Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 22. HD | 2016/14482 E. | 2016/16490 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 22. HD 2016/14482 E. 2016/16490 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 22. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/14482
Karar No 2016/16490
Karar Tarihi 06.06.2016
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • İşe iade için otuz işçi şartı aranır.
  • İşçi sayısı fesih bildirim tarihinde belirlenir.
  • Aynı işkolundaki tüm işyerleri hesaba katılır.
  • Şirketler arası organik bağ mutlaka araştırılmalıdır.

Bu karar, iş güvencesi hükümlerinden yararlanmanın en temel ön koşullarından biri olan "otuz işçi çalıştırma" kriterinin hesaplanmasında, şirketler arasındaki organik bağın ne derece kritik ve belirleyici bir rol oynadığını hukuken açıkça ortaya koymaktadır. İşverenlerin, iş güvencesi hükümlerinin getirdiği hukuki ve mali yükümlülükleri bertaraf etmek amacıyla işçileri farklı tüzel kişilikler, paravan şirketler veya alt işverenlik sözleşmeleri üzerinden sigortalı gösterme yoluna gitmesi, çalışma hayatında ve uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Yargıtay bu emsal kararıyla, uyuşmazlıkları çözen mahkemelerin sadece görünürdeki işyeri kayıtlarıyla ve şekli belgelerle yetinmemesi gerektiğini, tüzel kişilik perdesinin arkasındaki asıl organik, ekonomik ve hukuki ilişkinin ticaret sicil müdürlüğü, vergi dairesi kayıtları ve Sosyal Güvenlik Kurumu belgeleri bütünüyle celp edilerek titizlikle incelenmesi gerektiğini çok net bir biçimde vurgulamaktadır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, işe iade davalarında "işçi sayısı otuzdan azdır" yönünde itirazında bulunan işverenlere karşı, zayıf konumda olan işçinin hukuken korunması ve adaletin tecellisi bakımından son derece yüksektir. Yargıtay, organik bağ iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda mahkemelere oldukça kapsamlı bir araştırma yükümlülüğü getirerek, salt evrak üzerinden yapılacak eksik inceleme ile verilecek ret kararlarının önüne geçmektedir. Uygulamadaki asıl önemi ise, şirketlerin kendi içlerinde suni olarak bölünerek veya farklı unvanlar altında aynı ticari faaliyeti göstererek yasal iş güvencesi hükümlerinden kaçınmasının engellenmesidir. Bu yönüyle ilgili karar, işçi lehine yorum ilkesinin usul hukukundaki en güçlü yansımalarından birini teşkil etmekte ve hak arama hürriyeti ile adil yargılanma hakkının teminine doğrudan hizmet etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu davada uyuşmazlık, bir işçinin iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz bir şekilde feshedildiği iddiasıyla eski işvereni aleyhine açtığı işe iade davasından kaynaklanmaktadır. Davacı işçi, davalı işyerinde kendisine sistemli bir şekilde mobbing uygulandığını ve sözleşmesinin haksız yere feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı işveren ise işyerinde fesih tarihi itibarıyla yirmi altı işçinin çalıştığını, iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak için kanunun aradığı en az otuz işçi çalıştırma koşulunun gerçekleşmediğini savunarak öncelikle davanın usulden reddini istemiştir. Yerel mahkeme, sadece davalı işverenin kayıtlarına itibar ederek işyerinde otuz işçi çalışmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Bunun üzerine davacı işçi, gerçek işçi sayısının daha fazla olduğunu, işverenin diğer şirketlerle arasında organik bağ bulunduğunu ileri sürerek kararı temyiz etmiştir. Temel uyuşmazlık meselesi, iş güvencesi kapsamının belirlenmesinde işçi sayısının doğru tespit edilip edilmediğidir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay'ın önüne gelen bu uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuki çerçeve, 4857 sayılı İş Kanunu m. 18 düzenlemesinde yer alan iş güvencesi şartlarıdır. Anılan kanun maddesinin birinci fıkrasına göre, iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmek için işçinin çalıştığı işyerinde otuz veya daha fazla işçinin bulunması zorunludur. İşçi sayısının tespitinde temel alınacak zaman dilimi, fesih bildiriminin işçiye ulaştığı tarihtir. Bu tarihte belirli veya belirsiz süreli, tam veya kısmi süreli, daimi veya mevsimlik iş sözleşmesiyle çalışan tüm işçiler ayrım yapılmaksızın hesaplamaya dahil edilir.

Ayrıca, 4857 sayılı İş Kanunu m. 18'in dördüncü fıkrası uyarınca, bir işverenin aynı işkolunda birden fazla işyeri bulunması halinde, işyerinde çalışan işçi sayısı, bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenmektedir. Bu düzenleme nispi emredici nitelikte bir hukuk kuralı olup, yalnızca işçi lehine olmak kaydıyla bireysel veya toplu iş sözleşmeleriyle daha az işçi sayısı öngörülebilmektedir. İşçi sayısının kanuni sınırın altında kalmasını sağlayacak işveren aleyhine düzenlemeler ise geçersiz sayılmaktadır.

Yerleşik Yargıtay içtihat prensiplerine göre, işverenlerin tüzel kişilikleri bölerek veya alt şirketler kurarak işçi sayısını az göstermesi ve iş güvencesi hükümlerinden kaçınmasını engellemek amacıyla "organik bağ" veya "birlikte istihdam" olgularının mahkemelerce resen ve oldukça detaylı şekilde araştırılması gerekmektedir. Tüzel kişilik perdesinin aralanması doktrini ve işyeri devri kuralları çerçevesinde, dava dışı şirketler ile davalı şirket arasındaki hukuki ilişkinin gerçek mahiyetinin ortaya konulması elzemdir. Bu araştırmanın yapılabilmesi için ilgili şirketlerin ticaret sicil kayıtları, kurucu ortaklık yapıları, faaliyet alanları, Sosyal Güvenlik Kurumu ve vergi dairesi kayıtlarının mutlaka celp edilerek bir bütün halinde titizlikle değerlendirilmesi hukuk kurallarının emrettiği kesin bir usul zorunluluğudur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yüksek Mahkeme, davalı işverenlik bünyesinde işçi sayısının tespiti noktasında yerel mahkemenin yaptığı usul ve esas incelemesini oldukça yetersiz bulmuştur. Taraflar arasındaki temel çekişme, fesih tarihi itibarıyla işverence otuz veya daha fazla işçi çalıştırılıp çalıştırılmadığı ve dolayısıyla davacının iş güvencesi koruması kapsamında kalıp kalmadığı noktasına odaklanmaktadır. Dosya kapsamındaki bilgilere ve taraf iddialarına göre, yargılama sırasında dava dışı başka bir şirket ile davalı işyeri arasında organik bir bağ bulunup bulunmadığı hususu açıkça gündeme gelmiş, ancak yerel mahkeme tarafından bu kritik iddia üzerinde yeterli ölçüde durulmadan sadece davalı şirketin resmi kayıtları üzerinden eksik bir kanaatle hüküm kurulmuştur.

Yargıtay tespitlerinde, söz konusu iki şirket arasındaki organik bağ ilişkisinin mahkemece etraflıca araştırılmamış olmasını adil yargılanma ve gerçeğin tespiti ilkeleri açısından çok ciddi bir eksiklik olarak nitelendirmiştir. Bu bağlamda, her iki şirketle ilgili ticaret sicil kayıtlarının getirtilmesi, ortaklık yapılarının, adreslerinin ve faaliyet alanlarının aynı veya benzer olup olmadığının net olarak belirlenmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Ayrıca dava dışı şirket ile davalı arasındaki ilişkinin sadece şekli bir ayrılık mı yoksa gerçek bir işyeri devrine dayanıp dayanmadığı tespit edilmek zorundadır.

Somut olayda, işçi sayısının gerçeği yansıtıp yansıtmadığının oldukça sağlıklı ve hukuka uygun bir biçimde ortaya çıkarılabilmesi için sadece işverenin tek taraflı beyanlarının veya Sosyal Güvenlik Kurumu bildirimlerinin tek başına yeterli bir delil teşkil etmediği görülmektedir. Adı geçen şirketlere ait ticaret sicil kayıtları ile birlikte gerekirse vergi dairesi kayıtlarının da getirtilerek maddi gerçeği yansıtacak kapsamlı bir hukuki denetim yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Yerel mahkemenin, maddi gerçeği ortaya çıkaracak bu hayati araştırmaları yapmadan sırf eksik inceleme ile davanın usulden reddine karar vermiş olması, anılan yasal düzenlemelere ve Yargıtay'ın emsal nitelikteki yerleşik içtihatlarına bütünüyle aykırı bulunmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, işçi sayısının tespiti için organik bağ iddialarının eksiksiz araştırılması gerektiği yönünde karar vererek yerel mahkemenin eksik incelemeyle verdiği kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: