Karar Bülteni
YARGITAY 23. HD 2015/8663 E. 2017/2499 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 23. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2015/8663 |
| Karar No | 2017/2499 |
| Karar Tarihi | 03.10.2017 |
| Dava Türü | İhraç Kararının İptali ve Maddi Manevi Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- İhraç kararına itiraz üç aylık süreye tabidir.
- Genel kurula başvuru dava açma süresini korur.
- Tebliğ edilmeyen kararlar itiraz süresini başlatmaz.
- Süre aşımı tespiti dosya kapsamıyla örtüşmelidir.
Bu karar, kooperatif ortaklığından çıkarılma işlemlerine karşı ortakların hak arama hürriyetinin usul ve esasları bağlamında son derece kritik bir öneme sahiptir. Kanun koyucu tarafından belirlenen hak düşürücü itiraz sürelerinin nasıl hesaplanması gerektiği ve itiraz mekanizmasının pratikteki işleyişi bu kararla bir kez daha net bir hukuki güvence altına alınmıştır. Özünde, bir kooperatif üyesinin yönetim kurulu tarafından verilen haksız ihraç kararına karşı süresi içinde olağan yasa yolu olarak genel kurula başvurmuş olması durumunda, bu başvurunun genel kurulda hiç görüşülmemesi veya karara bağlanıp üyeye usulüne uygun tebliğ edilmemesi halinde, idarenin eylemsizliğinin üyeye fatura edilemeyeceği ve mahkemeye dava açma hakkının kaybolmayacağı hukuken tescil edilmektedir.
Benzer kooperatif davalarındaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi oldukça kuvvetlidir. Uygulamada, kooperatif yönetimlerinin çoğunluk gücünü kullanarak kendilerine muhalif üyeleri dışlamak amacıyla aldığı keyfi ihraç kararlarına karşı, üyelerin genel kurula itiraz yolunu tüketmelerine rağmen, bu itirazların sümen altı edilmesi sıkça karşılaşılan bir sorundur. Yargıtay bu emsal kararıyla, genel kurula yapılan süresindeki başvurunun, mahkemeye dava açma süresini sıkı sıkıya koruduğunu açıkça vurgulamaktadır. Bu yönüyle incelemeye konu olan karar, kooperatifler hukuku pratiğinde, şekli süre kurallarının adaleti zedeleyecek ve mağduriyet yaratacak biçimde katı yorumlanmasını engelleyen çok önemli bir hukuki zırh niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, bir taşıma kooperatifinin bizzat kurucu üyesi olan davacı ile kooperatifin yönetimini sonradan devralarak ele geçiren muhalif bir grup arasındaki derin husumetten kaynaklanmaktadır. Davacı üye, kendi kurduğu kooperatife sonradan katılan bir grup yeni üyenin planlı ve hileli bir şekilde yönetimi ele geçirdiğini, ardından kendilerine muhalif olan üyelere karşı ayrımcı ve usulsüz uygulamalara başladığını iddia etmektedir. Servislerin erken veya geç hareket etmesi konusunda kendi yandaşlarının hatalarına göz yumulurken, davacı ve arkadaşlarına sürekli baskı yapıldığı ileri sürülmüştür. Son olarak, haksız yere sadece 437 TL tutarındaki bir aidat borcu bahane edilerek davacıya ihtar gönderilmiş ve üyelikten atılmakla tehdit edilmiştir. Davacı, bu cüzi borcu on günlük yasal süre içinde ödemesine rağmen üyelikten usulsüz bir şekilde ihraç edildiğini belirtmektedir. Bu yaşananlar sebebiyle kendisine sistemli bir şekilde psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını savunan davacı, kooperatiften çıkarma kararının haksızlığının tespiti ile iptal edilerek yeniden üyeliğe kabulünü ve bu yorucu süreçte yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi maksadıyla maddi ve manevi tazminat ödenmesini talep ederek mahkemeye başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin önüne gelen bu uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel hukuk kuralı, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu m.16 hükmüdür. İlgili yasal düzenlemeye göre, bir kooperatif ortaklığından çıkarılma işlemi kural olarak genel kurulun yetkisindedir; ancak kooperatifin anasözleşmesinde açık bir hüküm bulunması halinde bu ihraç yetkisi istisnai olarak yönetim kuruluna da bırakılabilir. Ancak kanun koyucu, yönetim kurulu kararı ile ortaklıktan çıkarılan bir üyenin haklarını korumak amacıyla, ihraç kararının ilgili üyeye noter aracılığıyla tebliğ edilmesinden itibaren işlemeye başlayan üç aylık bir hak düşürücü itiraz süresi öngörmüştür. Ortak, kendisine tanınan bu üç aylık kritik süre zarfında isterse kooperatif genel kuruluna yazılı olarak başvurarak karara itirazda bulunabilir, isterse de bu aşamayı atlayarak doğrudan yetkili mahkemeye gidip ihraç kararının iptali davası açabilir.
Yerleşik içtihat prensipleri ışığında incelendiğinde, üyenin ihraç kararına karşı süresi içinde genel kurula başvurmayı tercih etmesi halinde, bu haklı başvuru dava açma süresini keser ve üyenin dava hakkını muhafaza eder. Bu senaryoda genel kurulun, yapılan itirazı ilk toplantıda görüşüp kesin bir karara bağlaması ve ortaya çıkan bu nihai kararın üyeye usulüne uygun şekilde resmi olarak tebliğ edilmesi zorunludur. Eğer genel kurul itirazı kasıtlı veya ihmali olarak görüşmez, karara bağlamaz veya aldığı kararı ilgili üyeye hukuka uygun olarak tebliğ etmezse, mahkemeye iptal davası açmak için gerekli olan süre hukuken işlemeye başlamaz. Kooperatifler hukukunda ihraç, üyenin en temel haklarını ortadan kaldıran çok ağır bir yaptırım olduğundan, şekil ve süre şartlarına son derece sıkı sıkıya bağlıdır. Doktrinde de sıklıkla vurgulandığı üzere, kooperatif ile ortak arasındaki uyuşmazlıklarda usul kurallarının, zayıf konumda olan ortağın adil yargılanma hakkını ve hak arama hürriyetini kısıtlayacak şekilde katı yorumlanmaması, her daim iyiniyet ve dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi esastır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, davacı üye kooperatif yönetim kurulunun kendi aleyhine almış olduğu ihraç kararına karşı eylemsiz kalmamış ve üç aylık yasal süre dolmadan 02.07.2010 tarihinde genel kurula sunulmak üzere bir dilekçe vererek resmi itirazda bulunmuştur. Ancak mahkeme dosyası kapsamından ve sunulan belgelerden açıkça anlaşıldığı üzere, davacının zamanında yaptığı bu itiraz, kooperatif genel kurulunda gündeme alınarak görüşülmemiş ve herhangi bir karara bağlanmamıştır. Dahası, davacı üyeye itirazının akıbeti veya ihraç kararının genel kurulca onanarak kesinleştiği yönünde usulüne uygun hiçbir resmi tebligat da yapılmamıştır.
Yerel mahkeme, davacının yasal itiraz sürecindeki bu idari boşlukları ve usulsüzlükleri göz ardı etmiş, davanın üç aylık hak düşürücü yasal süre içinde açılmadığı gerekçesiyle şekli bir inceleme yaparak davayı doğrudan usulden reddetmiştir. Mahkeme aynı zamanda, davacının uğradığını iddia ettiği mobbing ile maddi ve manevi tazminat iddialarını da detaylı olarak inceleme gereği duymamıştır. Karar gerekçesinde, mobbing iddiasını sadece yönetim ile davacı arasındaki önceden gelen şahsi husumete bağlamış ve alınan idari kararların sırf kooperatifin devamlılığı için alındığını, davacının bu kararlara karşı alınganlık göstererek salt kendi aleyhine bir baskı varmış gibi hissettiği yönünde yüzeysel bir değerlendirme yapmıştır.
Ancak Yargıtay incelemesinde, yerel mahkemenin süre yönünden yaptığı bu usuli tespitin hukuka, yasal düzenlemelere ve dosya kapsamına kesinlikle uygun olmadığı saptanmıştır. Yargıtay, davacının kanuni süresi içinde genel kurula itiraz etmesi sebebiyle dava açma hakkının korunduğunu, genel kurulca ihraç itirazı hakkında alınmış ve davacıya tebliğ edilmiş yeni ve kesinleşmiş bir karar bulunmadığından dolayı mevcut davanın süresinde açıldığının kabul edilmesi gerektiğini açıkça tespit etmiştir. Davacının ihraç edilme gerekçelerinin haklı olup olmadığı, aidat borcunu ihtarnamede belirtilen yasal süre içinde ödeyip ödemediği ve şahsına yönelik mobbing teşkil eden sistematik ve haksız bir uygulamanın gerçekten bulunup bulunmadığı hususlarının, mahkemece işin esasına girilerek tüm deliller ışığında ayrıntılı bir şekilde incelenmesi ve adil bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir. Süre aşımı gibi hatalı bir gerekçeyle davanın esasına girilmemesi, anayasal güvence altındaki hukuki dinlenilme hakkının ve hak arama hürriyetinin açık bir ihlali niteliğindedir. İşin esası incelenmeden eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile hüküm kurulması yasaya aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, kararı bozmuştur.