Karar Bülteni
AYM Cemal Çınar BN. 2020/25268
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/25268 |
| Karar Tarihi | 18.09.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İletişim kayıtlarının imha edilmemesi tazminat nedenidir.
- Koruma tedbiri tazminat sebepleri dar yorumlanamaz.
- Dinleme kayıtlarının ifşası özel hayatı ihlal eder.
- İhlal iddialarına etkili başvuru yolu sunulmalıdır.
Bu karar, ceza muhakemesi sürecinde uygulanan telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi (dinleme) tedbiri neticesinde elde edilen kayıtların, takipsizlik kararı sonrasında mevzuata uygun şekilde imha edilmemesi ve başka dosyalara veya UYAP sistemine yüklenerek alenileştirilmesinin hukuki sonuçlarını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, iletişim tespit kayıtlarının zamanında silinmeyerek ifşa edilmesinden kaynaklanan manevi zararların tazmini talebiyle açılan davaların, salt şekilci bir yaklaşımla reddedilemeyeceğine hükmetmiştir. Derece mahkemelerinin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun tazminat istemini düzenleyen kurallarını dar yorumlayarak başvurucuyu tazminat hakkından mahrum bırakması, anayasal hakların korunmasını işlevsiz hâle getirmiştir.
Emsal nitelikteki bu karar, haberleşme hürriyeti ve özel hayatın gizliliği bağlamında kişisel verilerin korunması ile idarenin ve yargı makamlarının sorumluluğuna ilişkin son derece önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır. Bugüne kadar uygulamada sıklıkla karşılaşılan, takipsizlik veya beraat ile sonuçlanan dosyalardaki dinleme kayıtlarının imha edilmeyerek başka soruşturmalara konu edilmesi veya UYAP üzerinden ilgisiz kişilerin erişimine açık bırakılması eylemlerinin, doğrudan tazminat gerektiren haksız fiiller olduğu tescillenmiştir. Bundan sonraki benzer davalarda, yargı mercilerinin koruma tedbirlerinden doğan tazminat taleplerini değerlendirirken, kanunun ilgili hükümlerini özgürlükçü bir yaklaşımla ele alması gerekecektir. Karar, idarenin kişisel verileri yasal süreleri içinde yok etme yükümlülüğünü pekiştirmekte ve vatandaşlara, bu tür ihmaller karşısında asgari güvenceleri sağlayan etkili bir hukuk yolunun mutlak surette sunulması gerektiğini emretmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Cemal Çınar, hakkında 2011 yılında başlatılan bir terör soruşturması kapsamında telefon dinleme tedbirine maruz kalmıştır. Soruşturma sonucunda 2015 yılında savcılık tarafından takipsizlik (kovuşturmaya yer olmadığına dair karar) verilmiş ve elde edilen telefon dinleme kayıtlarının kanun gereği imha edilmesine hükmedilmiştir.
Ancak başvurucu, bu kayıtların yasal süre olan on gün içinde imha edilmediğini, tam beş ay boyunca saklandığını, üstelik farklı mahkemelere gönderilerek ve UYAP sistemine yüklenerek başkalarının erişimine açık hâle getirildiğini fark etmiştir. Bu ihmal nedeniyle özel hayatının gizliliğinin ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğini belirten başvurucu, oluşan manevi zararlarının karşılanması amacıyla Hazineye karşı 20.000 TL manevi tazminat talebiyle dava açmıştır. Derece mahkemelerinin bu davanın kanunda yer alan tazminat sebepleri kapsamında olmadığını belirterek talebi esastan reddetmesi üzerine uyuşmazlık Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliği, 22. maddesinde düzenlenen haberleşme hürriyeti ve 40. maddesinde yer alan etkili başvuru hakkı çerçevesinde bir inceleme yapmıştır. Özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti, bireylerin devlet müdahalesi olmadan özgürce iletişim kurabilmelerini ve kişisel verilerinin hukuka aykırı şekilde ifşa edilmemesini güvence altına almaktadır.
Uyuşmazlığın yasal temelini ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.135, m.137 ve m.141 oluşturmaktadır. 5271 sayılı Kanun m.137, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanmasına son verilmesi veya soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi hâlinde, elde edilen kayıtların Cumhuriyet savcısının denetimi altında en geç on gün içinde yok edilmesini açıkça emretmektedir.
Bununla birlikte, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemini düzenleyen 5271 sayılı Kanun m.141/3 uyarınca, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davalarının devlet aleyhine açılabileceği kurala bağlanmıştır.
Yerleşik anayasa yargısı içtihatlarına göre, devlet, vatandaşların temel haklarına yönelik müdahaleler karşısında oluşan zararların giderilmesi için etkili ve erişilebilir bir başvuru yolu sunmakla yükümlüdür. Kanunların, mahkemeler tarafından temel hakları kısıtlayıcı ve tazminat yollarını kapatıcı şekilde dar yorumlanması, anayasal güvence altındaki hakların zedelenmesi anlamına gelmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle derece mahkemelerinin tazminat davasına yönelik yaklaşımlarını değerlendirmiştir. Başvurucu hakkında uygulanan iletişimin denetlenmesi tedbiri sonrasında savcılıkça kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ve kayıtların imha edilmesi emredilmiştir. Ancak bu kayıtların yasal süresinde imha edilmediği, başka dosyalara gönderildiği ve UYAP sistemine yüklenerek ifşa edildiği iddiaları, ciddi ve somut dayanaklara sahip bir ihlal iddiası olarak Mahkemenin önüne getirilmiştir.
Buna rağmen İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi ve istinaf mercii olan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi, olayın esasına girip bu iddiaların doğruluğunu araştırmak ve oluşan zararı gidermek yerine, salt şekilci bir kanun yorumu yapmayı tercih etmiştir. Derece mahkemeleri, iletişim kayıtlarının zamanında silinmemesi ve farklı yollarla ifşa edilmesi iddialarının, 5271 sayılı Kanun m.141 kapsamında sayılan tazminat sebepleri arasında doğrudan bulunmadığına hükmetmiş ve davayı bu gerekçeyle esastan reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesine göre, derece mahkemelerinin usul kanununun ilgili fıkrasının kapsamı konusundaki bu kısıtlayıcı yorumu ve tutumu, temel hakların ihlaline yönelik şikâyetlerin yargı mercileri tarafından etkili bir şekilde incelenmesine imkân sağlamamaktadır. İletişim kayıtlarının kanuna aykırı olarak tutulmaya devam edilmesi ve alenileştirilmesi doğrudan doğruya özel hayatın gizliliğini ve haberleşme hürriyetini derinden sarsan haksız fiillerdir. Yargı mercilerinin, başvurucunun bu somut olaydaki esasa etkili iddia ve itirazlarını ikna edici gerekçelerle karşılamadan davasını reddetmesi, hukuk sisteminin mağdurlara sunması gereken asgari güvenceleri ortadan kaldırmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, özel hayata saygı hakkı ve haberleşme hürriyetiyle bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.