Anasayfa Karar Bülteni AYM | Cevdet Özkan | BN. 2021/22471

Karar Bülteni

AYM Cevdet Özkan BN. 2021/22471

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi / Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/22471
Karar Tarihi 30.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İfade özgürlüğü ile itibar hakkı dengelenmelidir.
  • Siyasetçilere yönelik eleştiri sınırları daha geniştir.
  • Paylaşımın yapıldığı bağlam ve güncellik önemlidir.
  • Hakaret boyutuna varan ifadeler ifade özgürlüğü sayılmaz.

Bu karar, sosyal medya üzerinden tanınmış siyasi kişilere ve eski bürokratlara yönelik yapılan paylaşımların ifade özgürlüğü sınırları içerisinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında hukuki açıdan kritik bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, demokratik bir toplumda ifade özgürlüğü ile kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında kurulması gereken adil dengeyi hassas bir şekilde incelemiştir. Özellikle kamuoyuna mal olmuş olaylarla ilgili yapılan paylaşımların, olayın üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra yapılmasının konunun güncelliğini yitirmesine sebep olduğu ve bu tür ifadelerin kamusal bir tartışmaya katkı sağlamaktan ziyade kişisel saldırı boyutuna ulaşabileceği vurgulanmıştır.

Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, kamuya mal olmuş kişilere yönelik her türlü ifadenin sınırsız bir eleştiri hakkı şemsiyesi altında değerlendirilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Siyasetçilerin ve üst düzey kamu görevlilerinin eleştiriye tahammül eşiklerinin sade vatandaşlara kıyasla çok daha yüksek olduğu yerleşik içtihatlarla kabul edilmekle birlikte, somut olgularla desteklenmeyen, olayın bağlamından kopuk ve güncelliğini tamamen yitirmiş ağır ithamların hakaret suçu kapsamında cezalandırılabileceği teyit edilmiştir. Benzer davalarda yerel mahkemelerin, birbiriyle çatışan bu iki temel hak arasında dengeleme yaparken sarf edilen ifadelerin kullanıldığı bağlamı ve toplum yararına güncel bir tartışmaya katkı sunup sunmadığını mutlaka dikkate almaları gerektiği bir kez daha pekiştirilmiş durumdadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, başvurucu Cevdet Özkan'ın kendisine ait sosyal medya profil hesabı üzerinden, geçmiş dönemlerde içişleri bakanlığı ve milletvekilliği yapmış olan eski bir bürokrat ve siyasetçi M.G. hakkında yaptığı bir paylaşım nedeniyle başlamıştır. Başvurucu, 2020 yılında Facebook isimli platformda gerçekleştirdiği paylaşımda, ilgili siyasetçinin fotoğrafıyla birlikte "rüşvetçi hırsız" şeklindeki ifadelere yer vermiştir.

Ülke çapında tanınan bir siyasetçi olan M.G., bu paylaşım nedeniyle şeref ve itibarının ağır şekilde zedelendiğini belirterek başvurucu hakkında hakaret suçlamasıyla şikâyetçi olmuştur. Soruşturma neticesinde açılan ceza davasında yerel mahkeme, ihtilaf konusu ifadelerin hakaret suçunu oluşturduğuna kanaat getirerek başvurucuyu adli para cezası ile cezalandırmıştır. Başvurucu ise hesabından yapılan bu paylaşımın kendisi tarafından gerçekleştirilmediğini, bu hususun bilirkişi raporuyla da sabit olduğunu, öyle olsa bile ifadelerin siyasi eleştiri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerek, verilen mahkûmiyet kararının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 125 kapsamında düzenlenen hakaret suçu hükümlerini dikkate almıştır. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için öncelikle zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve gerçekleştirilen müdahalenin orantılı olması gerekmektedir.

Yerleşik yargısal içtihat prensiplerine göre, ifade özgürlüğü ile bireylerin şeref ve itibarının korunması hakkı çatıştığında mahkemeler tarafından bu iki hak arasında adil bir denge kurulması zorunludur. Dengeleme yapılırken; ifadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin kim olduğu ve ünlülük düzeyi, siyasette veya bürokraside aktif bir rol alıp almadığı, ifadelerin genel kamu yararına ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı ve konunun o an itibarıyla güncel olup olmadığı gibi ölçütler titizlikle göz önünde bulundurulur.

Doktrin ve anayasal yargı içtihatlarında tereddütsüz şekilde kabul edildiği üzere, siyasetçilerin ve üst düzey kamu görevlilerinin eleştiriye tahammül yükümlülükleri sıradan vatandaşlara göre çok daha geniştir. Kamuoyunu ilgilendiren meselelerde görev yapan bu kişilerin eylem ve kararları toplumun daha sıkı bir denetimine tabidir. Ancak bu durum, siyasetçilere yönelik her türlü ifadenin hukuka uygun sayılacağı anlamına gelmemektedir. Hakaret boyutuna varan, kişiyi küçük düşürme ve onurunu kırma amacı taşıyan, maddi somut olgularla desteklenmeyen değer yargıları, ifade özgürlüğünün koruma şemsiyesi dışında kalabilir. Ayrıca, sarf edilen sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı tespit edilirken, sözlerin kullanıldığı tarihsel bağlam ve zamanlama büyük bir önem taşımaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun ifade özgürlüğü ile müştekinin şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki hassas dengeyi detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvurucu hakkında hakaret suçundan verilen adli para cezasının, ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil ettiği, bu müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu ve başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik meşru bir amaç taşıdığı tespit edilmiştir.

Müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli ve orantılı olup olmadığı yönünden yapılan incelemede, sarf edilen sözlerin arka planı ve bağlamı özenle değerlendirilmiştir. Müştekinin geçmişte İçişleri Bakanı olarak görev yaptığı ve 17-25 Aralık olarak bilinen süreçte yolsuzluk iddiaları nedeniyle görevinden istifa ettiği, dolayısıyla kamuoyunca yakından tanınan bir siyasi şahsiyet olduğu açıktır. Ancak, başvurucunun şikâyete konu olan sosyal medya paylaşımını olaydan tam yedi yıl sonra gerçekleştirdiği belirlenmiştir. Yüksek Mahkeme, bu kadar uzun bir süre geçtikten sonra yapılan paylaşımın, ilgili yolsuzluk iddiaları çerçevesinde konunun güncelliğini ciddi biçimde yitirmesine neden olduğunu vurgulamıştır.

Paylaşımın güncel bir kamusal tartışmaya katkı sunmaktan ziyade, bağlamından kopuk bir biçimde doğrudan kişinin şeref ve itibarını zedelemeye yönelik ifadeler içerdiği kanaatine varılmıştır. Ayrıca başvurucunun, paylaşımı kendisinin yapmadığı yönündeki savunması değerlendirilirken, Anayasa Mahkemesi derece mahkemelerinin delilleri takdir etme ve ifadelerin hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığını belirleme konusundaki yetkilerine işaret etmiştir. Yerel mahkemenin olayları değerlendirmesinde ve vardığı mahkûmiyet sonucunda açık bir keyfîlik veya bariz bir takdir hatası bulunmadığı saptanmıştır.

Sonuç itibarıyla, başvurucunun iddialarının incelenmesi neticesinde, olay tarihinden çok sonra yapılan ve güncelliği hususunda ciddi tereddütler oluşan söz konusu sosyal medya paylaşımının ifade özgürlüğü kapsamında korunamayacağı değerlendirilmiştir. Derece mahkemesince kurulan hükmün ve uygulanan yaptırımın, adil yargılanma standartları ile ifade özgürlüğü sınırları çerçevesinde hukuka uygun ve orantılı olduğu kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: