Karar Bülteni
YARGITAY 8. CD 2019/29091 E. 2020/10146 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 8. Ceza Dairesi |
| Esas No | 2019/29091 |
| Karar No | 2020/10146 |
| Karar Tarihi | 20.02.2020 |
| Dava Türü | Ceza Davası |
| Karar Sonucu | Temyiz İsteminin Esastan Reddi |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- İşkence suçunun oluşması için eylemin sistematik olması şarttır.
- Şahsi husumete dayalı kötü muamele işkence suçunu oluşturmaz.
- İşkence eylemlerinde süreklilik ve özel kast unsuru aranmaktadır.
Bu karar, kamu görevlileri tarafından gerçekleştirilen şiddet ve kötü muamele eylemlerinin hukuken hangi durumlarda ağırlaştırılmış bir suç olan "işkence" suçu kapsamında değerlendirileceği hususunda kritik bir sınır çizmektedir. Karara konu olayda, şahsi husumet nedeniyle bir vatandaşa yönelik olarak kamu gücü kötüye kullanılarak uygulanan fiziksel ve psikolojik şiddetin, mahkeme çoğunluğu tarafından işkence olarak kabul edilmesi, yargı pratiği açısından dikkat çekici bir uygulamadır. Bu durum, kamu nüfuzunun kullanıldığı ağır hak ihlallerinin, özel kast barındırmasa dahi doğrudan işkence sayılabileceğine işaret etmektedir.
Öte yandan, karardaki muhalefet şerhi, işkence suçunun hukuki niteliği ve maddi unsurları açısından son derece değerli bir emsal tartışma sunmaktadır. Muhalif görüş, işkence suçunun salt darp veya kötü muameleden farklı olarak belli bir sürece yayılması, sistematik olması ve suç soruşturması kapsamında bilgi ya da itiraf elde etmek gibi "özel bir kastla" işlenmesi gerektiğini güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. Bu yönüyle karar, uygulamada kasten yaralama ve hakaret gibi suçlar ile insanlığa karşı işlenen suçlar kategorisindeki işkence suçu arasındaki ince hukuki çizginin, yüksek mahkeme nezdindeki yorum farklarını yansıtması bakımından büyük bir öneme sahiptir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Katılan (mağdur), geçmişte kendi iş yerinde çalışmış olan bir kadının polis memuru eşi ve onun mesai arkadaşları hakkında, kendisine haksız yere gözaltı işlemi uygulayarak şiddet gösterdikleri gerekçesiyle şikayetçi olmuştur. Uyuşmazlığın temelinde, katılan ile polis memurunun eşi arasındaki geçmişe dayalı iddialar, borç ilişkileri ve kıskançlıktan kaynaklanan son derece şahsi bir husumet yatmaktadır.
Olay gecesi katılan, alacak meselesi veya diğer hususi nedenlerle sanık polis memurunun bulunduğu ilçeye gitmiş ve etraftakilere onu sormuştur. Durumdan haberdar olan sanık polis memuru, kişisel bir öfke ile meslektaşlarını da yanına alarak katılanı usulsüz şekilde gözaltına almıştır. Karakoldan hastaneye sevk edilene kadar geçen yaklaşık 103 dakika boyunca sanık, tamamen şahsi kin, intikam ve hesap sorma duygularıyla katılana ağır fiziksel ile psikolojik şiddet uygulamıştır. Açılan ceza davasında yerel mahkeme, sanıkların bu eylemlerini işkence suçu kapsamında değerlendirerek mahkumiyet kararı vermiş, sanıklar ise kararın hukuka aykırı olduğunu, eylemin işkence sayılmaması gerektiğini belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin ve Yargıtay üyelerinin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel kanuni düzenleme, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.94 kapsamında düzenlenen işkence suçudur. İşkence suçu, bir kamu görevlisi tarafından bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan, bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine ya da aşağılanmasına yol açacak her türlü davranışın gerçekleştirilmesiyle meydana gelmektedir.
Doktrinde ve yerleşik içtihat prensiplerinde, bir eylemin işkence olarak vasıflandırılabilmesi için olayın ani olarak gelişmemesi, belirli bir süreç içinde sistematik bir şekilde ve süreklilik arz eden bir tarzda işlenmesi gerektiği önemle kabul edilmektedir. İşkence eylemini diğer darp veya hakaret gibi suçlardan ayıran en hayati özellik, eylemin kişinin psikolojisi ve irade yeteneği üzerinde uzun süreli veya hayat boyu devam edecek tahrip edici, yıkıcı etkiler bırakmasıdır.
Bununla birlikte, işkence suçunun manevi unsuru bakımından failin "özel bir kastla" hareket etmesi aranmaktadır. Tarihsel ve hukuki gelişim sürecinde işkence, genellikle bir suçu veya olayı aydınlatmak, suç faillerini bulmak, şüphelilerden itiraf veya delil elde etmek amacıyla kamu gücü kullanılarak başvurulan yasa dışı bir yöntem olarak tanımlanmıştır. Eğer kamu görevlisi bu sayılan özel amaçlara yönelik hareket etmiyorsa ve sahip olduğu yetkiyi tamamen şahsi husumet, eşkanlık, intikam veya hesap sorma gibi tümüyle kişisel duygularla kötüye kullanarak mağdura zarar veriyorsa, doktrindeki genel kabule ve muhalif içtihatlara göre bu fiiller işkence suçu sayılmaz. Bu tür eylemler, olayın oluş şekli ve mağdurdaki zararın boyutuna göre 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.86 uyarınca kasten yaralama, hakaret veya tehdit gibi suçları oluşturur. İşkence suçunun bu denli istisnai ve ağır ceza yaptırımlarına bağlanmasının temel amacı, yargılama ve soruşturma süreçlerinde her hal ve şartta insan onurunu korumaktır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay incelemesinde, sanık polis memuru ile katılan arasında, sanığın eşi üzerinden gelişen şahsi, duygusal ve geçmişe dayalı çok ağır bir husumet bulunduğu net bir biçimde tespit edilmiştir. Olay günü sanığın, kamu görevlisi sıfatını kullanmasına rağmen tamamen kişisel intikam ve aldatılma şüphesinden doğan hesap sorma motivasyonuyla hareket ederek katılanı gözaltına aldığı anlaşılmıştır. Karakola getirildikten sonra hastaneye sevk edilene kadar geçen 103 dakikalık zaman diliminde sanığın, katılana yönelik "karımla iyi yapıyor muydun" gibi şahsi kinini açıkça ortaya koyan sözler sarf ederek hem fiziksel hem de psikolojik şiddet uyguladığı mahkemece sabit görülmüştür. İlk derece mahkemesi, sanıkların bu eylemlerini neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçu kapsamında değerlendirmiş ve katılanın vücudunda kemik kırığı meydana gelmesini de dikkate alarak sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü kurmuştur.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi çoğunluk kararıyla, yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanan delillere ve ilk derece mahkemesinin takdirine uygun bulduğu bu mahkumiyet kararını usul ve yasaya uygun bularak onamıştır. Buna karşın, karara muhalif kalan daire başkanı ve bir üye, eylemin hukuken işkence suçunu oluşturmadığını kapsamlı bir şekilde gerekçelendirmiştir. Muhalefet şerhinde, işkence suçu için zaruri olan "sistematik ve süreklilik arz eden fiil" unsurunun 103 dakikalık olay bütünlüğünde tam olarak somutlaşmadığı kuvvetle vurgulanmıştır. Ayrıca, sanığın bir suç delili elde etmek veya adli bir soruşturmayı aydınlatmak gibi işkenceye özgü hiçbir amaç gütmediği, eylemin bütünüyle kişisel öfke ve intikam duygularından kaynaklandığı, bu sebeple eylemlerin kasten yaralama, hakaret ve tehdit suçlarını oluşturacağı, şahsi saiklerle yapılan her şiddet eyleminin işkence sayılmasının kanunun koruduğu hukuki değere ve amacına aykırı olacağı savunulmuştur. Ek olarak, tefrik edilen sanık dosyalarının birlikte değerlendirilmemesinin maddi gerçeğin ortaya çıkmasına engel olduğu da eleştirilmiş, ancak çoğunluk görüşü bu hukuki itirazlara iştirak etmemiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 8. Ceza Dairesi, temyiz itirazlarını yerinde görmeyerek yerel mahkeme tarafından verilen mahkumiyet kararlarına yönelik temyiz isteminin esastan reddi yönünde karar vermiştir.