Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/12890 E. | 2020/1463 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/12890 E. 2020/1463 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/12890
Karar No 2020/1463
Karar Tarihi 05.02.2020
Dava Türü İşçi Alacakları
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • İmzalı ücret bordroları kesin delil niteliğindedir.
  • İzinli günlerde fazla çalışma ücreti hesaplanamaz.
  • Bordrodaki tahakkuklar işçinin iddiasını çürütür.
  • Bilirkişi takdiri hâkimin hukuki değerlendirmesini bağlamaz.

Bu karar, iş hukuku davalarında ispat yükü ve delil değerlendirmesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Yargıtay, işçi alacaklarının ispatında işçinin ıslak imzasını taşıyan ve ihtirazi kayıt içermeyen ücret bordrolarının kesin delil niteliği taşıdığını bir kez daha açıkça vurgulamıştır. Somut dosyada, asgari geçim indirimi alacaklarının bordrolarda tahakkuk ettirilmiş ve ödenmiş görünmesine rağmen, yerel mahkemece bilirkişi raporuna dayanılarak bu alacağın kabul edilmesi, yazılı delil kuralına ve ispat hukukunun temel ilkelerine aykırı bulunmuştur. Aynı zamanda, fazla çalışma ücretlerinin hesaplanmasında işçinin fiilen çalışmadığı ücretli izin günlerinin dışlanması gerektiği kuralı kararın temel dayanaklarından birini oluşturmaktadır. İşçinin dinlenme hakkını kullandığı günlerde fazla mesai yapmış kabul edilmesi hukuken ve fiilen mümkün değildir.

Emsal teşkil eden bu Yargıtay kararı, özellikle bilirkişi raporlarının mahkemeler tarafından denetlenmesi gerekliliğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bilirkişilerin hukuki takdiri mahkemeye bıraktığı durumlarda dahi, hâkimin dosyadaki yazılı ve kesin delilleri doğrudan dikkate alarak karar vermesi gerektiği ilkesi pekiştirilmiştir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, hesaplama formüllerine körü körüne bağlı kalınarak izinli günlerin fazla mesai hesabına dâhil edilmesi hatasına karşı da net bir sınır çizilmiştir. Bu yönüyle karar, hem işverenlerin bordro düzenleme pratiğindeki özeninin karşılık bulması hem de işçi vekillerinin alacak kalemlerini hesaplarken fiili çalışma olgusunu daha dikkatli incelemeleri gerektiği konusunda yol gösterici ve bağlayıcı bir içtihat niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, yaklaşık beş yıl boyunca bir işyerinde sekreter olarak çalışmış ve işverenin kendisine mobbing uyguladığını, bu sebeple psikolojik tedavi görmek zorunda kaldığını ileri sürerek iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini iddia etmiştir. Davacı, bu süre zarfında haftanın birçok günü sabah sekizden akşam sekizlere kadar mesai yapmasına ve yılda sadece beş gün izin kullanmasına rağmen kıdem tazminatı, yıllık izin, fazla mesai, genel tatil ve asgari geçim indirimi alacaklarının kendisine ödenmediğini belirterek dava açmıştır.

Buna karşılık davalı işveren, davacının iddialarını kesin bir dille reddetmiş; işyerinde herhangi bir psikolojik taciz uygulanmadığını, işçinin işyerini mazeretsiz terk ettiğini ve tüm yasal ücretlerinin eksiksiz ödendiğini savunmuştur. Temel uyuşmazlık, işçinin asgari geçim indirimi ile fazla çalışma alacaklarına hak kazanıp kazanmadığı ve mahkemece yapılan alacak hesaplamalarının yasal kriterlere uyup uymadığı noktalarında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İş uyuşmazlıklarının çözümünde, işçilik alacaklarının ispatı bakımından ana kural, iddianın kanıtlanmasıyla yükümlü olunan delil sistematiğidir. İş hukukunda ücret ve ücrete eklenen hakların ödenip ödenmediği hususunda ispat yükü kural olarak işverene aittir. İşveren bu yükümlülüğünü işçinin imzasını taşıyan ücret bordroları, banka ödeme kayıtları veya eşdeğer yazılı belgelerle yerine getirebilir. İşçinin imzasını içeren ve ihtirazi kayıt (çekince) bulunmayan bordrolar, sahteliği kanıtlanana kadar hukuken kesin delil sayılmaktadır.

Bununla birlikte, asgari geçim indirimi gibi yasal bir hakkın bordroda tahakkuk ettirilip ödendiğinin görülmesi durumunda, bu belgenin aksinin ancak eşdeğer yazılı delillerle ispatlanması gerekir. İşçinin soyut beyanları veya varsayımlarla imzalı bordronun aksini kanıtlaması olanaklı değildir.

Fazla çalışma alacaklarının tespitinde ise 4857 sayılı İş Kanunu m. 41 hükümleri temel dayanak noktasıdır. İlgili kanun uyarınca, haftalık kırk beş saati aşan çalışmalar fazla çalışma olarak kabul edilir. Ancak bu fazla çalışma ücretinin hesaplanabilmesi için işçinin o sürelerde fiilen çalışmış ve emek sarf etmiş olması mutlak bir şarttır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre; işçinin fiilen işbaşında olmadığı, yıllık ücretli iznini kullandığı, mazeret izninde olduğu veya sağlık raporu alarak dinlendiği günler fazla çalışma süresi hesabından kesinlikle dışlanmalıdır. İşçi, çalışmadığı ve dinlenme halinde olduğu dönemler için kanunen fazla mesai ücreti talep edemez. Hâkimin, hesaplamaları denetlerken fiili çalışma ilkesine dayanması ve hukuki nitelemeyi eksiksiz yapması zorunludur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yerel mahkeme tarafından yapılan yargılamada, işçinin talepleri doğrultusunda toplanan deliller ve dosyaya sunulan bilirkişi raporu ışığında davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olsa da, Yargıtay denetiminde somut olay açısından çok ciddi maddi ve hukuki hatalar saptanmıştır. İlk olarak, davacının asgari geçim indirimi alacağına yönelik yapılan değerlendirmede usul ve yasaya aykırı davranılmıştır. Dosya içerisindeki davacı işçinin bizzat kendi imzasını taşıyan ücret bordroları detaylı incelendiğinde, asgari geçim indiriminin bu bordrolarda düzenli olarak tahakkuk ettirildiği ve işçiye ödendiği açıkça görülmektedir. Bilirkişi raporunda bu durum tespit edilip takdir mahkemeye bırakılmışken, yerel mahkemenin bu yazılı ve kesin delili göz ardı ederek reddedilmesi gereken asgari geçim indirimi talebini kabul etmesi büyük bir yanılgıdır.

İkinci kritik hata, fazla çalışma alacaklarının bilirkişi tarafından hesaplanma yönteminde karşımıza çıkmaktadır. Davacının iddia ettiği fazla mesai süreleri matematiksel olarak hesaplanırken, işçinin fiilen çalışmadığı ve ücretli izinde bulunduğu günlerin bu hesaptan dışlanmadığı tespit edilmiştir. Adeta işçi o günlerde de fiilen işbaşındaymış gibi bir izlenim yaratılarak sonuca gidilmiştir. Oysa işçinin ücretli izinli olduğu sürelerde fiziksel olarak bir mesai yapması mümkün değildir ve dolayısıyla bu süreler için hiçbir şekilde fazla mesai ücreti tahakkuk ettirilemez. Mahkemenin bu durumu netleştirip, izinli günleri dışlamadan eksik incelemeyle hüküm kurması yasaya aykırılık teşkil etmektedir.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, belirtilen usul ve yasaya aykırılıklar ile delillerin hatalı değerlendirilmesi nedenlerinden ötürü kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: