Anasayfa Karar Bülteni AYM | Güray Aydın | BN. 2021/63683

Karar Bülteni

AYM Güray Aydın BN. 2021/63683

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi / İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/63683
Karar Tarihi 19.11.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İşçilik alacaklarında katı şekilcilik adalete erişimi engeller.
  • Uzayan yargılamanın faturası davacı işçiye kesilemez.
  • Talep artırımında zamanaşımı itirazı ölçülü değerlendirilmelidir.
  • Alacağın sonradan belirlenmesi hak kaybına neden olamaz.

Bu karar, işçilik alacakları davalarında işçinin başlangıçta miktarını tam olarak bilemediği alacaklar için sonradan sunduğu talep artırım dilekçelerinin, katı bir şekilcilikle ıslah veya kısmi dava kapsamında değerlendirilerek zamanaşımı def'ine kurban edilmesinin anayasal hak ihlali olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, alacak miktarının ancak uzmanlık gerektiren çok sayıda bilirkişi raporu sonucunda belirlenebildiği durumlarda, davanın açıldığı tarih ile miktar artırım tarihi arasında geçen uzun sürenin işçi aleyhine yorumlanamayacağını vurgulamaktadır. Mahkemelerin, işçinin başlangıçta tüm alacağı talep etmesini beklemesi ve sonradan artırılan kısmı beş yıllık zamanaşımı süresi dolduğu gerekçesiyle reddetmesi, mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirilmiştir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür. Özellikle iş mahkemelerinde yıllarca süren ve defalarca bilirkişi incelemesine tabi tutulan dosyalarda, yargılamanın uzamasından kaynaklı zamanaşımı riskinin davacı işçiye yüklenmesinin önüne geçilmektedir. Yargı organlarının kısmi dava ile belirsiz alacak davası ayrımını yaparken, adalete erişim hakkını zedeleyecek aşırı esneklik veya katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği bir kez daha teyit edilmiştir.

Uygulamadaki önemi bakımından karar, iş hukukunda sıkça rastlanan talep artırımı ve zamanaşımı itirazı sarmalına anayasal bir güvence getirmektedir. İşçilerin, yargılamanın uzaması sebebiyle hak kayıplarına uğramasının engellenmesi adına derece mahkemelerinin usul kurallarını hakkaniyete uygun ve öngörülebilir şekilde yorumlaması gerektiği net bir içtihat hâline gelmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İş sözleşmesi 2012 yılında feshedilen bir işçi, eski işverenine karşı fazla mesai, yıllık izin ve prim alacaklarının ödenmesi amacıyla dava açmıştır. İşçi, başlangıçta alacak miktarını tam olarak hesaplayamadığı için fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak hukuki süreci başlatmıştır.

Yargılama boyunca dosya, teknik hesaplamaların yapılabilmesi için tam beş kez farklı bilirkişilere ve heyetlere gönderilmiştir. Aradan geçen uzun yılların ardından hazırlanan nihai rapor sonrası işçi, alacak taleplerini bir dilekçe ile artırmıştır. Ancak ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi, işçinin bu artırım talebini davanın kısmi dava olduğu ve yasal beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kısmen reddetmiştir. İşçi, yargılamanın mahkemeden kaynaklı sebeplerle uzadığını, bu gecikmenin faturasının kendisine kesilerek zamanaşımı gerekçesiyle hakkının elinden alındığını ve adalete erişiminin engellendiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan "adil yargılanma hakkı" kapsamındaki "mahkemeye erişim hakkı" ilkelerine dayanmıştır. İşçilik alacaklarında uygulanacak zamanaşımı süresi, uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 4857 sayılı İş Kanunu m.32 hükmü uyarınca beş yıl olarak belirlenmiştir. Mahkemeye erişim hakkı, kişilerin uyuşmazlıkları yargı önüne taşıyabilmesi ve etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmesi anlamına gelmektedir.

Dava açmanın belirli bir süreye veya zamanaşımı koşuluna bağlanması, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması ile adalete erişim arasında makul bir denge kurulması açısından meşru bir amaca hizmet etmektedir. Ancak usul kuralları uygulanırken, mahkemelerin yargılamanın hakkaniyetine zarar verecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınması yerleşik içtihat prensiplerindendir.

Doktrinde ve anayasal yargı uygulamasında kabul edildiği üzere, zararın veya alacak miktarının davanın en başında tam olarak bilinmesinin davacıdan beklenemeyeceği, teknik ve hukuki uzmanlık gerektiren bilirkişi incelemelerine muhtaç durumlarda zamanaşımı kurallarının katı bir şekilde uygulanması ciddi hak kayıplarına yol açmaktadır. Anayasa Mahkemesi, davanın kısmi dava veya belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi süreçlerinde, yargılamanın uzamasından kaynaklı faturanın davacıya kesilmesini ölçülülük ilkesiyle bağdaştırmamaktadır. Hak arama hürriyeti ile hukuki belirlilik arasındaki makul dengenin, davacının mahkeme kararını elde etmesini anlamsız kılacak sınırlamalarla bozulamayacağı temel kural olarak benimsenmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu olayda işçinin 2012 yılında iş akdinin feshedilmesinin ardından gecikmeksizin yargı yoluna başvurduğunu ve fazlaya dair haklarını saklı tutarak dava açtığını tespit etmiştir. Dava sürecinde mahkemece tam beş farklı bilirkişi incelemesi yaptırılmış, teknik hesaplama gerektiren uyuşmazlık ancak yıllar süren çabalar sonucunda netleştirilebilmiştir. Başvurucu, alacak miktarı uzmanlarca belirginleştiğinde derhâl talep artırım dilekçesi sunarak hakkına kavuşmayı amaçlamıştır.

Buna karşın, ilk derece ve istinaf mahkemelerinin başvurucunun davasını kısmi dava olarak nitelendirip, yıllar sonra sunulan talep artırım dilekçesini ıslah olarak değerlendirerek beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle talepleri reddetmesi, Anayasa Mahkemesi tarafından anayasal güvencelere aykırı bulunmuştur. Yüksek Mahkeme, alacak kalemlerinin davanın açıldığı tarihte kesin olarak bilinemez durumda olduğunu ve ancak uzun süren bilirkişi aşamalarından sonra tespit edilebildiğini önemle vurgulamıştır.

Yargılama makamlarının, yargılamanın kendi işleyişinden kaynaklı olarak uzamasını ve bu uzamanın yarattığı zamanaşımı riskini davacı işçinin omuzlarına yüklemesi, mahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız bir müdahale olarak değerlendirilmiştir. Başvurucunun, mahkeme ve bilirkişi süreçlerindeki uzun gecikmeler nedeniyle alacağına kavuşamaması, ona şahsi ve aşırı bir külfet yüklemiştir. Mahkemelerin benimsediği bu aşırı şekilci yaklaşım, hak arama hürriyetinin özünü zedeleyerek elde edilecek hukuki korumayı işlevsiz hâle getirmiştir. Öte yandan makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyet, kanunda öngörülen Tazminat Komisyonuna başvurulmadığı için başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: