Karar Bülteni
AYM 2021/30404 BN.
Anayasa Mahkemesi | T. B. | 2021/30404 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm | | Başvuru No | 2021/30404 | | Karar Tarihi | 24.12.2025 | | Dava Türü | Bireysel Başvuru | | Karar Sonucu | Kısmen İhlal / Kısmen Kabul Edilemez | | Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İhtiyati tedbirler süresi itibarıyla orantılı uygulanmalıdır.
- Uzun süren tedbirler mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Makul süre şikayetlerinde komisyon yolu tüketilmelidir.
Bu karar, yargılama süreçlerinde uygulanan geçici hukuki koruma önlemlerinden biri olan ihtiyati tedbir kararlarının süresi ve mülkiyet hakkı üzerindeki etkileri bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkını sınırlandıran tedbirlerin ölçülü olabilmesi için sadece kapsamı bakımından değil, süresi itibarıyla da orantılı uygulanması gerektiğinin altını net bir şekilde çizmiştir. Yaklaşık dokuz yıl gibi oldukça uzun bir süre devam eden ihtiyati tedbirin, mülk sahibinin mülkiyete dayalı yetkilerini kullanmasını belirsiz bir şekilde ötelemesi sebebiyle kişiye orantısız bir külfet yüklediği açıkça tespit edilmiştir. Karar, mahkemelerin ihtiyati tedbir süreçlerinde daha ivedi ve özenli hareket etmeleri gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır.
Öte yandan bu karar, benzer davalardaki emsal etkisi yönünden hem mahkemelere hem de uygulayıcılara ciddi bir perspektif sunmaktadır. Özellikle uzun süren davalar neticesinde kaldırılmayan ya da unutulan tedbir kararlarının doğrudan tazminat sorumluluğu doğuracağı açıkça vurgulanmıştır. İlaveten, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikayetlerde, yasal mevzuatta yapılan değişiklikler sonrasında kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun mutlaka tüketilmesi gerektiği pekiştirilmiştir. Bu durum, yargılamanın uzamasından kaynaklı iddiaların Anayasa Mahkemesinden önce ilgili komisyon önünde çözülmesi zorunluluğunu içtihat haline getirerek bireysel başvuru yolunun ikincilliğini perçinlemiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu T. B., tarafı olduğu bir hukuki süreçte mal varlığı üzerine 21 Aralık 2012 tarihinde konulan ihtiyati tedbirin çok uzun süre devam etmesinden şikayetçi olmuştur. Söz konusu tedbir, yaklaşık dokuz yıl boyunca yürürlükte kalmış ve ancak 10 Eylül 2021 tarihinde kaldırılabilmiştir. Bu olağan dışı uzunluktaki süre boyunca mülkü üzerindeki tasarruf yetkisi kısıtlanan başvurucu, mülkiyet hakkının zedelendiğini belirterek maddi ve manevi zararlarının karşılanmasını talep etmiştir. Ayrıca başvurucu, genel anlamda yargılamanın bu kadar uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının da ihlal edildiğini savunarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. İddiaların temelini, geçici bir koruma önlemi olması gereken ihtiyati tedbirin yıllarca kaldırılamayarak kalıcı bir mağduriyete ve ağır bir ekonomik külfete dönüşmesi oluşturmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel anayasal güvencelerden olan mülkiyet hakkı ve bu hakka yönelik müdahalelerin sınırlarını çizen ölçülülük ilkesine dayanmıştır. Özellikle geçici hukuki koruma önlemlerinden olan ihtiyati tedbir ve haciz uygulamalarının Anayasa'nın güvence altına aldığı mülkiyet hakkına açık bir müdahale niteliği taşıdığı yerleşik içtihatlarla sabittir. Yüksek Mahkeme, Hesna Funda Baltalı, İhsan Metin, İbrahim Geçer ve Şeyhmus Terece kararlarına atıf yaparak ihtiyati tedbirlerin anayasal sınırlarını çizmiştir. Buna göre, mülkiyet hakkını sınırlandıran bir tedbirin ölçülü ve meşru kabul edilebilmesi için yalnızca kapsamı bakımından değil, süresi itibarıyla da orantılı olarak uygulanması zorunludur.
Geçici bir tedbirin makul olmayan bir süre boyunca devam etmesi, mülk sahibinin mülkiyetinden kaynaklanan temel yetkilerini (kullanma, yararlanma, tasarruf etme) belirsiz olacak şekilde öteler. Bu durum, mülk sahibine katlanılması zor ve orantısız bir külfet yüklediği için mülkiyet hakkının özüne dokunur.
Diğer taraftan makul sürede yargılanma hakkı ile ilgili olarak 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ve 7445 sayılı Kanun ile getirilen yasal değişiklikler dikkate alınmıştır. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurularda, bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereğince öncelikle Tazminat Komisyonuna başvuru yollarının tüketilmesi gerektiği prensibini uygulamıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvuru dosyasını incelediğinde somut olayın özünü oluşturan ihtiyati tedbirin uygulama süresini dikkatle ele almıştır. Dosya kapsamında elde edilen verilere göre, başvurucunun mal varlığı üzerine 21 Aralık 2012 tarihinde konulan ihtiyati tedbirin, tam dokuz yıl sonra 10 Eylül 2021 tarihinde kaldırılabildiği açıkça görülmüştür. Yüksek Mahkeme, bu derece uzun süren bir tedbir uygulamasının geçici hukuki koruma amacını aştığını ve mülkiyet hakkı üzerinde kalıcı bir kısıtlama etkisi yarattığını saptamıştır. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, yaklaşık dokuz yıl devam eden böyle bir tedbir, süresi itibarıyla orantılı olmaktan çıkmış ve başvurucuya makul olmayan seviyede şahsi ve ağır bir külfet yüklemiştir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yapılan bu müdahalenin ölçülülük ilkesini ihlal ettiği tespiti yapılmıştır.
Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik diğer şikayeti bakımından ise usule ilişkin bir eksiklik saptanmıştır. Yasal düzenlemelerle hayata geçirilen ve bu tür şikayetlerde ilk elden inceleme yapma yetkisine sahip olan Tazminat Komisyonuna gidilmeden doğrudan bireysel başvuru yapıldığı görülmüştür. Bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi gereği, ulaşılabilir nitelikte olan ve ihlal iddiaları için başarı şansı ile yeterli giderim sağlama kapasitesi sunan idari yollar tüketilmeden Anayasa Mahkemesine gelinmesi mümkün değildir. Bu sebeple makul süre şikayeti esastan incelenmemiştir.
Mülkiyet hakkının ihlalinden kaynaklanan zararların karşılanması noktasında, mülkiyet hakkının gerektirdiği ivediliğin ve özenin gösterilmesi bakımından yargısal makamların açık sorumluluğu bulunduğu, dolayısıyla ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi tazminat ödenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya 65.000 TL manevi tazminat ödenmesi yönünde karar vermiştir.