Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2016/14708 E. 2019/12441 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/14708 |
| Karar No | 2019/12441 |
| Karar Tarihi | 10.06.2019 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Fazla çalışma iddiasını ispat yükü işçidedir.
- İmzalı bordrolar sahteliği ispatlanana kadar kesin delildir.
- İhtirazi kayıt yoksa bordrodaki fazla çalışma esastır.
- Tanık beyanları fazla çalışma ispatında kullanılabilir.
- Hesaplamada taleple bağlılık ilkesi dikkate alınmalıdır.
Bu karar, işçilik alacakları davalarında özellikle fazla çalışma ücretlerinin ispatı ve hesaplanması usullerine ilişkin temel hukuki kuralları bir kez daha netleştirmektedir. Yargıtay, işçinin fazla çalışma yaptığını iddia etmesi durumunda bunu öncelikle yazılı belgelerle veya bu mümkün değilse tanık beyanlarıyla ispatlaması gerektiğini kesin bir dille hatırlatmıştır. Özellikle imzalı ve ihtirazi kayıt içermeyen ücret bordrolarının iş hukuku yargılamasında kesin delil niteliğine sahip olduğu, bu kuralın istisnalarının ancak kesin yazılı delillerle kanıtlanabileceği teyit edilmiştir.
Emsal niteliğindeki bu karar, mahkeme salonlarında sıklıkla karşılaşılan, tanık beyanları ile davacının kendi kişisel talebi arasındaki çelişkilerin nasıl çözüleceğine dair son derece önemli bir yol haritası sunmaktadır. Yargıtay, tarafların dinlettiği tanık beyanlarının çalışma saatlerinin iddia edilenden çok daha uzun olduğunu göstermesine rağmen, usul hukukunun temel taşı olan taleple bağlılık kuralı gereğince davacının kendi dilekçesindeki talebiyle sınırlı kalınması gerektiğine hükmetmiştir. Taleple bağlılık ilkesinin bu denli katı ve tavizsiz bir şekilde uygulanması, dava dilekçelerinin ve alacak taleplerinin ne kadar büyük bir titizlikle hazırlanması gerektiğini somut bir şekilde ortaya koymaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlıkta, bir üniversite hastanesinin yemekhanesinde aşçı yardımcısı olarak çalışan işçi, işveren şirkete ve üniversiteye karşı alacak davası açmıştır. İşçi, çalışma süresi boyunca kendisine mobbing (psikolojik taciz) uygulandığını ve yaptığı fazla mesai ile ulusal bayram çalışmalarının ücretlerinin ödenmediğini belirterek iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürmüştür. Karşılığında kıdem tazminatı, fazla mesai, genel tatil ve yıllık izin ücretlerinin tarafına ödenmesini talep etmiştir.
Davalı şirket ise işçinin disiplinsiz davrandığını, işveren vekiline karşı fiziksel saldırı ve hakaret eylemlerinde bulunduğunu iddia ederek işçiyi kendilerinin haklı nedenle işten çıkardığını savunmuştur. Davalı üniversite ise işçi ile aralarında doğrudan bir iş ilişkisi olmadığını, asıl sorumluluğun şirkette bulunduğunu belirterek husumet itirazında bulunmuştur. Mahkemenin ilk kararının ardından dosya Yargıtay incelemesine taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay'ın önüne gelen bu kapsamlı uyuşmazlıkta çözümlenmesi gereken en temel hukuki mesele, fazla mesai alacaklarının mahkeme huzurunda nasıl ispat edileceği ve ne şekilde hesaplanacağıdır. İş hukukundaki yerleşik ve köklü içtihatlara göre, fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi, her şeyden önce bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. İşçinin kendi serbest iradesiyle imzasını taşıyan aylık maaş bordroları, aksi yönde bir sahteliği ispat edilinceye kadar yargılamada kesin delil niteliği taşımaktadır. İmzalı bordrolarda fazla çalışma tahakkuku açıkça bulunuyorsa, işçi gerçekte daha fazla sürelerle çalıştığını ancak bordroyu imzalarken ihtirazi kayıt koyarak ileri sürebilir. Bordrolar ihtirazi kayıtsız şekilde imzalanmış ise, bordroda görünenden daha fazla çalışıldığının ispatlanması tanıkla mümkün olamaz, ancak geçerli yazılı belgelerle mümkündür.
Eğer işyerinde çalışma düzenini ve fazla çalışmayı kanıtlayacak giriş-çıkış puantaj kayıtları veya işyeri iç yazışmaları gibi yazılı deliller bulunmuyorsa, ispat aracı olarak tarafların dinleteceği tanık beyanlarına başvurulması zarureti doğmaktadır. Tanık beyanları mahkemece değerlendirilirken işin niteliği, işyerindeki çalışma düzeni ve yoğunluğu da göz önüne alınır.
Usul hukukumuzun temel taşı olan ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.26 uyarınca geçerli olan "taleple bağlılık ilkesi" bu davada büyük bir önem arz etmektedir. İşçi, dava dilekçesinde mesai bitim saatini belirli bir saat olarak nasıl belirttiyse, mahkemede dinlenen tanıklar aksine daha uzun mesai yapıldığını söylese bile, hakim tarafından davacının yazılı talebi aşılarak işçi lehine hesaplama yapılamaz. Son olarak, fazla mesai süreleri hesaplanırken işçinin günlük çalışma süresi içindeki yemek ve çay molaları gibi ara dinlenme sürelerinin de 4857 sayılı İş Kanunu m.68 çerçevesinde fiili çalışma süresinden mutlaka düşülmesi zorunludur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, taraflar arasındaki uyuşmazlığın temyiz incelemesinde özellikle fazla çalışma saatlerinin tespitinin hatalı yapıldığı noktasına odaklanmıştır. Somut olayda işçi, 2008 ile 2014 yılları arasında aşçı yardımcısı olarak çalışmış ve dava dilekçesinde haftanın altı günü sabah 05:00 ile öğleden sonra 16:00 saatleri arasında görev yaptığını iddia etmiştir. İlk derece mahkemesi tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise, davacının mesai başlangıcı 05:00 olarak kabul edilmiş, ancak çıkış saati tanık beyanlarının ortalaması alınarak 15:00 olarak belirlenmiş ve bu süre üzerinden bir saatlik ara dinlenmesi düşülerek haftalık dokuz saat fazla mesai yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Ancak Yargıtay'ın dosya üzerinde yaptığı detaylı hukuki denetimde, yargılama esnasında dinlenen hem davacı hem de davalı tanıklarının beyanlarında farklı bir durumun ortaya çıktığı görülmüştür. Tanıkların beyanlarına göre, işyerinde vardiyalı sisteme geçilen 2014 yılının Mayıs ayından önceki dönemde çalışma saatlerinin genellikle saat 17:00'ye kadar uzadığı ifade edilmiştir. Bizzat davalının kendi tanıkları dahi işçinin mesaisinin öğleden sonra 17:00'ye kadar devam ettiğini doğrulamıştır.
Bu noktada mahkemenin hesaplamayı saat 15:00 çıkışına göre yapması eksik ve hatalı bulunmuştur. Ne var ki, tanıklar mesainin saat 17:00'ye kadar sürdüğünü somutlaştırmış olsalar da, işçi kendi dava dilekçesinde mesaisinin 16:00'da bittiğini ileri sürmüştür. Yargıtay, taleple bağlılık ilkesi gereğince tanıkların beyan ettiği 17:00 saatinin değil, işçinin kendi talep ettiği 16:00 saatinin dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. Bu doğrultuda, fazla mesai alacağının haftanın altı günü 05:00 ile 16:00 saatleri arasındaki çalışma düzenine ve bir saatlik ara dinlenme süresine göre yeniden hesaplanması gerektiğine hükmedilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, fazla çalışma ücreti alacağının taleple bağlılık ilkesi ve tanık beyanları doğrultusunda eksik inceleme ile hatalı hesaplandığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.