Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2019/2202 E. 2019/6629 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2019/2202 |
| Karar No | 2019/6629 |
| Karar Tarihi | 25.03.2019 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- İşe iade davası bir ayda açılmalıdır.
- Bir aylık dava açma süresi hak düşürücüdür.
- Eylemli fesihte süre fesih tarihinden başlar.
- Tebliğden imtina tutanağı tarihi tebliğ tarihi sayılır.
İş güvencesi kapsamında açılan işe iade davalarında 4857 sayılı İş Kanunu'nun 20. maddesinde düzenlenen bir aylık dava açma süresinin kesin ve hak düşürücü bir süre olduğu bu kararla bir kez daha vurgulanmıştır. Karar, fesih bildiriminin işçi tarafından tebellüğ edilmek istenmemesi veya işverence eylemli fesih yapılması hallerinde dava açma süresinin nasıl hesaplanacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Uygulamada işçilerin fesih bildirimini imzalamaktan kaçınması veya rapor alarak dava açma süresini uzatmaya çalışması sıkça karşılaşılan bir durumdur. Yargıtay bu emsal kararıyla, tebliğden imtina tutanağının düzenlendiği tarihin veya eylemli olarak çalışmanın fiilen sona erdiği tarihin dava açma süresi için başlangıç kabul edileceğini açıkça belirtmiştir. İdari itiraz yollarının kullanılması veya istirahat raporu alınması gibi durumların yasal dava açma süresini kesmeyeceği ilkesi, iş hukukunda sürelerin sıkı sıkıya takibini gerektirdiğinden büyük önem taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı, bir mağazada mağaza sorumlusu olarak çalışırken yıllık izninden döndükten sonra iş akdinin feshedildiğini, işverenin personel sayısını azaltıp aşırı iş yüklediğini ve kendisine psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını iddia etmiştir. Davacı, bu haksız uygulama sonrasında işe iadesi ile boşta geçen süre ve işe başlatmama tazminatlarının ödenmesi talebiyle işveren aleyhine dava açmıştır. İşveren tarafı ise davacının kasa defterini usulüne uygun tutmadığını, tarihi geçmiş ürünleri raflarda bıraktığını ve yapılan sayımlarda mağazada kabul edilebilir sınırların çok üzerinde envanter açığına neden olduğunu savunmuştur. Ayrıca işveren, davacının iş akdinin bu nedenlerle haklı sebeple feshedildiğini, davacının fesih bildirimini imzalamaktan kaçındığını ve açılan işe iade davasının bir aylık yasal hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını belirterek davanın usulden ve esastan reddini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan kural, 4857 sayılı İş Kanunu m. 20 hükmünde düzenlenen işe iade davası açma süresidir. İlgili kanun maddesine göre, iş sözleşmesinin geçerli bir neden olmadan feshedildiğini ileri süren işçi, fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren kesin olarak bir ay içinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurmak ve akabinde dava açmak zorundadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre bu bir aylık süre, kesin bir hak düşürücü süre niteliğindedir ve mahkemelerce davanın her aşamasında taraflar ileri sürmese dahi resen dikkate alınmalıdır.
İşverenin fesih bildirimini yazılı olarak yaptığı ancak işçinin tebellüğden imtina ettiği durumlarda, imtina tutanağının düzenlendiği tarih tebliğ tarihi olarak kabul edilerek yasal süre başlatılır. Eylemli fesih olarak adlandırılan, işçinin fiilen çalışmasının engellendiği ve işten çıkarıldığının sözlü veya fiili olarak ortaya konulduğu durumlarda ise hak düşürücü süre, doğrudan eylemli feshin yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar. Taraflar arasındaki sözleşme veya personel yönetmeliklerinde öngörülen şirket içi idari itiraz yolları dava açma süresini kesinlikle kesmez. Aynı şekilde, işçinin fesih bildiriminden sonraki bir tarihte hastalık veya başka bir mazeret sebebiyle istirahat raporu alması da işlemeye başlayan hak düşürücü süreyi durdurmaz. Bu katı kurallar, işçi ve işveren arasındaki iş ilişkisinden doğan uyuşmazlıkların makul bir süre içinde hızlı ve kesin olarak çözüme kavuşturulması amacıyla yasa koyucu tarafından özel olarak düzenlenmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut uyuşmazlıkta davacı işçi, iş akdinin 13 Kasım 2015 tarihinde telefonla bildirilen performans düşüklüğü bahanesiyle feshedildiğini öne sürmüş ve bir aylık dava açma süresinin bu tarihten başladığını iddia etmiştir. Ancak dava dosyası dikkatle incelendiğinde, bizzat davacının kendi dava dilekçesinde 2 Kasım 2015 tarihinde kendisine ertesi gün işe gelmemesinin söylendiğini açıkça belirttiği ve işçinin de bu tarihten sonra işyerinde fiilen çalışmadığı görülmüştür.
Bununla birlikte, davalı işveren tarafından dosyaya sunulan resmi kayıtlarda, davacıya ait sigortalı işten ayrılış bildirgesinin Sosyal Güvenlik Kurumuna 6 Kasım 2015 tarihinde verildiği ve ilgili belgede fesih tarihinin 2 Kasım 2015 olarak resmi kayıtlara geçirildiği tespit edilmiştir. Yargılama aşamasında mahkeme huzurunda dinlenen davalı tanığı da, davacı işçiye fesih bildiriminin 2 Kasım 2015 tarihinde yapıldığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde beyan etmiştir. Tüm bu maddi deliller ve beyanlar ışığında, davacının eylemli olarak işten çıkarıldığı ve fesih iradesinin kendisine tebliğ edildiği tarihin 2 Kasım 2015 olduğu yargı merciince sabit bulunmuştur.
İş Kanunu gereğince hak düşürücü bir aylık dava açma süresi bu kesin tarihten itibaren işlemeye başlamasına rağmen, davacı işçi işe iade davasını 10 Aralık 2015 tarihinde, yani bir aylık yasal süre geçtikten sonra açmıştır. İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi tarafından feshin esasına girilerek davanın kabulüne karar verilmesi, usul hukukunun temel prensiplerinden olan hak düşürücü sürenin göz ardı edilmesi nedeniyle ağır bir hukuki hata olarak değerlendirilmiştir. Yargıtay, bir aylık sürenin kamu düzenini ilgilendirdiğini ve mahkemelerce davanın her aşamasında resen dikkate alınması gerektiğini vurgulayarak alt derece mahkemelerinin kararlarını hukuka aykırı bulmuştur. Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, davanın yasal hak düşürücü süre geçtikten sonra açılmış olması nedeniyle mahkeme kararını ortadan kaldırarak davanın reddi yönünde kararı bozmuştur.