Karar Bülteni
AYM Mehmet Pervane ve Mehmet Emin Dünen BN. 2020/23633
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/23633 |
| Karar Tarihi | 16.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İhtiyati tedbirin makul süreyi aşması mülkiyeti ihlal eder.
- Ön alım bedelinin nemalandırılmaması mülkiyet hakkını zedeler.
- Devletin özel uyuşmazlıklarda mülkiyeti koruma yükümlülüğü vardır.
- Uzayan yargılamalarda depo bedeli enflasyona karşı korunmalıdır.
Bu karar, özel hukuk uyuşmazlıklarında devletin mülkiyet hakkını korumaya yönelik pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını net bir şekilde çizmesi açısından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, yargılama sürecinde alınan ihtiyati tedbir kararlarının ve vezneye depo edilen bedellerin enflasyon karşısında erimesinin doğrudan mülkiyet hakkına bir müdahale oluşturduğunu açıkça vurgulamıştır. Özellikle mahkemelerin, uzun süren yargılamalarda tarafların mağdur olmasını engellemek için paranın vadeli bir hesapta nemalandırılması gibi oldukça basit tedbirleri almaktan imtina etmesinin, devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlali anlamına geldiği netleştirilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi düşünüldüğünde bu karar, mahkemelerin ön alım, şufa veya bedel depo edilen diğer tüm özel hukuk uyuşmazlıklarında daha proaktif ve korumacı bir tutum sergilemelerini zorunlu kılmaktadır. Uygulamada sıkça rastlanan, uzun süren davalar neticesinde depo edilen bedelin enflasyon karşısında eriyerek alacaklıyı telafisi imkânsız zararlara uğratması sorunu bu kararla anayasal bir güvenceye kavuşturulmuştur. Mahkemelerin artık tarafların talebini dahi beklemeksizin depo edilen bedelleri nemalandırmak için vadeli hesaplara aktarması ve mülkiyeti sınırlayan ihtiyati tedbir kararlarını makul sürede kaldırması, mülkiyet hakkının etkin korunması adına yerleşik bir usul kuralı hâline gelmelidir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Diyarbakır ili Yenişehir ilçesindeki bir taşınmazda hissedar olan C.K., diğer hissedarların paylarını satın alan Mehmet Pervane ve Mehmet Emin Dünen'e karşı ön alım (şufa) hakkına dayalı olarak tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Davacı, ön alım hakkına engel olmak amacıyla satış bedelinin bilerek yüksek gösterildiğini iddia etmiş ve mahkeme sürecinde taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulmuştur. Yargılama esnasında mahkeme, taşınmaz bedelinin vezneye depo edilmesine karar vermiş ve bu bedel davacı tarafından yatırılmıştır. Yıllar süren dava sonucunda Mehmet Pervane yönünden dava süre aşımı nedeniyle reddedilmiş ancak taşınmazındaki tedbir şerhi dokuz yılı aşkın bir süre kaldırılmamıştır. Mehmet Emin Dünen yönünden ise dava kabul edilmiş ancak tapu devri karşılığında kendisine ödenecek olan depo bedeli yıllarca mahkeme veznesinde nemalandırılmadan bekletilmiştir. Başvurucular, ihtiyati tedbirin çok uzun sürmesi ve depo edilen paranın enflasyon karşısında erimesi nedenleriyle mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı karara bağlarken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının korunması kuralına dayanmıştır. Mahkeme, mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesinin yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı olmadığını, aynı zamanda devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin aktif pozitif yükümlülükleri bulunduğunu belirtmiştir.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda mülkiyet haklarının çatıştığı durumlarda her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi gerekmektedir. Sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir sonuca yol açmaması esastır. Bu bağlamda, mahkemelerin mülkiyet hakkını sınırlandıran ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki koruma önlemlerini uygularken, bu tedbirlerin kapsamı ve süresi itibarıyla orantılı olmasını gözetmesi zorunludur. Tedbirin makul olmayan bir süre devam etmesi, mülk sahibine orantısız bir külfet yüklediğinden mülkiyet hakkının ihlali anlamına gelmektedir.
Ayrıca, ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescili davalarında mahkemenin, ön alım bedelinde oluşabilecek değer kaybını önlemek amacıyla makul bir süre içinde bedeli vadeli bir mevduat hesabına yatırması gerektiği ilkesi uygulanmıştır. Yargı sürecinin hızlı işlememesinin kişiler üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri asgari seviyeye indirme imkânı varken mahkemenin bu tedbirleri almamış olması, mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün açık bir ihlali olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucu Mehmet Pervane yönünden yaptığı incelemede, mahkeme tarafından 2013 yılında taşınmaz üzerine konulan ihtiyati tedbir kararının ancak 2022 yılında, yani dokuz yılı aşkın bir süre sonra kaldırılabildiğini tespit etmiştir. Bu kadar uzun süre devam eden ihtiyati tedbirin süresi itibarıyla orantılı olmadığı ve başvurucuya mülkiyetinden dilediği gibi tasarruf etme imkânını vermeyerek şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir.
Başvurucu Mehmet Emin Dünen yönünden yapılan incelemede ise, ilk derece mahkemesinin 2014 yılında ön alım bedelini mahkeme veznesine depo ettirdiği, ancak davanın 2020 yılında kesinleştiği saptanmıştır. Yedi yılı aşkın süren bu yargılama sürecinde, mahkemenin depo edilen paranın vadeli hesapta tutulması kararı vermemesi nedeniyle başvurucunun alacağının enflasyon karşısında ciddi bir değer kaybına uğradığı görülmüştür. Verilere göre, 2013 yılında ödenen tutarın 2020 yılındaki enflasyon karşısında değer kaybının giderilmiş karşılığı ile reel olarak ödenen tutar arasında devasa bir fark oluştuğu saptanmıştır. Mahkemenin, ön alım bedelini vadeli bir hesaba yatırmak gibi oldukça basit bir hukuki tedbirle yargılamanın uzun sürmesinin olumsuz etkilerini asgari seviyeye indirme imkânı varken bunu uygulamaması, devletin mülkiyet hakkını koruma hususundaki pozitif yükümlülüğünün ihlali olarak görülmüştür.
Her iki olayda da yargı makamlarının pasif tutumunun, vatandaşların mülkiyet hakkına ağır ve orantısız bir müdahale sonucunu doğurduğu anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, ihtiyati tedbirin uzun süre uygulanması ve depo edilen bedelin değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.