Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 2. Daire | 2020/516 E. | 2020/3123 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 2. Daire 2020/516 E. 2020/3123 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 2. Dairesi
Esas No 2020/516
Karar No 2020/3123
Karar Tarihi 22.10.2020
Dava Türü İptal
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • İdarenin takdir yetkisi mutlak ve sınırsız değildir.
  • Görevden alma somut ve hukuki belgelere dayanmalıdır.
  • İptal edilen disiplin cezaları atamaya gerekçe yapılamaz.
  • Sistematik mobbing ve haksız soruşturmalar idari kusurdur.

Bu karar, üst düzey kamu yöneticilerinin görevden alınması ve yerlerine atanacak kişiler konusunda idareye tanınan takdir yetkisinin sınırlarını net bir şekilde çizmesi bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Her ne kadar idarelerin, çalışacakları üst düzey personeli seçme konusunda geniş bir takdir marjı bulunsa da, bu yetkinin kamu yararı ve hizmet gerekleri dışında, keyfi veya cezalandırma kastıyla kullanılamayacağı bir kez daha vurgulanmıştır. Yüksek Mahkeme, kamu görevlisinin performans düşüklüğü veya disiplinsizliği iddialarının mutlaka somut, hukuken geçerli bilgi ve belgelerle ispatlanması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.

Uygulamadaki emsal etkisine bakıldığında, idarelerin salt soyut iddialara veya yargı mercilerince daha önce iptal edilmiş olan disiplin cezalarına dayanarak atama ve görevden alma işlemi tesis edemeyecekleri anlaşılmaktadır. Özellikle kamu personeline yönelik uygulanan haksız soruşturmalar, sürekli yer değiştirmeler ve mobbing niteliğindeki sistematik eylemlerin varlığının yargı kararıyla sabit olduğu durumlarda, idarenin "hizmetin uyumlu yürütülmesi" gerekçesine sığınamayacağı belirtilmiştir. Bu karar, mobbinge maruz kalan ve haksız disiplin süreçleriyle yıpratılmaya çalışılan memurların görev güvencesini koruyan, idarenin keyfi görevden alma eğilimlerine karşı güçlü bir yargısal set çeken niteliktedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu uyuşmazlık, bir üniversitede genel sekreter olarak görev yapan davacı ile kendisini görevden alarak arkeoloji enstitüsü sekreteri olarak atayan üniversite rektörlüğü arasında yaşanmıştır. Davacı, rektörlük tarafından haksız yere ve cezalandırma kastıyla görevinden alındığını iddia etmektedir. İddiasına göre, idare kendisini istifaya zorlamak amacıyla uydurma disiplin soruşturmaları açmış, hukuksuz görevlendirmeler yapmış ve sistematik bir şekilde kendisine mobbing uygulamıştır. Davalı üniversite yönetimi ise bu iddiaları reddederek, davacının kurum içi işleyişi ve uyumu bozduğunu, yönetime karşı eylemlerde bulunduğunu ve hakkında çeşitli disiplin soruşturmaları olduğunu savunmuştur. İdare ayrıca, üst düzey yöneticileri atama ve görevden alma konusunda kanunların kendilerine geniş bir takdir yetkisi tanıdığını ileri sürmüştür. Davacı ise, bu yer değiştirme ve görevden alınma işleminin hukuka, kamu yararına ve hizmet gereklerine aykırı olduğunu belirterek, genel sekreterlik görevinden alınıp arkeoloji enstitüsüne sekreter olarak atanmasına ilişkin üniversite yönetim kurulu kararının ve bu karara dayanan idari atama işleminin iptal edilmesini mahkemeden talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümü, yükseköğretim mevzuatı ve devlet memurlarının atanma usullerini düzenleyen temel yasal kurallara dayanmaktadır. Bu kapsamda, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m.52/a bendi uyarınca, genel sekreter, daire başkanları, müdürler, hukuk müşavirleri ve uzmanların yükseköğretim üst kuruluşlarında ilgili kuruluşların görüşü alınarak, üniversitelerde ise yönetim kurulunun görüşü alınarak rektör tarafından atanacağı kurala bağlanmıştır. Aynı kanun ve ilgili teşkilat mevzuatı kapsamında genel sekreterin, üniversite idari teşkilatının başı olduğu ve bu teşkilatın düzenli çalışmasından doğrudan rektöre karşı sorumlu olduğu açıkça belirtilmiştir.

Bununla birlikte, idarenin atama ve yer değiştirme yetkisinin temel çerçevesini çizen 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.76 hükmü, kurumların görev ve unvan eşitliği gözetmeden, kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya kurallara uygun olarak daha üst kadrolara naklen atayabileceklerini düzenlemektedir.

Söz konusu yasal düzenlemeler idareye kamu görevlilerinin atanması ve yerlerinin değiştirilmesi konusunda geniş bir takdir yetkisi tanımaktadır. Ancak yerleşik idare hukuku ilkeleri ve istikrar kazanmış yargı içtihatları uyarınca, idareye tanınan bu takdir yetkisi hiçbir zaman mutlak ve sınırsız bir hak niteliğinde değildir. İdarenin takdir yetkisini mutlaka kamu yararı ve hizmet gerekleri sınırları içerisinde, objektif kıstaslara dayanarak kullanması yasal bir zorunluluktur. Bu sınırların aşıldığının, takdir yetkisinin kamu yararı amacı dışında, örneğin memuru cezalandırma, yıldırma veya keyfi bir şekilde görevden uzaklaştırma kastıyla kullanıldığının yargı merciince tespit edilmesi halinde, söz konusu idari işlemin sebep ve maksat unsurları yönünden açıkça hukuka aykırı olduğu kabul edilmektedir. İdarenin, üst düzey yöneticileri görevden alırken de memurun hizmette yetersizliği veya kusurunu mutlaka somut, objektif ve hukuken geçerli delillerle ispatlaması şarttır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Danıştay 2. Dairesi tarafından dosya kapsamında yapılan hukuki incelemede, davalı idarenin davacıyı genel sekreterlik görevinden alma gerekçesi olarak yönetimle uyumsuz çalışmasını ve hakkında açılan çeşitli disiplin soruşturmalarını gösterdiği tespit edilmiştir. Ancak idarenin dayandığı bu disiplin cezalarının yargısal geçmişi ve hukuki akıbeti incelendiğinde, davacının rektörün eşinin atanmasına ilişkin resmi yazıyı basına sızdırdığı iddiasıyla verilen uyarma cezasının, fiilin davacı tarafından işlendiğine dair somut, kesin ve inandırıcı bir delil bulunmadığı gerekçesiyle idare mahkemesince iptal edildiği ve bu iptal kararının kesinleştiği görülmüştür.

Buna ek olarak, davacının hazırladığı fizibilite raporlarının özensiz olduğu iddiasıyla verilen diğer bir uyarma cezasının da yine yargı kararıyla iptal edildiği anlaşılmıştır. Zira mahkeme incelemesinde, soruşturmacının dahi ceza verilmemesini teklif etmesine rağmen idarenin soruşturma dosyasını iki kez iade ederek soruşturmacıyı adeta ceza vermeye zorladığı ve bahsi geçen fiillerin sübut bulmadığı saptanmıştır. Davacı hakkındaki diğer usulsüzlük iddialarına yönelik yürütülen soruşturmalarda ise disiplin cezası verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Dosyadaki en çarpıcı ve sonucu etkileyen tespitlerden biri de, davacının idare aleyhine açtığı tazminat davasının neticesidir. Mahkeme, davacının sürekli yerinin değiştirilmesini, yersiz soruşturmalara maruz bırakılarak haksız disiplin cezaları verilmesini ve kanuni ödemelerinin yapılmamasını bir bütün olarak değerlendirmiştir. Bu bağlamda davalı idarenin belirli bir süre boyunca sistematik bir biçimde davacıyı yıldırma, pasifize etme, işten uzaklaştırma ve manevi olarak yıpratma, yani mobbing kastıyla hareket ettiğini açıkça tespit ederek manevi tazminata hükmetmiş ve bu karar da onanarak kesinleşmiştir.

Tüm bu hususlar ve yargı kararları birlikte değerlendirildiğinde, idarenin davacıyı genel sekreterlik görevinden almasını haklı kılacak, görevinde yetersiz veya verimsiz olduğunu kanıtlayacak hukuken geçerli hiçbir somut bilgi ve belgenin bulunmadığı, aksine işlemin davacıyı cezalandırma amacı taşıdığı sabittir.

Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, dava konusu işlemin kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırı olduğuna kanaat getirerek istinaf başvurusunun reddi yönünde karar veren bölge idare mahkemesi kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: