenmesi üzerine, sarf ettiği iddia edilen sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu ve haksız yere ihraç edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken temel olarak Anayasa m.26 kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile kamu görevlilerinin sadakat ve tarafsızlık yükümlülükleri arasındaki dengeyi esas almıştır. Anayasa m.128 ve Anayasa m.129, devletin asli ve sürekli görevlerini yerine getiren kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak, tarafsızlık içinde faaliyette bulunmakla yükümlü olduklarını düzenlemektedir.

Kamu görevlilerinin çalışma düzenini belirleyen 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.7 uyarınca, devlet memurları siyasi partilerin yararına veya zararına fiilî davranışlarda bulunamaz, ideolojik ve siyasi amaçlı beyanat veremezler. Somut olaya özel olarak ise 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun m.25 hükmü devreye girmektedir. Bu madde, kurum personelinin dinî görevi içinde veya dışında, her ne suretle olursa olsun siyasi partileri övemeyeceğini veya yeremeyeceğini, aksi takdirde işine son verileceğini mutlak bir yasak olarak emretmektedir. Ayrıca Anayasa m.136, Diyanet İşleri Başkanlığının laiklik ilkesi doğrultusunda bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalmasını öngörmektedir.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, kamu görevlisi olmak kişiye birtakım avantajlar sağladığı gibi, diğer bireylerin tabi olmadığı bazı kısıtlamaları ve külfetleri de beraberinde getirir. Devletin kamu hizmetlerini tarafsız ve nesnel bir biçimde sunma zorunluluğu, kamu gücünü kullanan memurların siyasi kutuplaşmalardan uzak durmasını ve apolitik görünmesini meşru kılmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi somut olayı değerlendirirken öncelikle başvurucunun disiplin cezasına konu olan söylemlerinin ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale oluşturduğunu tespit etmiştir. Ancak bu müdahalenin, kamu hizmetinin nesnelliği ile düzeninin sağlanması gibi meşru bir amaca hizmet ettiği ve kanuni bir dayanağının bulunduğu kabul edilmiştir.

Mahkeme, din görevlilerinin toplumdaki konumu ve ifa ettikleri görevin sosyal yapıya etkilerini detaylıca incelemiştir. Din görevlisi ile birey arasındaki ilişkinin belirli düzeyde bir otoriteye ve güvene dayandığı, bu sebeple dinleyicilerin zorunlu olarak düşünce aşılamasına maruz kalabileceği vurgulanmıştır. Başvurucunun, iktidar partisini hırsızlık ve yolsuzlukla itham eden, doğrudan oy verme tercihlerini yönlendirmeyi amaçlayan, tek taraflı, katı ve suçlayıcı ifadeler kullandığı saptanmıştır. Bu sözlerin anlık ve spontane gelişen bir tepki olmadığı, cami cemaati üzerinde ayrıştırıcı bir etki yaratan propaganda niteliğinde olduğu belirlenmiştir.

Somut olayda başvurucunun siyasi ve yönlendirici söylemleri neticesinde bazı vatandaşların camiyi terk edip başka camilere gitmeye başladığı, dolayısıyla kamu hizmetine duyulan güvenin fiilen zedelendiği görülmüştür. Kamu görevlisinin, özellikle bir din görevlisinin, siyasi tarafsızlığını yitirerek ifa ettiği görevi kendi siyasi görüşü üzerinden tanımlanabilir hâle getirmesinin idarenin tarafsızlık misyonuna ağır bir zarar verdiği ifade edilmiştir. İmam hatiplik mesleğinin etki alanı da gözetildiğinde, başvurucunun aleni bir biçimde siyaseten yanlı olarak açıklamalar yapması sebebiyle uygulanan ihraç cezasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: