Karar Bülteni
AİHM SAHINER BN. 21669/21
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 4. Bölüm |
| Başvuru No | 21669/21 |
| Karar Tarihi | 03.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | HUDOC |
- İsim hakkı özel hayata saygı kapsamındadır.
- İsim değişikliği talebi mutlak bir hak değildir.
- Devletin isim mevzuatında geniş takdir marjı vardır.
- İsimlerin uydurma olmaması meşru bir amaçtır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen bu karar, bireylerin kendi belirledikleri ve kullandıkları bir ismi resmi olarak tescil ettirme taleplerinin, devletlerin kamu düzeni ve nüfus kayıtlarının güvenilirliği çerçevesindeki sınırlarını açıkça çizmesi bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Karar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesi kapsamında korunan özel ve aile hayatına saygı hakkının, kişiye dilediği herhangi bir ismi, özellikle de uydurma veya toplumsal karşılığı olmayan bir ismi seçme konusunda mutlak bir serbesti tanımadığını güçlü bir şekilde teyit etmektedir. Mahkeme, devletlerin isim değişikliği şartlarını ve prosedürlerini belirlerken oldukça geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu açıkça vurgulamıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, özellikle resmi olmayan fiili kullanımların tek başına hukuki bir hak doğurmayacağını ve devlete doğrudan bir resmi tescil yükümlülüğü yüklemeyeceğini göstermektedir. Bir ismin toplumda, dilde veya tarihsel gelişimde somut bir karşılığının bulunması, yani kanundaki tabirle "yaygın" veya "bilinen" olması şartının, kişilerin kimlik tespiti ve kamu düzeninin korunması adına Sözleşme'ye bütünüyle uygun olduğu tescillenmiştir. Uygulamada bu durum, nüfus idarelerinin ve yerel mahkemelerin isim değişikliği taleplerini reddederken orantılılık ilkesine uydukları ve keyfiliğe kaçmadıkları sürece uluslararası hukuka uygun hareket ettiklerini göstermekte, isim mevzuatındaki aranan somut "yaygınlık" kriterine çok güçlü bir hukuki meşruiyet kazandırmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Özlem Sahiner, doğduğunda babası tarafından kendisine verilen "Özlem" ismini, annesinin ve arkadaş çevresinin küçüklüğünden beri kullandığı "Lemilia" ismiyle değiştirmek için Avusturya makamlarına dava açmıştır. Başvurucu, babasıyla hiçbir bağının kalmadığını, onun verdiği ismi taşımak istemediğini ve kendini yalnızca "Lemilia" ismiyle tanımladığını belirterek isminin resmi kayıtlarda değiştirilmesini talep etmiştir. Ancak Avusturya nüfus ve idari makamları ile yerel mahkemeler, "Lemilia" isminin Avusturya'da veya başka bir dilde yaygın veya bilinen bir isim olmadığını, tamamen uydurma bir isim niteliği taşıdığını belirterek bu talebi reddetmiştir. Başvurucu, bu reddin kendi kimliğine ve özel hayatına haksız bir müdahale olduğunu savunarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkeme, uyuşmazlığı incelerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 (özel ve aile hayatına saygı hakkı) çerçevesinde değerlendirme yapmıştır. AİHM içtihatlarına göre, isim ve soyisim kişinin kimliğinin ve özel hayatının ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak, bir kişiyi ismini değiştirmeye zorlamak özel hayata bir müdahale oluştururken, kişinin talep ettiği yeni bir ismin tescilinin reddedilmesi her durumda doğrudan bir ihlal olarak değerlendirilmemektedir. Devletlerin, nüfus kayıtlarının doğru tutulması ve kişilerin kimlik tespitinin güvenli bir şekilde yapılabilmesi için isim değişikliklerine yasal sınırlamalar getirme hakkı bulunmaktadır.
Somut olayda uygulanan ulusal mevzuat, Avusturya İsim Değişikliği Kanunu m.3 hükmüdür. Bu kurala göre, talep edilen ilk ismin "yaygın" (alışılmış) olmaması halinde isim değişikliği talebinin reddedilmesi zorunludur. Avusturya Anayasa Mahkemesi ve Yüksek İdare Mahkemesi içtihatlarına göre bu şart, ismin toplumun isim gelişim kültüründe gerçek bir referans noktasının bulunmasını ve tamamen uydurma olmamasını ifade etmektedir.
AİHM, isimlerin verilmesi ve tanınması sürecinin tarihi, dilsel ve kültürel faktörlerden etkilendiğini, bu nedenle Sözleşme'ye taraf devletlerin bu alanda geniş bir takdir marjına sahip olduğunu belirtmiştir. Toplumun genel çıkarı olan nüfus kaydının düzeni ve kimlik tespiti ile bireyin kendi seçtiği ismi kullanma menfaati arasında adil bir denge kurulmalıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
AİHM, başvurucunun "Lemilia" ismini kullanma yönündeki kişisel menfaati ile Avusturya makamlarının kamu düzenini koruma amacı arasında adil bir denge kurulup kurulmadığını detaylıca incelemiştir. Başvurucu, ismin kendi kimliğinin oluşumunda önemli olduğunu ve yıllardır fiilen bu ismi kullandığını ileri sürmüştür. Buna karşılık, Avusturya makamları bu ismin ülkede daha önce hiç tescil edilmediğini, dil uzmanlarının raporlarına göre İtalyanca veya İspanyolca gibi diğer dillerde de yaygın bir kullanımının bulunmadığını tespit etmiştir.
Mahkeme, başvurucunun babasıyla olan kötü geçmişi nedeniyle "Özlem" isminden kurtulmak istemesinin son derece anlaşılabilir olduğunu, ancak bu amacın "Lemilia" dışındaki yaygın başka bir ismin seçilmesiyle de pekâlâ gerçekleştirilebileceğini vurgulamıştır. İdarenin kararı, başvurucunun ismini değiştirmesini tamamen engellememekte, yalnızca kanundaki "yaygınlık" kriterini sağlamayan spesifik bir ismin tesciline izin vermemektedir. Ayrıca, resmi tescilin reddedilmesi, başvurucunun aile ve arkadaş çevresinde "Lemilia" ismini fiilen kullanmasına bir engel de oluşturmamaktadır.
AİHM, Avusturya mahkemelerinin kararlarında keyfilik bulunmadığını, ismin yaygın olup olmadığının tespiti için gerekli araştırmaların yapıldığını ve Anayasa Mahkemesi'nin bu kuralın Sözleşme'ye uygunluğunu yeterince değerlendirdiğini not etmiştir. Devletin, tamamen uydurma ve izlenebilirliği olmayan isimlerin tescilini reddetmesinde dayandığı kamu düzeni gerekçeleri Mahkeme tarafından ilgili ve yeterli bulunmuştur. Başvurucunun yasal olmayan fiili kullanımının, devlete bu ismi resmi olarak tescil etme yönünde pozitif bir yükümlülük yüklemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avusturya makamlarının takdir yetkisi sınırları içinde hareket ettiğini belirterek, Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.