Anasayfa Karar Bülteni AYM | Bekir Çeper ve Diğerleri | BN. 2022/77805

Karar Bülteni

AYM Bekir Çeper ve Diğerleri BN. 2022/77805

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi / Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/77805
Karar Tarihi 28.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İfade özgürlüğü rahatsız edici sözleri de korur.
  • Siyasetçilerin eleştiriye tahammül sınırı daha geniştir.
  • Değer yargısı içeren ifadeler ispatlanmak zorunda değildir.
  • İfadelerin kullanıldığı bağlamdan koparılmadan incelenmesi gerekir.
  • Kaba sözler otomatik olarak tazminat sebebi oluşturmaz.

Bu karar, sosyal medya üzerinden siyasetçilere yöneltilen sert eleştirilerin ve değer yargısı içeren ifadelerin ifade özgürlüğü kapsamında korunması gerektiğini bir kez daha güçlü bir şekilde teyit etmektedir. Anayasa Mahkemesi, kullanılan ifadelerin nezaket sınırlarını aşsa da salt kaba veya kırıcı olmasının, kişiyi otomatik olarak hukuki bir yaptırıma tabi tutarak tazminat ödemeye mahkûm etmek için tek başına yeterli bir gerekçe olamayacağını açıkça ortaya koymuştur. Karar, siyasi figürlerin kendi eylem ve söylemleri nedeniyle maruz kaldıkları sert eleştirilere, sıradan vatandaşlara kıyasla çok daha yüksek bir demokratik tahammül göstermeleri gerektiğinin altını titizlikle çizmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, derece mahkemelerinin ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil bir denge kurma zorunluluğuna kesin bir vurgu yapmaktadır. Mahkemelerin, dava konusu ifadelere yalnızca lafzi olarak bakmaması, sözleri kullanıldığı bağlamdan koparmadan ve hedef alınan kişinin toplumsal ile siyasi konumunu dikkate alarak bir değerlendirme yapması gerektiği hatırlatılmaktadır. Uygulamada sıkça rastlanan sosyal medya paylaşımlarına yönelik açılan hakaret ve tazminat davalarında, mahkemelerin matbu gerekçelerle değil, somut olayın özelliklerine, muhatabın eleştiriye cevap verme imkânına ve sarf edilen sözlerin bir değer yargısı niteliği taşıyıp taşımadığına odaklanması gerektiği yönünde oldukça önemli ve bağlayıcı bir yol göstericidir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucuların vefat eden yakını (murisi), Facebook isimli sosyal medya platformunda, deneyimli bir siyasetçi ve dönemin milletvekili olan davacı hakkında yapılan bir haberin altına kendi görüşlerini yansıtan bir yorum yazmıştır. Davacının siyasi çizgisindeki değişiklikleri ağır bir dille eleştiren ve "satılmış siyonist" ifadesini içeren bu yorum üzerine davacı siyasetçi, kişilik haklarına haksız bir saldırıda bulunulduğunu iddia ederek 5.000 TL tutarında manevi tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, kullanılan ifadenin hakaret teşkil ettiğine ve eleştiri sınırlarını aştığına karar vererek murisin 1.500 TL manevi tazminat ödemesine hükmetmiştir. İstinaf incelemesinden de ret yanıtı alan ve kararı kesinleşen hukuki süreç sonrasında başvurucular, murislerinin kullandığı ifadelerin sert siyasi eleştiri kapsamında olduğunu belirterek ifade özgürlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan kuralların başında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.26 ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü gelmektedir. İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en temel ve zorunlu yapı taşlarından biri olup toplumun ilerlemesi ile bireyin gelişimi için vazgeçilmez bir haktır. Bu özgürlük, yalnızca zararsız, hoşa giden veya genel kabul gören düşünceleri değil, aynı zamanda devleti veya toplumun bir kesimini sarsan, kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olan fikirleri de koruma altına almaktadır. İfade özgürlüğü olmaksızın demokratik bir toplumdan söz edilemez.

Müdahaleye dayanak teşkil eden kanuni düzenleme ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.58 hükmüdür. Bu madde, kişilik haklarının hukuka aykırı olarak zedelenmesi durumunda, bireylerin şeref ve itibarının korunması amacıyla manevi tazminat talep edilebilmesine imkân tanımaktadır.

Anayasa Mahkemesinin istikrar kazanmış yerleşik içtihatlarına göre, ifade özgürlüğü ile kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında son derece hassas ve adil bir denge kurulmalıdır. Bu denge kurulurken ifadelerin kim tarafından kime karşı söylendiği, tartışmanın kamuyu bilgilendirme değeri, hedef alınan kişinin kamusal yetki kullanan bir siyasetçi olup olmadığı gibi unsurlar büyük önem taşır. Siyasetçilerin, eylemlerini bilerek kamuoyunun denetimine açmaları nedeniyle, sade vatandaşlara kıyasla kendilerine yöneltilen eleştirilere karşı daha geniş bir tahammül gösterme yükümlülüğü bulunmaktadır. Ayrıca, sarf edilen sözlerin ispatlanabilir maddi bir vakıanın açıklaması mı yoksa ispatı mümkün olmayan bir değer yargısı mı olduğunun tespiti zorunludur. Bir ifadenin salt kaba veya kırıcı olması, onu bağlamından kopararak tek başına hukuki veya cezai bir yaptırıma tabi tutmak için yeterli ve haklı bir gerekçe oluşturmaz. Derece mahkemelerinin bu çatışan haklar arasında dengeleme yaparken, müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ilgili ve yeterli gerekçelerle göstermeleri şarttır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken ilk olarak başvurucuların murisinin, ülke çapında tanınan ve önemli siyasi görevlerde bulunmuş bir siyasetçi hakkında yorum yaptığını tespit etmiştir. Mahkemece verilen tazminat kararının gerekçelerinde, ihtilaflı yorumun paylaşıldığı bağlam gözetilmeksizin, kullanılan ifadenin olaydan koparılarak hakaret niteliğinde aşağılayıcı bir nitelendirme olarak kabul edildiği görülmüştür.

Anayasa Mahkemesine göre muris, bir zamanlar desteklediği siyasi partinin önde gelen isimlerinden olan davacının süreç içinde siyasi çizgisini değiştirerek ana muhalefet partisine geçmesine duyduğu öfkeyi "satılmış siyonist" ifadesiyle dile getirmiştir. Bu kapsamda kullanılan ifade, ispatı gerekmeyen bir değer yargısı niteliğindedir. İfade kaba, rahatsız edici ve muhatabını incitici olsa da, demokratik bir toplumda ifade özgürlüğü kışkırtıcı ve abartılı sözleri de muhafaza etmektedir.

Hedef alınan davacı, kamuoyu tarafından yakından tanınan, basını ve sosyal medyayı aktif olarak kullanan tecrübeli bir siyasetçidir. Davacının siyasi faaliyetleri nedeniyle seçmenlerin sıkı denetimi altında olması ve eylemlerine yönelik ağır eleştirilere sade bir vatandaşa göre çok daha fazla tahammül göstermesi gerektiği açıktır. Üstelik davacının, bulunduğu konum itibarıyla kendisine yöneltilen eleştirilere cevap verme ve görüşlerini geniş kitlelere ulaştırma imkânı da mevcuttur.

Derece mahkemeleri ise davacının siyasi konumunu, eleştiriye katlanma yükümlülüğünü ve ifadelerin kullanıldığı siyasi bağlamı dikkate almamış; Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu ölçütler çerçevesinde ifade özgürlüğü ile şeref ve itibar hakkı arasında adil bir denge kurmaya çalışmamıştır. Yalnızca soyut bir değerlendirmeyle söz konusu ifadenin hakaret oluşturduğu kabul edilerek tazminata hükmedilmesi, ilgili ve yeterli bir gerekçe olarak görülmemiştir. Müdahalenin demokratik toplum düzeninde zorunlu bir ihtiyaca karşılık gelmediği tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: