Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2017/7722 E. | 2017/20962 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2017/7722 E. 2017/20962 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2017/7722
Karar No 2017/20962
Karar Tarihi 11.12.2017
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • İmzası inkar edilen belgeden indirim yapılamaz.
  • Ödeme belgelerindeki basit imzalar incelenmelidir.
  • Yıllık izin kullanımı yazılı belgeyle ispatlanır.
  • İşçiye ücret ödendiğini ispat yükü işverendedir.

Bu karar, işçilik alacaklarının hesaplanmasında işveren tarafından sunulan ödeme belgelerinin geçerliliği ve imza inkarı durumunda mahkemelerin nasıl bir yol izlemesi gerektiği bakımından büyük önem taşımaktadır. İş davalarında işverenin ödeme def'ini ileri sürmesi ve buna karşılık sunduğu makbuz veya gider pusulalarındaki imzaların işçi tarafından inkar edilmesi sıkça karşılaşılan bir durumdur. Mahkemenin yaptırdığı adli tıp veya kriminal inceleme sonucunda belgedeki imzanın basit tersimli olması sebebiyle aidiyetinin tespit edilememesi halinde, yargılamanın seyri ispat yükü kurallarına göre şekillenir. Bu noktada Yargıtay, yalnızca işçinin açıkça kabul ettiği ödemelerin mahsup edilmesi gerektiğini net bir biçimde vurgulamıştır.

Uygulamadaki emsal etkisi ve önemi değerlendirildiğinde, bu Yargıtay kararı hem işverenler hem de işçiler açısından ispat hukuku kurallarının ne derece titizlikle uygulanması gerektiğini göstermektedir. İşverenlerin yapacakları ödemelerde banka kanallarını tercih etmeleri veya elden yapılan ödeme belgelerinde aidiyeti tartışma yaratmayacak şekilde detaylı imza ve onay almaları gerektiği hukuki bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Benzer davalarda alt derece mahkemeleri, imza itirazı olan basit tersimli belgeler üzerinden bilirkişi raporu aldırırken, mutlaka işçinin kabul beyanlarını kesin bir sınır olarak belirlemeli ve belirsiz, kanıtlanamamış imzaları işçi aleyhine yoruma tabi tutmamalıdır. Aksi durum işçinin korunduğu ispat mekanizmalarının ve usul kurallarının ihlali anlamına gelmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, bir tatil sitesinde site görevlisi olarak çalışan işçinin, işvereni tarafından psikolojik baskıya (mobbing) maruz kalarak işten haksız yere çıkarıldığını iddia etmesi ve içeride kalan alacaklarını talep etmesiyle başlamıştır. İşçi, haftanın yedi günü, ulusal ve dini bayramlar dahil olmak üzere günde on iki saat aralıksız çalıştığını, ücretinin eksik ödendiğini ve asgari ücreti bile çok gören yönetim tarafından istifaya zorlandığını belirterek mahkemeye başvurmuştur. İşveren tarafı ise sitenin yazlık bir yer olduğunu, sezon dışında yoğunluk yaşanmadığını, işçinin mazeretsiz olarak işe gelmediğini ve kendi kusuruyla işten ayrıldığını savunmuştur. Davacı işçi; ödenmeyen aylık ücretleri, fazla mesai, yıllık izin, genel tatil ve hafta tatili ücretlerinin işverenden tahsilini talep etmiştir. Mahkemenin hesaplamalar sırasında işverenin sunduğu bazı ödeme belgelerini dikkate alarak işçi alacaklarından indirim yapması üzerine, işçi bu belgelerdeki imzaların kendisine ait olmadığını belirterek yerel mahkeme kararını temyiz etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İş hukukunda ispat kuralları, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde temel ekseni oluşturur. İş ilişkisinde tarafların iddialarını ispat etme yükümlülüğü yasalarla ve yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla net sınırlarla çizilmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu m.8 uyarınca, yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde işverenin işçiye çalışma koşullarını, temel ücreti ve eklerini gösteren yazılı bir belge vermesi zorunludur. Ayrıca 4857 sayılı İş Kanunu m.37, işverenlerin işçiye her ödeme döneminde bir ücret hesap pusulası vermesini emreder. Bu bağlamda, işçinin hak kazandığı ücretlerin ödendiğine dair ispat külfeti tamamen işverenin üzerindedir.

Yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığı veya karşılığının ödendiği hususu da yine işveren tarafından, işçinin imzasını taşıyan yıllık izin defteri veya eşdeğer yazılı bir belge ile ispat edilmek zorundadır. Fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının ispatı ise norm kuramı uyarınca işçinin yükümlülüğündedir. İşçi bu çalışmalarını işyeri kayıtları veya yazılı delillerle ispatlayabileceği gibi, bu tür belgelerin yokluğu halinde tanık beyanları gibi her türlü delille de kanıtlayabilir. Ancak tanık beyanlarıyla kanıtlanan uzun süreli fazla çalışma alacaklarından, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları gereğince hastalık ve mazeret gibi insani durumlar gözetilerek %30 oranında hakkaniyet indirimi yapılması esastır.

Borçlar hukuku ve medeni usul kuralları çerçevesinde, dosyaya sunulan ödeme belgelerindeki (gider pusulası, makbuz vb.) imzaların inkar edilmesi halinde belge üzerinde kriminal imza incelemesi yapılması zorunludur. Adli tıp veya emniyet laboratuvarı tarafından yapılan incelemede belgedeki imzanın "basit tersimli imza" olması sebebiyle kimliği belirsiz kalması durumunda, bu evrak geçerli bir ispat aracı olarak kabul edilemez.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkeme tarafından yapılan incelemeleri ispat kuralları ve imza inkarı çerçevesinde detaylıca değerlendirmiştir. Yüksek Mahkeme öncelikle, işverenin işçiye yıllık izinlerini kullandırdığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belgeyle ispatlayamadığı tespitini yerinde bulmuştur. Aynı şekilde, davacının fazla çalışma ve genel tatil çalışmalarını tanık beyanlarıyla ispatladığı, salt bu beyanlara dayanılarak hesaplanan tutarlardan Yargıtay içtihatlarına uygun olarak %30 oranında hakkaniyet indirimi yapılmasında da bir isabetsizlik görülmemiştir. Haftalık izin konusundaki iddialar incelendiğinde ise işçinin haftada bir gün ücretli iznini fiilen kullandığı anlaşıldığından hafta tatili alacağının reddedilmesi hukuka uygun bulunmuştur.

Ancak kararın asıl bozma nedeni, davalı işveren tarafından dosyaya sunulan ve işçiye ödeme yapıldığını gösteren bazı belgelere ilişkin yerel mahkemenin hatalı yaklaşımıdır. Dosyaya sunulan ödeme belgelerindeki imzalar davacı işçi tarafından kabul edilmemiştir. Yerel mahkemece yaptırılan kriminal inceleme sonucunda, bu imzaların kişilere atfedilebilecek yerleşik kaligrafik unsurları yeterince içermeyen "basit tersimli imzalar" olması sebebiyle müspet veya menfi bir kanaat bildirilememiştir. Yani imzaların davacıya aidiyeti hukuken kanıtlanamamıştır.

Davacı vekili, yargılama esnasında sunduğu dilekçede sadece 30.09.2011, 18.03.2011 ve 15.09.2009 tarihli ödeme belgelerindeki imzaları kabul ettiklerini, dosyada bulunan diğer belgelerdeki imzaların müvekkiline ait olmadığını açıkça beyan etmiştir. Yerel mahkeme ise imza aidiyeti tespit edilemeyen ödemeleri de işçi alacaklarından hatalı bir şekilde mahsup etmiştir. Yargıtay, bilirkişi marifetiyle yeniden inceleme yapılarak sadece davacının açıkça kabul ettiği ödemelerin hesaplamadan düşülmesi gerektiğini, kabul edilmeyen ve ispatlanamayan tutarların ise alacaktan indirilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, davacının kabul ettiği ödemeler haricindeki ispatlanamayan ödemelerin hesaplamadan mahsup edilmesinin hatalı olduğu yönünde kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: