Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Ayişe Çakıldere ve Diğerleri | BN....

Karar Bülteni

AYM Ayişe Çakıldere ve Diğerleri BN. 2019/17182

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2019/17182
Karar Tarihi 16.09.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İhtiyati tedbirin süresi ölçülülük ilkesine uymalıdır.
  • Uzun süren tedbir mülkiyet hakkını ihlal eder.
  • Mülkiyetin kullanımının ötelenmesi orantısız bir külfettir.
  • Yargısal makamlar tedbir sürecinde özenli davranmalıdır.

Bu karar, mülkiyet hakkı üzerinde tesis edilen ihtiyati tedbir, haciz gibi geçici hukuki koruma önlemlerinin süresinin uzamasının hak ihlali doğurduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, yargılama sürecinde taşınmazlar üzerine konulan ve yaklaşık on beş yıl boyunca devam eden ihtiyati tedbir kararının, mülkiyet hakkının özüne dokunan ve sahibine orantısız bir külfet yükleyen ağır bir müdahale olduğuna kanaat getirmiştir. Alınan hukuki önlemlerin geçici nitelikte olması gerekirken makul süreyi aşarak mülk sahibi için kalıcı bir mahrumiyete dönüşmesi açıkça hukuka aykırı bulunmuştur.

Diğer yandan karar, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyetlerde başvuru yollarının tüketilmesi kuralını yeniden ve güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici madde gereğince kurulan Tazminat Komisyonuna gidilmeden doğrudan bireysel başvuruda bulunulması, ikincillik ilkesi gereği usulden reddedilmiştir. Bu durum, benzer iddialar taşıyan binlerce dosya için izlenmesi gereken yasal usulü netleştirmekte ve idari başvuru şartının zorunluluğunun altını çizmektedir.

Kararın emsal etkisi, özellikle hukuk mahkemelerinde on yıllar süren davalarda uygulanan geçici hukuki koruma tedbirleri açısından büyük bir pratik öneme sahiptir. Mahkemeler, ihtiyati tedbir veya haciz kararı verirken sadece başlangıçtaki hukuki gerekliliği değil, yargılama sürecinin yıllarca uzamasının mülk sahibi üzerindeki yıkıcı ve bağlayıcı etkilerini de sürekli olarak denetlemek zorundadır. Kararla birlikte yargı makamlarına, mülkiyet hakkına müdahaleyi ölçüsüz kılan uzun süreli tedbirlerden kaçınma, dosyaları ivedilikle sonuçlandırma ve yargılamayı sürüncemede bırakmama konusunda ciddi bir hukuki sorumluluk yüklenmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, taraf oldukları ve uzun yıllardır devam eden bir asliye hukuk davası süresince kendilerine ait taşınmazlar üzerine mahkeme tarafından ihtiyati tedbir konulmasından şikâyetçi olmuşlardır. Kayseri 6. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dava sürecinde tesis edilen bu tedbir kararı, yaklaşık on beş yıl boyunca kaldırılmamış ve taşınmazlar üzerindeki idari ve hukuki kısıtlama aralıksız şekilde devam etmiştir. Başvurucular, ihtiyati tedbirin bu kadar uzun süre devam etmesinin taşınmazları üzerinde serbestçe tasarrufta bulunmalarını engellediğini, mülklerini fiilen kullanılamaz hâle getirdiğini ve yargılamanın da makul süreyi aşarak çok uzadığını ileri sürmüşlerdir. Bu mağduriyetlerinin giderilmesi, mülkiyet hakları ile makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğinin tespiti ve uğradıkları manevi ile maddi zararların karşılanması talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesinin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel kuralların başında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı gelmektedir. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve üzerinde dilediği gibi tasarruf etme yetkisi verir. Mülkiyet hakkına kamu makamlarınca yapılan herhangi bir müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için mutlaka kanuna dayanması, meşru bir kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması şarttır.

Geçici hukuki koruma yollarından biri olan ihtiyati tedbir kararları, davanın sonucunu güvence altına almak amacıyla uygulanan ve doğası gereği kısıtlı bir süre için var olması gereken yargısal işlemlerdir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihat prensiplerine göre, mülkiyet hakkını sınırlandıran bir hukuki tedbirin ölçülü kabul edilebilmesi için sadece kapsamı itibarıyla değil, uygulandığı süre itibarıyla da orantılı olması zorunludur.

Bir mahkeme tedbirinin makul olmayan, olağanüstü uzun bir süre boyunca devam etmesi, mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkilerin kullanılmasını belirsiz bir tarihe kadar öteler. Bu durum, kamunun menfaati ile bireyin mülkiyet hakkı arasında kurulması gereken adil dengeyi malik aleyhine bozar ve mülk sahibine orantısız, aşırı bir külfet yükler.

Bununla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan makul sürede yargılanma hakkı şikâyetlerinde, 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun hükümleri dikkate alınmalıdır. Yapılan yasal değişikliklerle kurulan Tazminat Komisyonu, makul süre şikâyetleri için ilk derece başvuru merci hâline getirilmiştir ve Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru usulündeki ikincillik ilkesi gereği, bu kanuni yol tüketilmeden doğrudan bireysel başvuru yapılması usulen mümkün değildir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı mülkiyet hakkı ile makul sürede yargılanma hakkı olmak üzere iki ayrı anayasal güvence başlığı altında incelemiş ve değerlendirmiştir.

Öncelikle mülkiyet hakkına yapılan müdahale incelendiğinde; başvuruculara ait taşınmazlar üzerine konulan ihtiyati tedbir kararının Kayseri 6. Asliye Hukuk Mahkemesinde devam eden yargılama süreciyle bağlantılı olarak uygulandığı sabittir. Anayasa Mahkemesi, benzer başvurularda daha önce belirlediği anayasal ilkeleri hatırlatarak ihtiyati tedbirin yaklaşık on beş yıl boyunca aralıksız sürdürüldüğünü tespit etmiştir. Tedbirin bu kadar uzun bir süre kesintisiz olarak devam etmesi, başvurucuların mülkiyet haklarından doğan tasarruf yetkilerini kullanmalarını tamamen belirsiz bir sürece yaymıştır. Yargısal makamların, geçici bir koruma önlemi olan tedbir sürecinde mülkiyet hakkının gerektirdiği ivediliği ve özeni göstermedikleri, süreci hızlandırmak için gerekli adımları atmadıkları anlaşılmıştır. Bu kadar uzun süreli bir kısıtlama, başvuranlara şahsi olarak orantısız bir külfet yüklemiş olup, müdahalenin ölçülülük ilkesini açıkça ihlal ettiği ve dolayısıyla mülkiyet hakkının zedelendiği sonucuna varılmıştır.

İkinci olarak, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyet incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, kanuni düzenlemelerde yapılan değişiklikler neticesinde derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarına karşı Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun açıldığını vurgulamıştır. Somut olayda başvurucuların bu idari ve yasal başvuru yolunu tüketmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine geldikleri görülmüştür. Bireysel başvurunun ikincillik niteliği gereği, ulaşılabilir ve ihlal iddiaları açısından başarı şansı sunan bu yol tüketilmediği için başvurunun bu kısmının usulden reddedilmesi gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.

İhlalin giderilmesi bağlamında ise tedbirin uzun sürmesi mülkiyet hakkını ölçüsüz kılmış olsa da, tespit edilen ihlal doğrudan tedbirin kendisinin tümden kaldırılmasını gerektiren bir nitelik taşımadığından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar görülmemiştir. Bunun yerine zararın, manevi tazminat ödenmesi yoluyla telafi edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: