Anasayfa Karar Bülteni AYM | Çetin Koçyiğit | BN. 2023/64287

Karar Bülteni

AYM Çetin Koçyiğit BN. 2023/64287

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2023/64287
Karar Tarihi 28.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İfade özgürlüğü rahatsız edici sözleri de kapsar.
  • Kaba sözlerin cezalandırılması ifade özgürlüğünü zedeler.
  • Gazetecilerin eleştiriye tahammül sınırı daha geniştir.
  • Kullanılan ifadeler bağlamından koparılarak değerlendirilemez.
  • Şeref ve itibar ile ifade özgürlüğü dengelenmelidir.

Bu karar, sosyal medyada gerçekleşen güncel ve siyasi tartışmalar sırasında sarf edilen ve kaba veya rahatsız edici olarak nitelendirilebilecek ifadelerin her koşulda hakaret suçu kapsamında değerlendirilemeyeceğini ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kullanılan dil incitici bir yön taşısa bile ifadenin söylendiği bağlamın, hedef alınan kişinin kimliğinin ve tarafların toplumsal konumlarının mutlak surette dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Özellikle kamuoyunca yakından tanınan, siyasi polemiklere aktif olarak katılan gazeteci veya siyasetçilerin, sıradan vatandaşlara kıyasla kendilerine yöneltilen eleştirilere karşı daha yüksek bir tahammül sınırı göstermeleri gerektiği bir kez daha teyit edilmiştir.

Benzer davalarda önemli bir emsal etkisi yaratacak olan bu karar, derece mahkemelerinin hakaret ve tazminat davalarında yalnızca kullanılan kelimenin sözlük veya soyut anlamına odaklanmak yerine, olayın bütünselliği içinde titiz bir dengeleme testi yapmalarının anayasal bir zorunluluk olduğunu göstermektedir. Kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı ile demokratik toplumun temeli olan ifade özgürlüğü arasında adil bir denge kurulmadan, tartışma esnasında kullanılan ifadelerin soyut bir şekilde tahkir edici sayılarak cezalandırılması, toplumdaki ifade özgürlüğü üzerinde ağır ve caydırıcı bir etki yaratacaktır. Yargı mercilerinin, günlük dilde yer alan kaba saba sözleri bağlamından koparıp otomatik olarak cezalandırmak yerine, ifadenin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkısını detaylıca irdelemesi gerektiği hususu uygulamada yerleşik bir ilke hâline gelmelidir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Kastamonu'nun Bozkurt ilçesinde meydana gelen büyük sel felaketi sonrasında, gazeteci olan müşteki sosyal medya hesabı üzerinden dönemin ana muhalefet partisi genel başkanını hedef alan ve yaşanan afet yönetimindeki olumsuzluklardan onu sorumlu tutan tahrik edici bir paylaşım yapmıştır. Söz konusu siyasi partinin kurultay delegesi olan başvurucu Çetin Koçyiğit ise gazetecinin bu siyasi paylaşımını alıntılayarak "Harbi mal." şeklinde bir yorum yazmıştır. Bu kısa ifadenin kendi onur, şeref ve saygınlığını rencide ettiğini ileri süren gazeteci müşteki, başvurucu hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur.

Yapılan ceza yargılaması sonucunda ilk derece mahkemesi, başvurucunun sarf ettiği sözlerin aidiyet unsurunu taşıdığına ve hakaret suçunu oluşturduğuna kanaat getirerek başvurucuyu bin yedi yüz kırk Türk Lirası adli para cezasına çarptırmıştır. Başvurucu, kullanılan kelimenin bir hakaret kastı taşımadığını, eleştiri sınırları içinde kalan ve tepki niteliği taşıyan kaba bir söz olduğunu, dolayısıyla verilen mahkûmiyet kararının haksız olduğunu belirterek ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğüne yönelik yargısal müdahaleleri incelerken öncelikle müdahalenin kanuni bir dayanağı olup olmadığını ve meşru bir amaç taşıyıp taşımadığını araştırmaktadır. Somut uyuşmazlıkta ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin temel dayanağı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 125'te düzenlenen hakaret suçudur. Bu kanun kuralı, başkalarının şöhret veya haklarının korunması şeklindeki meşru amaca hizmet etmektedir.

Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olabilmesi için, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması şarttır. Anayasa Mahkemesi'nin istikrar kazanmış yerleşik içtihatlarına göre, ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından makul kabul edilen veya zararsız görülen bilgi ve fikirler için değil; aynı zamanda toplumun bir kesimi için şok edici, rahatsız edici veya kırıcı olan ifadeler için de tam anlamıyla geçerlidir. Çatışan anayasal haklar olan ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında mahkemeler tarafından adil bir denge kurulması zorunludur.

Bu anayasal dengeleme testinde; ifadenin kim tarafından ve kime karşı dile getirildiği, hedef alınan kişinin kamusal konumu ve ünlülük düzeyi büyük önem taşır. Kamuoyunca tanınan siyasetçiler ve gazeteciler, eylemleriyle topluma mal oldukları için sade vatandaşlara kıyasla daha ağır ve sarsıcı eleştirilere katlanmak zorundadırlar. Ayrıca ifadenin, kamuoyunu ilgilendiren ve genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, ifadenin söylendiği bağlam ve kullanılan sözlerin maddi bir vakıanın açıklaması mı yoksa ispatı gerekmeyen bir değer yargısı mı olduğu titizlikle incelenmelidir. Şikâyetçinin, kendisine yöneltilen ifadelere kendi sahip olduğu medya veya sosyal ağ vasıtalarıyla cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı da yargı mercileri tarafından mutlaka değerlendirilmelidir.

Bunun yanı sıra, başvurucunun adli bir yaptırıma (para veya hapis cezasına) maruz kalma endişesinin, kendisi ve toplumun bütünü üzerinde yaratacağı sansürleyici ve caydırıcı etkinin göz önünde bulundurulması şarttır. Yargı mercileri, kişileri hakaret suçundan cezalandırırken ifadelerin söylendikleri bağlamından kopartılıp kopartılmadığını çok iyi tartmalı ve otomatik olarak ceza mahkûmiyetine hükmetmenin yaratacağı tehlikeleri dikkate alarak yargı kararlarını ilgili ve yeterli gerekçelerle temellendirmelidir. İfade özgürlüğü ile şeref ve itibar hakkı arasındaki hassas terazi, ancak bu evrensel hukuk standartlarına riayet edilerek korunabilir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucunun söz konusu ifadeyi kullandığı bağlamı ve hukuki tarafların toplumsal konumunu ön plana çıkarmıştır. Müştekinin, ülkemizde yaşanan büyük bir sel felaketi sonrasında dönemin bir siyasi parti genel başkanını doğrudan hedef alan, tahrik edici ve tartışma yaratıcı siyasi bir paylaşımda bulunduğu tespit edilmiştir. Başvurucunun ise söz konusu siyasi partinin kurultay delegesi sıfatıyla bu ağır eleştiriye tepki göstermek amacıyla ihtilaflı ifadeyi kullandığı saptanmıştır. Meydana gelen tartışmanın, genel kamu yararını çok yakından ilgilendiren, oldukça güncel bir doğal afet meselesinden kaynaklandığı, dolayısıyla olayın basit bir kişisel çekişme veya husumet boyutunu tamamen aştığı açıktır.

Mahkeme, başvurucunun kullandığı "mal" şeklindeki ifadenin kaba bir söz olduğunu ve muhatabını incitici bir yönü bulunduğunu kabul etmekle birlikte, her kaba saba veya kırıcı sözün doğrudan bir cürüm olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını kalın çizgilerle çizmiştir. Gündelik hayatta ve özellikle siyasi polemiklerin olağanüstü yoğun yaşandığı sosyal medya mecralarında derinlemesine bir anlam taşımayan, tamamen tepkisel olarak sarf edilen kaba sözlerin otomatik olarak hapis veya adli para cezasına konu edilmesi, iletişim süreçlerini tıkayarak demokratik toplumun vazgeçilmez unsuru olan ifade özgürlüğü üzerinde ciddi bir caydırıcı ve susturucu etki yaratma tehlikesi taşımaktadır.

Hedef alınan müştekinin aktif bir gazeteci olduğu, siyasi tartışmaların odağında yer almayı bizzat tercih ettiği ve kendisine yöneltilen eleştirilere geniş kitlesi olan sosyal medya veya basın organları aracılığıyla anında cevap verme imkânına sahip bulunduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda müştekinin, kendi başlattığı polemik nedeniyle kendisine yöneltilen sert eleştirilere ve kaba sözlere karşı sıradan bir vatandaştan çok daha yüksek bir tahammül göstermesi gerekmektedir. Ancak ilk derece mahkemesinin, bu temel anayasal ilkeleri tamamen göz ardı ederek, ifadenin bağlamını, tartışmanın toplumsal güncelliğini ve tarafların sosyal konumunu irdelemeden yalnızca kelimenin soyut ve sözlük anlamına odaklanıp adli para cezasıyla mahkûmiyet kararı verdiği görülmüştür. Yargı mercilerinin, olayda ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında hakkaniyetli ve adil bir denge kuramadığı ve temel hakkın kısıtlanması için ilgili ve yeterli bir gerekçe sunmadığı kesin biçimde anlaşılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adli para cezası ile kurulan mahkûmiyetin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmaması sebebiyle başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve yeniden yargılama yapılması talebiyle başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: