Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 2. Daire | 2020/373 E. | 2021/76 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 2. Daire 2020/373 E. 2021/76 K.

KARARIN KÜNYESİ

Mahkeme / Daire Danıştay 2. Dairesi
Esas No 2020/373
Karar No 2021/76
Karar Tarihi 07.01.2021
Dava Türü Tam Yargı
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • İptal davası sonucu bekleyerek tam yargı açılabilir.
  • Mobbing eylemleri idari işlem ve eylemlerden oluşabilir.
  • Derdest iptal davası varken tazminat süresi aşılmaz.
  • Süre aşımı reddi iptal davasının sonucunu beklemelidir.

Bu karar hukuken, mobbing (psikolojik taciz) iddialarına dayalı olarak açılan tam yargı davalarında dava açma sürelerinin nasıl hesaplanması gerektiğine dair çok önemli bir usul güvencesi sunmaktadır. İdare hukukunda kural olarak idari eylem veya işlemden doğan zararların tazmini için belirli ve katı dava açma süreleri öngörülmüştür. Ancak Danıştay, mobbingin birbirine geçmiş zincirleme eylem ve işlemler bütünü olduğunu güçlü bir şekilde vurgulayarak, bu zincirin bir parçası olan ve iptal davasına konu edilen idari işlemlerin yargısal süreci devam ederken açılan tam yargı davasının süresinde kabul edilmesi gerektiğini açıkça hüküm altına almıştır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür. Uygulamada idare mahkemeleri, mobbingi oluşturan spesifik bir işlem veya eylem tarihini başlangıç alarak tazminat davalarını süre aşımından reddedebilmekteydi. Danıştay bu kararıyla, mobbing sürecinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve mobbingin bir parçası olduğu iddia edilen işlemler (örneğin somut olaydaki malulen emekliye sevk işlemi) hakkında iptal davası açılmışsa, bu davanın sonucunun beklenmesi kuralının, dava açma süresini ortadan kaldırmayacağını kesin bir biçimde ortaya koymuştur. Bu yönüyle karar, idari yargıda mobbing mağduru kamu görevlilerinin hak arama hürriyetini ve mahkemeye erişim hakkını güvence altına alarak adalete erişimi kolaylaştıran temel bir içtihat niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İstanbul'da bir eğitim ve araştırma hastanesinde hekim olarak görev yapmakta olan davacı, kurum bünyesinde uzun süredir kendisine idare tarafından sistemli bir şekilde mobbing (psikolojik taciz) uygulandığını iddia ederek Sağlık Bakanlığı'na karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Davacı hekim; sağlık durumu fiziken elverişli olmamasına rağmen zorla evde sağlık biriminde çalıştırıldığını, çalışma odası olarak kendisine bodrum katta penceresiz ve havalandırmasız bir yerin reva görüldüğünü, engelli otoparkı tahsis edilmeyerek mağduriyetinin artırıldığını ve son aşamada iradesi dışında malulen emekliye sevk edilmek suretiyle kurumla ilişiğinin kesildiğini ifade etmiştir. Bu zincirleme idari işlem ve eylemler nedeniyle hem fiziksel hem de psikolojik sağlığının onarılamaz biçimde bozulduğunu belirterek, yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi adına 100.000 TL maddi ve 500.000 TL manevi olmak üzere toplam 600.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde dayanak alınan en temel hukuki düzenleme, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.12 hükmüdür. İlgili kanun maddesi, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabileceklerini düzenlemektedir. Aynı madde, mağdurlara bir hak daha tanıyarak; ilk önce iptal davası açıp bu davanın karara bağlanması üzerine, kararın tebliğinden itibaren yasal dava süresi içinde doğan zararlardan dolayı tam yargı davası açılabileceğini de açıkça hüküm altına almaktadır.

Danıştay'ın yerleşik içtihatlarına göre, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın karara bağlanması, söz konusu işlemin tebliğinden itibaren açılabilecek tam yargı davasına ilişkin olarak yeni bir dava açma süresi başlatır. Bu kuralın varlığı, önceden mevcut olan dava açma süresini ortadan kaldırmamaktadır. Başka bir deyişle, hukuka aykırı işlemden ötürü hakları muhtel olan kişiler, tazminat talep haklarını iptal davasının karara bağlanması üzerine kanunda öngörülen süre içinde kullanabilecekleri gibi iptal davası henüz sonuçlanmadan da ileri sürme hakkına sahiptirler.

Bunun yanında, mobbing eylemlerinin idare hukukundaki tanımı da uyuşmazlığın temel çerçevesini oluşturmaktadır. Mobbing, anlık bir işlemden ziyade, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, idarenin eylem ve işlemlerinin iç içe geçtiği bir süreçtir. Bu nedenle mobbinge dayalı tazminat davalarında dava açma süresi, bu iç içe geçen eylem ve işlemlerin bütünselliği dikkate alınarak değerlendirilmeli ve süregelen hukuki sürecin niteliğine göre belirlenmelidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Dosyanın incelenmesinden, davacının iddia ettiği mobbing olaylarının kaynağını hem idari eylemlerin hem de idari işlemlerin oluşturduğu anlaşılmıştır. Davacı; uygunsuz çalışma odası tahsisi, engelli otoparkı verilmemesi gibi idari eylemlerin yanı sıra, hakkında tutanaklar tutulması ve en nihayetinde malulen emekliye sevk edilmesi şeklindeki idari işlemlerin bir bütün olarak tarafına yöneltilmiş bir psikolojik taciz (mobbing) oluşturduğunu ileri sürmüştür.

İlk derece mahkemesi, davacının malulen emekliye sevk edildiği 17.12.2015 tarihi itibarıyla altmış günlük dava açma süresi içerisinde tazminat davası açması gerektiği, oysa bu davanın 02.05.2018 tarihinde açıldığı gerekçesiyle davayı süre aşımından reddetmiştir. Ancak Danıştay 2. Dairesi, yapılan bu usuli değerlendirmenin hukuka aykırı olduğunu tespit etmiştir. Zira davacı, mobbingin en önemli unsuru olarak gösterdiği "malulen emekliye sevk edilme" işlemine karşı daha önce bir iptal davası açmış ve bu dava süreci temyiz aşamasında Danıştay Onikinci Dairesi nezdinde halen devam etmektedir.

İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun ilgili hükümleri gereğince, iptal davası açılması halinde, davanın karara bağlanması üzerine tam yargı davası açılabileceği gibi iptal davası henüz sonuçlanmadan da tam yargı davası açılmasının önünde hukuki bir engel bulunmamaktadır. Somut olayda, mobbing iddialarının temelini oluşturan idari işleme karşı açılan iptal davasının henüz kesinleşmediği ve yargısal sürecin işlemeye devam ettiği çok açıktır. Dolayısıyla, davacının söz konusu iptal davası süreci devam ederken açtığı bu maddi ve manevi tazminat davasında süre aşımı bulunduğunu kabul etmek kanunun özüne aykırıdır. İlk derece ve istinaf mahkemelerinin bu mühim hususu göz ardı ederek işin esasına girmeksizin davayı usulden reddetmeleri hukuki dayanaktan tamamen yoksundur.

Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, davanın süre aşımı yönünden reddi yolunda verilen ilk derece mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunu reddeden bölge idare mahkemesi kararını hukuka aykırı bularak kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: