Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Abdullah Durum ve Diğerleri Kararı 2020/37270 B.

Anayasa Mahkemesi Abdullah Durum ve Diğerleri Kararı 2020/37270 B.

Bu karar, idare tarafından gerçekleştirilen imar ve parselasyon uygulamaları sonucunda vatandaşların taşınmazlarında meydana gelen değer kayıplarının tazmini noktasında idari yargı mercilerinin yerine getirmesi gereken araştırma yükümlülüğünü net bir biçimde ortaya koyması açısından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, imar uygulaması ile yola cepheli değerli bir taşınmazın alınarak yerine yola cephesi bulunmayan ve daha düşük değere sahip bir taşınmazın verilmesi durumunda, idare mahkemelerinin yalnızca işlemin teknik zorunluluklara uygunluğunu denetlemekle yetinemeyeceğini vurgulamıştır. Vatandaşın değer kaybına ilişkin esaslı itirazlarının detaylı bir bilirkişi incelemesi ve keşif ile aydınlatılması gerektiği, aksi tutumun mülkiyet hakkının usul güvencelerini zedelediği hüküm altına alınmıştır.
search

Anayasa Mahkemesi
Abdullah Durum ve Diğerleri Kararı 2020/37270 B.

6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2020/37270
Karar Tarihi 08.01.2025
Taraf Abdullah Durum ve Diğerleri
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
İmar uygulamasında mülkiyetin ekonomik değeri korunmalıdır.
Değer kaybı iddiaları mahkemelerce titizlikle araştırılmalıdır.
Gerekçesiz ret kararları mülkiyet hakkını ihlal eder.
Kamu yararı ile birey hakkı adil dengelenmelidir.

Bu karar, idare tarafından gerçekleştirilen imar ve parselasyon uygulamaları sonucunda vatandaşların taşınmazlarında meydana gelen değer kayıplarının tazmini noktasında idari yargı mercilerinin yerine getirmesi gereken araştırma yükümlülüğünü net bir biçimde ortaya koyması açısından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, imar uygulaması ile yola cepheli değerli bir taşınmazın alınarak yerine yola cephesi bulunmayan ve daha düşük değere sahip bir taşınmazın verilmesi durumunda, idare mahkemelerinin yalnızca işlemin teknik zorunluluklara uygunluğunu denetlemekle yetinemeyeceğini vurgulamıştır. Vatandaşın değer kaybına ilişkin esaslı itirazlarının detaylı bir bilirkişi incelemesi ve keşif ile aydınlatılması gerektiği, aksi tutumun mülkiyet hakkının usul güvencelerini zedelediği hüküm altına alınmıştır.

Emsal etkisi bakımından bu karar, ülke genelinde sıklıkla karşılaşılan kentsel dönüşüm, şuyulandırma ve imar uygulaması davalarında vatandaşların uğradığı şahsi ve aşırı külfetlerin tazmini için idare mahkemelerine kesin bir rehber niteliğindedir. Derece mahkemelerinin, idarenin eylemini salt "fiilî zorunluluk" gerekçesiyle hukuka uygun bularak tazminat taleplerini reddetmesi pratiği Anayasa Mahkemesi tarafından ölçülülük ilkesine aykırı bulunmuştur. Bundan böyle, benzer tam yargı davalarında idare mahkemelerinin eski ve yeni taşınmazlar arasındaki değer farkını titizlikle tespit etmesi, birey aleyhine bozulan adil dengeyi tazminat yoluyla onarması gerektiği içtihat hâline gelmiş olup, idarenin sorumluluğunun kapsamı mülkiyet hakkı lehine genişletilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bursa'nın Osmangazi ilçesinde Bursa-Mudanya yoluna cepheli iki adet taşınmazı bulunan başvurucu, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan imar ve parselasyon uygulaması sonucunda mağduriyete uğradığını iddia etmiştir. Belediye, başvurucunun yola cepheli değerli taşınmazlarını kavşak alanında kaldığı gerekçesiyle uygulamaya dâhil etmiş, karşılığında ise arka tarafta kalan, yola cephesi olmayan ve ekonomik değeri çok daha düşük olan taşınmazlar tahsis etmiştir.

Başvurucu, bu adaletsizliğin düzeltilmesi için idareye başvurmuş ancak "fiilî zorunluluk" gerekçesiyle talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, taşınmazlarının eski ve yeni konumları arasındaki değer farkından kaynaklanan maddi zararının tazmin edilmesi amacıyla belediyeye karşı tam yargı davası açmıştır. Ancak idare mahkemesi, imar uygulamasının teknik bir zorunluluktan kaynaklandığını belirterek, herhangi bir değer tespiti yapmaksızın davanın reddine karar vermiş, istinaf ve temyiz süreçlerinden de sonuç alınamaması üzerine yargı süreci Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca herkes mülkiyet hakkına sahiptir ve bu hak ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. İmar uygulamaları, 3194 sayılı İmar Kanunu m.18 kapsamında gerçekleştirilen ve mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden idari işlemlerdir. Bu müdahalenin anayasaya uygun kabul edilebilmesi için elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerinden oluşan ölçülülük ilkesine riayet edilmesi zorunludur.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, idare tarafından gerçekleştirilen imar ve parselasyon işlemleri kamu yararı taşısa dahi, bu işlemler sonucunda bireyin mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında adil bir denge kurulmalıdır. Kişiye şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklenmemelidir. Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkı incelemelerinde benimsediği usul güvenceleri prensibi gereğince, mülk sahibine müdahalenin keyfî veya makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin itirazlarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınması esastır.

Yargı mercileri, mülkiyet hakkını ilgilendiren davalarda davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazları özenli bir şekilde değerlendirerek karşılamakla yükümlüdür. Mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli gerekçe içermesi, hukuk devleti ilkesinin ve adil yargılanma hakkının en temel gereksinimlerinden biridir. İmar uygulamasından kaynaklanan değer kaybı iddialarında, idare mahkemelerinin taşınmazlar arasındaki ekonomik farkı araştırmadan, yalnızca işlemin yasal ve teknik şekline odaklanarak karar vermesi mülkiyet hakkının devlete yüklediği usuli koruma yükümlülüklerine açık bir aykırılık teşkil etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan imar uygulamasının sağlıklı ve düzenli bir kentleşme amacı taşıdığını, dolayısıyla kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğunu ve kanuni bir dayanağının olduğunu kabul etmiştir. Ancak müdahalenin ölçülülük ve orantılılık boyutu incelendiğinde, derece mahkemelerinin sergilediği tutum mülkiyet hakkının ihlali bağlamında sorunlu bulunmuştur.

Başvurucu, Bursa-Mudanya kara yoluna cepheli değerli taşınmazlarının alınarak yerine arka planda, yola cephesi olmayan, ekonomik değeri düşük taşınmazların verildiğini ve bu değer kaybının tazmin edilmediğini açıkça ileri sürmüştür. Buna karşılık tam yargı davasına bakan İdare Mahkemesi, iddiaları aydınlatmak için yeni bir keşif veya bilirkişi incelemesi yapmamış, daha önce açılan iptal davasındaki bilirkişi raporuna atıf yapmakla yetinmiştir. Mahkeme, eski taşınmazların kavşak alanında kalması nedeniyle yeni tahsisin "fiilî zorunluluk" taşıdığını ve işlemin hukuka uygun olduğunu belirterek idarenin tazmin sorumluluğu bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Anayasa Mahkemesi, idare mahkemesinin yalnızca uygulamanın fiilî zorunluluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını incelediğini, ancak başvurucunun temel şikâyeti olan "taşınmazlar arasındaki değer kaybı" hususunda hiçbir araştırma yapmadığını tespit etmiştir. Yargılama mercilerinin, davanın sonucuna doğrudan etki edecek nitelikteki değer kaybı iddiasını araştırmadan ve bu iddiaya yönelik yeterli, tatmin edici bir gerekçe sunmadan davayı reddetmesi, mülkiyet hakkının gerektirdiği usule ilişkin güvencelerin ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Eksik inceleme ve yetersiz gerekçelendirme nedeniyle mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararı arasında bulunması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu, şahsi ve aşırı bir külfet yüklendiği ve bu nedenle müdahalenin ölçüsüz olduğu kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucu İlbey Ünal yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiği ve yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.

Belediyenin imar uygulamasıyla arazimin değeri düştü, ne yapabilirim? expand_more
Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, belediyelerin gerçekleştirdiği imar ve parselasyon işlemleri kamu yararı taşısa dahi, mülkiyet hakkınız ile kamu yararı arasında adil bir denge kurulması zorunludur. Değerli ve yola cepheli bir taşınmazınız alınarak yerine ekonomik değeri daha düşük, yola cephesi olmayan bir yer verilmişse, uğradığınız bu değer kaybının tazmini için idareye karşı tam yargı davası açarak maddi zararınızı talep etme hakkınız bulunmaktadır. İdarenin sadece teknik bir "fiilî zorunluluk" bahanesine sığınarak oluşan değer kaybını gidermekten kaçınması ölçülülük ilkesine aykırıdır.
Mahkeme zararı hesaplamadan davamı reddetti. Bu yasal mı? expand_more
Hayır, mahkemenin değer kaybını araştırmadan karar vermesi mülkiyet hakkınızın ihlali anlamına gelmektedir. Anayasa Mahkemesinin emsal kararına göre, idare mahkemeleri yalnızca idari işlemin yasal ve teknik şekline odaklanarak veya durumun "fiilî zorunluluktan" kaynaklandığını belirterek davanızı doğrudan reddedemez. Yargı mercileri, davanın sonucuna doğrudan etki edecek olan eski ve yeni taşınmazlarınız arasındaki ekonomik değer farkını titizlikle tespit etmek, iddialarınızı aydınlatmak için detaylı bilirkişi incelemesi ve keşif yapmakla yükümlüdür. Gerekçesiz ve eksik incelemeye dayalı ret kararları, anayasal mülkiyet hakkının gerektirdiği usul güvencelerini açıkça zedelemektedir.
İmar işleminde mülküm azaldı, Anayasa Mahkemesi buna ne diyor? expand_more
Anayasa Mahkemesi, imar uygulamaları neticesinde vatandaşa şahsi, olağan dışı ve aşırı bir külfet yüklenmesini mülkiyet hakkının ölçüsüz bir şekilde ihlali olarak kabul etmektedir. Kamu yararı amacıyla yapılan işlemler hukuki ve meşru bir amaca dayansa bile, taşınmazlar arasında oluşan ekonomik fark mahkemelerce mutlaka araştırılmalı ve aleyhinize bozulan adil denge tazminat yoluyla onarılmalıdır. Derece mahkemelerinin itirazlarınızı incelemeden davayı reddetmesi durumunda Anayasa Mahkemesi ihlal kararı vermekte ve zararınızın araştırılması için dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine hükmetmektedir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir