Karar Bülteni
AYM Hayko Bağdat BN. 2023/51611
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/51611 |
| Karar Tarihi | 29.04.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İfade özgürlüğü kaba ve rahatsız edici sözleri de korur.
- İfadelerin kullanıldığı bağlamdan koparılmadan bütüncül değerlendirilmesi gerekir.
- Gerekçesiz müdahaleler ifade özgürlüğünün ihlali sonucunu doğurur.
- Kamuya mal olmuş kişilerin eleştiriye tahammül yükümlülüğü geniştir.
Bu karar, demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünün sınırlarını ve bu sınırların ne denli geniş yorumlanması gerektiğini hukuken çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. Karar, günlük dilde kaba, incitici veya rahatsız edici olarak nitelendirilebilecek kelimelerin dahi, kullanıldıkları bağlam, tartışılan konunun kamusal önemi ve eleştirilen kişinin toplumsal konumu dikkate alındığında ifade özgürlüğü koruması altında değerlendirilebileceğini göstermektedir. Yerel mahkemelerin, salt kullanılan bir kelimeye odaklanarak, cümlenin sarf edildiği siyasi veya ekonomik tartışma ortamını göz ardı etmesi ve mekanik bir biçimde hakaret suçundan mahkûmiyet kurması, anayasal güvencelerin ihlali anlamına gelmektedir. Bu yönüyle karar, ifade özgürlüğü ile kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki hassas dengenin mahkemelerce nasıl kurulması gerektiğine dair temel bir metodoloji sunmaktadır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi son derece güçlü olacaktır. Zira sosyal medya üzerinden yürütülen kamusal tartışmalarda kullanılan anlık, tepkisel ve çoğu zaman keskin ifadelerin yargılamaya konu edilmesi günümüzde sıkça rastlanan bir durumdur. Anayasa Mahkemesi, bu kararıyla alt derece mahkemelerine, hakaret suçlamasıyla önlerine gelen dosyalarda mutlaka ifadenin kim tarafından, kime karşı, hangi tartışma zemininde söylendiğini ve hedef alınan kişinin bu eleştirilere cevap verme olanaklarını detaylıca incelemeleri gerektiği mesajını vermektedir. Uygulamadaki önemi, mahkemelerin artık sadece sözcüğün sözlük anlamına bakarak değil, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine riayet ederek, gerekçeli ve derinlemesine bir hak dengesi kurmak zorunda olmalarında yatmaktadır. Bu durum, ifade özgürlüğünün tesisi ve kamuoyunun ekonomik, siyasi konularda korkusuzca fikir beyan edebilmesi adına kritik bir güvence oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Ulusal bir televizyon kanalında ekonomiye dair bir röportaj veren ve o dönem bir bankanın genel müdürü olarak görev yapan şahıs, döviz kurları ile ilgili olarak bazı açıklamalarda bulunmuştur. Bu açıklamalar, bir ulusal gazete tarafından sosyal medya platformu Twitter üzerinden "Dolarla, avroyla geliri olmayan kişinin dövizle işi olmamalıdır. Ayşe teyzenin ne işi var dövizle" başlığıyla haberleştirilerek paylaşılmıştır. Kendisini gazeteci yazar ve televizyon programcısı olarak tanıtan başvurucu Hayko Bağdat, söz konusu haber paylaşımının altına cevap olarak "Sana ne be manyak" şeklinde bir yorum yazmıştır.
Bu yorum üzerine banka genel müdürü şikâyetçi olmuş ve Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu hakkında alenen hakaret suçundan soruşturma başlatılarak ceza davası açılmıştır. Asliye Ceza Mahkemesi, başvurucunun bu paylaşımı ile hakaret suçunu işlediğine kanaat getirerek kendisini 1.740,00 TL adli para cezasına çarptırmıştır. Başvurucu ise yazdığı sözün o dönemki ekonomik tartışmalar kapsamında bir eleştiri olduğunu, hakaret kastı taşımadığını belirterek, verilen cezanın ifade özgürlüğünü zedelediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle müdahalenin kanunilik şartını değerlendirmiş ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.125 kapsamında düzenlenen hakaret suçunun müdahalenin kanuni dayanağını oluşturduğunu tespit etmiştir. İfade özgürlüğüne yönelik bu sınırlandırmanın, başkalarının şöhret veya haklarının korunması meşru amacını taşıdığı kabul edilmekle birlikte, asıl inceleme Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde yapılmıştır.
Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olması gerekmektedir. İfade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil bir denge kurulurken; ifadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin kim olduğu ve ünlülük derecesi, ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuyu bilgilendirme değeri, şikâyetçinin cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı ve ifadelerin bağlamından koparılıp koparılmadığı gibi bir dizi temel ölçüt kullanılmalıdır.
Özellikle kamuoyunda tanınan, kamusal yetki kullanan veya kamuoyunu yakından ilgilendiren ekonomik ve siyasi tartışmalarda öne çıkan kişilerin, sade vatandaşlara kıyasla kendilerine yöneltilen eleştirilere karşı çok daha geniş bir hoşgörü gösterme ve katlanma yükümlülükleri bulunmaktadır. Mahkemelerin, bir ifadenin hakaret olup olmadığını belirlerken o ifadenin kullanıldığı bütünselliği göz ardı etmemesi, kullanılan dil kaba veya rahatsız edici olsa dahi, ifade özgürlüğünün şok edici ve rahatsız edici fikirleri de koruduğu evrensel hukuk kuralını temel alması zorunludur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun sosyal medya üzerinden yaptığı yorum sebebiyle adli para cezasına mahkûm edilmesinin, ifade özgürlüğüne yönelik açık bir müdahale olduğunu saptamıştır. Yerel mahkemenin karar gerekçesi incelendiğinde, başvurucunun kullandığı kelimenin bağlamının, tartışmanın kim tarafından başlatıldığının, genel yarara ilişkin kamusal bir mesele olup olmadığının ve hedef alınan kişinin toplumsal statüsünün hiçbir şekilde değerlendirmeye alınmadığı görülmüştür. Yerel mahkeme, yalnızca başvurucunun kullandığı "manyak" ifadesine odaklanmış ve olayın bütünselliğinden kopuk, soyut bir değerlendirmeyle hakaret suçunun oluştuğuna hükmetmiştir.
Oysa somut olayda müşteki, üst düzey bir banka yöneticisi olarak ülke ekonomisi, döviz kurları ve vatandaşların finansal tercihleri hakkında kamuoyunu yakından ilgilendiren oldukça güncel bir konuda açıklamalar yapmıştır. Başvurucu ise, vatandaşların döviz kullanımına ilişkin yapılan bu üstenci açıklamalara karşı sosyal medya platformu üzerinden anlık ve tepkisel bir eleştiri getirmiştir. Başvurucunun kullandığı kelimenin kaba ve muhatabını incitici nitelikte olduğu kabul edilmekle birlikte, ifade özgürlüğünün sadece zararsız veya hoşa giden fikirleri değil, devleti veya toplumun bir kesimini rahatsız eden, şok eden veya sarsan düşünce açıklamalarını da koruma altına aldığı vurgulanmıştır.
Ayrıca, müştekinin sahip olduğu makam, ekonomik tartışmalardaki rolü ve kamuoyu önündeki görünürlüğü dikkate alındığında, başvurucunun eleştirisine yanıt verme ve kendi görüşünü geniş kitlelere ulaştırma imkânına fazlasıyla sahip olduğu açıktır. Dolayısıyla, bizzat kendisinin başlattığı ve kamuoyunu yakından ilgilendiren bir tartışmada, müştekinin kendisine yöneltilen sert eleştirilere karşı sade bir vatandaştan daha fazla tahammül göstermesi beklenmektedir.
İlk derece mahkemesi, başvurucunun ifade özgürlüğü ile müştekinin itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge kurmaya çalışmamış, mahkûmiyet kararının zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya koyamamıştır. Gerekçesiz ve bağlamdan kopuk bu yaklaşımın demokratik bir toplumda kabul edilemez olduğu açıkça belirtilmiştir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı gerekçesiyle başvuruyu kabul etmiştir.