Anasayfa Karar Bülteni AİHM | KÁRI ORRASON VE DİĞERLERİ | BN....

Karar Bülteni

AİHM KÁRI ORRASON VE DİĞERLERİ BN. 29791/21, 40600/21, 2281/22

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 3. Bölüm
Başvuru No 29791/21, 40600/21, 2281/22
Karar Tarihi 27.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki HUDOC
  • İfade özgürlüğü binaların kapanış saatlerini ihlal edemez.
  • Kamu düzeni amacıyla polisin tahliye emri yasaldır.
  • Barışçıl protesto hakkı sınırsız mekan kullanımını içermez.
  • Bina kapanışından sonraki protesto müdahalesi ölçülüdür.

Bu karar, barışçıl toplanma hakkı ve ifade özgürlüğünün, kamu binalarının çalışma saatleri ile mülkiyet hakları bağlamındaki sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Mahkeme, başvuranların Adalet Bakanlığı lobisinde mesai bitiminden sonra oturma eylemine devam etmelerinin engellenmesini ve polisin tahliye emrine uymadıkları için idari para cezasına çarptırılmalarını, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin (İHAS) 11. maddesinin ihlali olarak görmemiştir. Karar, protesto ve gösteri hakkının eylemcilere kamu binalarını süresiz ve sınırsız bir biçimde işgal etme ayrıcalığı vermediğini, idarenin kamu düzenini ve işleyişini sağlamak amacıyla çalışma saatleri dışında binayı tahliye etme yetkisinin meşru ve yasal olduğunu açıkça vurgulamaktadır.

Benzer davalar açısından bu içtihat, kamu binalarında gerçekleştirilen sivil itaatsizlik ve protesto eylemlerinde güvenlik güçlerinin müdahale sınırlarını belirleyen çok önemli bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle göstericilere dışarıda protesto etme gibi alternatif yolların açık bırakıldığı durumlarda, idarenin bina kapanış saatlerini tavizsiz uygulama yönündeki adımlarının demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı olduğu tescillenmiştir. Uygulamada, emniyet güçlerinin barışçıl dahi olsa mesai saatleri dışına sarkan eylemlere kamu düzeni gerekçesiyle ve orantılı bir güç veya ceza (olaydaki gibi hafif para cezası) kullanarak müdahale etmesinin hukuka uygun kabul edileceği kesinleşmiştir. Bu durum, kolluk kuvvetleri ile hak arayan göstericiler arasındaki hassas hak dengesinin tam olarak nasıl kurulması gerektiğine dair rehber niteliğinde net bir çerçeve sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Kári Orrason, Borys Andrzej Ejryszew ve Hildur Harðardóttir isimli üç başvuran, İzlanda Devleti'ne karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur. Uyuşmazlık, başvuranların 5 Nisan 2019 tarihinde sığınmacı ve mültecilerle ilgili taleplerini duyurmak amacıyla İzlanda Adalet Bakanlığı lobisinde bir oturma eylemi yapmalarıyla başlamıştır. Bakanlığın resmi kapanış saati olan 16:00'dan sonra polisin binayı boşaltma yönündeki emrine uymayı reddeden başvuranlar, polis zoruyla dışarı çıkarılmış, gözaltına alınmış ve ardından Polis Kanunu'na muhalefetten hafif para cezalarına çarptırılmışlardır. Başvuranlar, bir kamu binasındaki barışçıl protestolarına bu şekilde müdahale edilmesinin ve aldıkları cezaların, ifade ile barışçıl toplanma özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürerek AİHM'e başvurmuş, yerel mahkeme kararlarının haksız olduğunu iddia ederek hak ihlali tespiti talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkeme, uyuşmazlığı çözerken özellikle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesi (ifade özgürlüğü) ışığında 11. maddesini (barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüğü) temel almıştır. Kararda, barışçıl toplanma hakkının demokratik bir toplumun en önemli temel taşlarından biri olduğu, ancak bu hakkın mutlak olmadığı ve İHAS m.11/2 uyarınca kamu düzeninin korunması ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Yerel mahkemeler düzeyinde ise İzlanda Polis Kanunu m.15 ve m.19 ile İzlanda Anayasası m.73 ve m.74 kuralları değerlendirilmiştir.

Mahkeme yerleşik içtihat prensiplerine atıf yaparak, protestoların başkalarını rahatsız edebileceği veya günlük yaşamda belirli aksamalara yol açabileceği durumlarda bile devletin barışçıl gösterilere belirli bir ölçüde tolerans göstermesi gerektiğini vurgulamıştır. Bununla birlikte, kamuya açık veya yarı açık alanlarda gerçekleştirilen eylemlerin, mekanın tahsis amacını ve önceden belirlenmiş çalışma saatlerini tamamen ortadan kaldıracak şekilde yürütülmesi, göstericilere bir kamu binasında mesai bitiminden sonra da süresiz kalma hakkı vermemektedir. İdarenin, binanın güvenliğini, işleyişini ve kamu düzenini sağlamak amacıyla eylemcileri dışarı davet etmesi, kanunla açıkça öngörülmüş meşru bir müdahale olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, eylemcilere uygulanan idari para cezalarının son derece hafif olması, uygulanan yaptırımın güdülen meşru amaçla orantılı olduğunu gösteren bir diğer temel kural olarak yerleşik içtihatlarla uyumlu bulunmuştur. Özgürlüklerin kullanımı ile kamu düzeni arasındaki hassas terazi, yasal sınırlar ve idari kurallar çerçevesinde korunmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

AİHM, somut olayda başvuranların Adalet Bakanlığı lobisindeki oturma eylemine güvenlik güçleri tarafından yapılan müdahalenin ve sonrasında verilen para cezalarının İHAS kapsamında haklı bir nedene dayanıp dayanmadığını detaylı bir şekilde incelemiştir. Öncelikle, başvuranların Bakanlığın olağan mesai saatleri içerisinde lobide oturmalarına ve seslerini duyurmalarına müsaade edildiği, idarenin bu barışçıl protestoya karşı makul ve yeterli bir hoşgörü gösterdiği tespit edilmiştir. Uyuşmazlığın temeli, eylemcilerin bina kapanış saati olan 16:00'dan sonra da içeride kalmakta ısrar etmeleriyle başlamıştır. Polisin, binanın rutin olarak kapanması gerektiği gerekçesiyle eylemcilerden dışarı çıkmalarını istemesi, kamu düzeninin ve bina güvenliğinin sağlanması açısından haklı ve meşru bir talep olarak görülmüştür.

Başvuranlar, polisin tahliye emrini anlamadıklarını veya demokratik haklarını kullanmalarının kasıtlı olarak engellendiğini iddia etmiş olsalar da, Mahkeme, eylemci grubun yarısının polisin emrine uyarak binayı gönüllü olarak terk ettiğine, başvuranların ise bilerek ve isteyerek binada kalmayı sürdürdüklerine dikkat çekmiştir. Eylemin konusu itibarıyla sığınmacı haklarını savunan siyasi bir ifade olduğu kabul edilmekle birlikte, başvuranların eylemlerini Bakanlık binası dışında da sürdürme imkanlarının bulunduğu, dolayısıyla ifade özgürlüklerinin tamamen ellerinden alınmadığı belirlenmiştir. Mahkeme, başvuranlara verilen idari para cezalarının yaklaşık 74 Euro gibi oldukça düşük bir miktar olmasını, ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki yaratmayacak, son derece hafif ve ölçülü bir yaptırım olarak değerlendirmiştir. Başvuranların, mekanın kullanım amacını ve idarenin çalışma saatlerini ihlal etmeleri karşısında kamu otoritelerinin gösterdiği reaksiyon, demokratik toplum gereklerine tamamen uygun bulunmuştur.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranların barışçıl toplanma hakkı ve ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: