Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2018/7214 E. | 2018/20224 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2018/7214 E. 2018/20224 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2018/7214
Karar No 2018/20224
Karar Tarihi 12.11.2018
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Ret
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • İşveren vekilinin iş güvencesi kapsamı araştırılmalıdır.
  • Eksik incelemeyle verilen kararlar BAM tarafından kaldırılır.
  • BAM'ın iade kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulamaz.
  • Kesin nitelikteki BAM kararlarının temyizi usulen reddedilir.

Bu karar, Bölge Adliye Mahkemeleri (BAM) tarafından verilen gönderme ve iade kararlarının temyiz edilebilirliği açısından son derece net bir usul kuralını ortaya koymaktadır. İlk derece mahkemesinin eksik inceleme yaptığı hallerde, istinaf mercii esasa girmeden dosyayı ilk derece mahkemesine iade etme yetkisine sahiptir. Yargıtay, bu iade kararlarının yasa gereği kesin olduğunu ve taraflarca hiçbir şekilde temyiz edilemeyeceğini bir kez daha açık bir biçimde vurgulamıştır. Hukuk sistemimizde istinaf mahkemesinin bu tür usuli geri gönderme kararlarına müdahale edilemez.

Kararın özünde yatan diğer bir hukuki mesele ise, üst düzey yöneticilerin (örneğin genel müdür yardımcılarının) iş güvencesinden yararlanıp yararlanamayacağı sorunudur. Yargıtay ve BAM içtihatlarına göre, bir yöneticinin sadece unvanına bakılarak peşinen işveren vekili sayılıp sayılmayacağına karar verilemez. İşletmenin bütününü sevk ve idare edip etmediği, fiilen ve bağımsız olarak işçi alma ve çıkarma yetkisi bulunup bulunmadığı gibi kriterlerin çok daha derinlemesine araştırılması gerekmektedir. Mahkemelerin unvan üzerinden değil, gerçek yetki dağılımı üzerinden inceleme yapması adil yargılanma hakkının da bir gereğidir.

Benzer davalardaki emsal etkisi usul hukuku yönünden oldukça belirleyici ve yol göstericidir. İstinaf mahkemelerinin kanunun ilgili maddesine dayanarak verdiği geri gönderme kararlarına karşı doğrudan Yargıtay nezdinde temyiz yoluna gidilmesi, süreci uzatmaktan öteye geçmeyecek ve her zaman ret ile sonuçlanacaktır. Uygulamada hukukçuların ve davacı tarafların, BAM'ın hangi kararlarının kesin, hangilerinin temyize tabi olduğunu doğru bir şekilde tespit etmesi, gereksiz yargılama masraflarının ve usuli ret kararlarının önüne geçmek adına büyük bir önem taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, uzun yıllar boyunca bir kurumda mali kontrol ve raporlama genel müdür yardımcısı unvanı ile görev yapan davacı çalışan ile kendisini istihdam eden davalı şirket arasındadır. Davacı, şirkette kendisiyle aynı konumda bulunan emsali yöneticilere zam, performans primi ve özel makam aracı gibi geniş imkanlar verilirken kendisine verilmeyerek açıkça ayrımcılık yapıldığını, genel müdür tarafından ağır ve aşağılayıcı davranışlara maruz kaldığını ve maruz bırakıldığı yoğun psikolojik baskı (mobbing) neticesinde işinden istifaya zorlandığını iddia ederek işe iade davası açmıştır.

Davalı işveren şirket ise çalışanın kendi özgür iradesi ile sunduğu istifa dilekçesi neticesinde şirketten ayrıldığını, kendisine karşı kesinlikle herhangi bir ayrımcılık veya sistematik mobbing yapılmadığını, ayrıca kurumdaki genel müdür yardımcılığı unvanı itibarıyla çalışanın doğrudan işveren vekili statüsünde sayılması gerektiğini ve bu sebeple kanunen işe iade davası açma hakkının dahi bulunmadığını savunmuştur. Davanın odak noktası istifanın ardındaki gerçek irade ile çalışanın üst düzey yönetici olup olmadığıdır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Davanın hukuki temelini, usul hukuku bağlamında istinaf mahkemelerinin iade kararlarının niteliği ve iş hukukunda iş güvencesi kapsamına giren çalışanların tespiti oluşturmaktadır. Uyuşmazlığın çözümünde mahkemenin dayandığı en temel kural, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.353/1-a hükmüdür. Bu usul kuralına göre, Bölge Adliye Mahkemesi yapacağı ön inceleme sonucunda ilk derece mahkemesinin dosyasında eksiklik veya usule aykırılık tespit ederse, davanın esasına hiç girmeden kararı kaldırır. Dosyanın, davanın yeniden görülmesi ve belirtilen eksikliklerin tamamlanması için kararı veren alt mahkemeye iade edilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir. Bu tür kesin kararlara karşı kanun yolu kapalıdır.

Maddi hukuk yönünden ise işe iade taleplerinde doğrudan 4857 sayılı İş Kanunu m.18 hükümleri devreye girmektedir. Kanun, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare edip işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan yöneticilerin iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağını açık bir şekilde düzenler.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir kişinin iş sözleşmesinde sadece "Genel Müdür Yardımcısı" gibi afili bir unvan taşıması, onu otomatik olarak iş güvencesi kapsamı dışına çıkarmaz. Doktrin ve Yargıtay kararlarında sıkça vurgulandığı üzere, bu yöneticinin fiilen ve bağımsız bir şekilde personel alma ve personel çıkarma yetkisinin bulunup bulunmadığı titizlikle incelenmelidir. Aynı zamanda kişinin işletmenin bütününü temsil edip etmediği, yetkilerinin sınırları mutlaka araştırılmalıdır. İş mahkemelerinin şekli unvanlarla değil, kişinin görev tanımı, imza sirküleri ve fiili yetkilerini inceleyerek uyuşmazlığı çözmesi hukukun temel bir gerekliliğidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yerel mahkeme, yargılama aşamasında davacının "Mali Kontrol ve Raporlama Genel Müdür Yardımcısı" unvanı taşıması nedeniyle doğrudan işveren vekili konumunda sayılacağı gerekçesiyle, delilleri detaylıca incelemeden ve esasa girmeden davanın reddine karar vermiştir. Ancak davacının bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunması üzerine dosyayı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, yerel mahkemenin bu toptancı yaklaşımını eksik bularak kararı ortadan kaldırmıştır.

İstinaf incelemesinde, davacının kurum içerisinde sahip olduğu "B grubu imza yetkisinin" tam olarak hangi iş ve işlemleri kapsadığına dair bilgilerin dosyada yer almadığı tespit edilmiştir. Mahkemenin, davacının gerçekten işletmenin bütününü sevk ve idare edip etmediğini, üst yöneticilerden tamamen bağımsız olarak personel alma veya işten çıkarma yetkisinin fiilen bulunup bulunmadığını araştırmadan hüküm kurduğu vurgulanmıştır. Ayrıca, davacının istifaya zorlandığı yönündeki somut iddiaları aydınlatılmadan ve ilgili tanıklar detaylı şekilde dinlenmeden çok büyük bir eksik inceleme ile davanın reddedildiği belirtilmiştir. Bu hukuka aykırılıklar nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesi, dosyanın tüm bu delillerin eksiksiz toplanarak yeniden değerlendirilmesi ve şahitlerin dinlenmesi amacıyla ilk derece mahkemesine iadesine kanun gereği kesin olarak karar vermiştir.

Davalı işveren kurumun vekili ise, Bölge Adliye Mahkemesinin verdiği bu iade kararına karşı temyiz yoluna başvurarak dosyayı Yargıtay önüne taşımaya çalışmıştır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, usul kurallarını son derece net bir şekilde işleterek duruma anında müdahale etmiştir. İlgili kanun maddesi gereğince, istinaf mahkemelerinin usulü ve maddi eksik inceleme nedeniyle ilk derece mahkemesine geri gönderdiği iade kararlarının yasa gereği kesin nitelikte olduğu açıktır. Kanunen kesin olan bir kararın taraflarca temyiz edilmesi ve Yargıtay tarafından esastan incelenmesi hiçbir koşulda mümkün değildir.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kesin nitelikte olması nedeniyle davalının temyiz talebinin reddine yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: