Karar Bülteni
AİHM KAROVIĆ VE DİĞERLERİ BN. 43201/22
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 4. Bölüm |
| Başvuru No | 43201/22 |
| Karar Tarihi | 24.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | HUDOC |
- Devlet, parasızlığı kararın icra edilmemesine mazeret gösteremez.
- İstisnai hallerde kararların kademeli icrası kabul edilebilir.
- Makul süreli bir idari icra planı ihlal yaratmaz.
- Alacaktan feragat edenlere ödeme önceliği verilmesi hukuka uygundur.
Bu karar, idare aleyhine hükmedilen mahkeme kararlarını mali zorluklar ve bütçe yetersizlikleri nedeniyle derhal yerine getiremeyen kamu kurumlarının, makul ve öngörülebilir bir icra planı sunmaları halinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni ihlal etmiş sayılmayacaklarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Mahkeme, devletin bütçe yetersizliğini kararların icra edilmemesi için tek başına geçerli bir mazeret olarak kabul etmemektedir. Bununla birlikte, binlerce alacaklıyı kapsayan büyük bir borç yükü altında bulunan idarelerin, yasal hakları güvence altına alan ve makul bir ödeme takvimi oluşturan planlar yapmasını hukuka uygun bulmuştur.
Söz konusu kararın emsal etkisi, özellikle kamu kurumlarının taraf olduğu ve büyük bütçe açıkları nedeniyle tıkanan, uzun yıllar çözümsüz kalan icra dosyaları için büyük bir önem ve yol göstericilik taşımaktadır. İdarenin tüm alacaklıları kapsayan ve en fazla beş yıl gibi makul bir süre öngören ödeme planları yapması, uygulamada adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlali riskini ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca, alacağının faizinden ve yargılama masraflarından feragat eden alacaklılara ödeme önceliği tanınması şeklindeki ikili sistemlerin, alacaklıların açık rızası hilafına zorlayıcı bir nitelik taşımaması kaydıyla hukuken geçerli bir idari yöntem olarak kabul edilebileceği bu kararla bir kez daha güçlü bir biçimde tasdik edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu dava, Bosna Hersek vatandaşı olan dört başvurucu tarafından, kendi lehlerine verilen kesinleşmiş mahkeme kararlarının Saraybosna Kantonu yetkilileri tarafından uzun bir süre icra edilmemesi üzerine açılmıştır. Başvurucular, ödenmeyen işçilik alacakları, birikmiş temerrüt faizleri ve yargılama giderlerinin tahsili amacıyla yerel mahkemelerde dava açmış ve bu davaları kazanmışlardır. Ancak, idarenin ciddi mali yetersizlikleri gerekçe göstererek bu alacakları derhal ödememesi ve icra işlemlerinin sürüncemede bırakılması mevcut uyuşmazlığın temelini oluşturmaktadır. Başvurucular, devletin kesinleşmiş yargı borçlarını zamanında ödememesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia ederek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuş, alacaklarının yasal faiziyle birlikte derhal ödenmesini talep etmişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken özellikle adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının etkin bir biçimde korunmasına yönelik temel evrensel hukuk prensiplerine ve yerleşik içtihatlarına dayanmıştır. Uyuşmazlığın hukuki temelinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6/1 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve 1 No'lu Ek Protokol m.1 kapsamında korunan mülkiyet hakkı hükümleri yer almaktadır.
Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, hiçbir devlet otoritesi, aleyhine verilmiş kesin ve bağlayıcı bir mahkeme kararının icrasını yerine getirmemek veya keyfi olarak geciktirmek için mali kaynak eksikliğini, yani parasızlığı geçerli bir mazeret olarak ileri süremez. Yargı kararlarının zamanında icra edilmesi, adil yargılanma hakkının ayrılmaz, vazgeçilmez ve tamamlayıcı bir parçasıdır. Mahkeme kararlarının yalnızca kağıt üzerinde kalması ve fiilen uygulanmaması, hukukun üstünlüğü ilkesini ciddi şekilde zedeler.
Ancak Mahkeme, bu katı kurala istisnai durumlarda bir esneklik getirmektedir. Kamu kurumlarının çok sayıda alacaklıya karşı devasa boyutta yargı borcu altında olduğu spesifik senaryolarda, kesinleşmiş yerel kararların icrasının kademeli bir sisteme bağlanması kabul edilebilir bir uygulama olarak değerlendirilmektedir. Bu kademeli icra sisteminin meşru kabul edilebilmesi için, devletin alacaklıları yıllarca sürecek hukuki bir belirsizlik ve boşluk içinde bırakmaması, makul bir zaman çizelgesi sunan bağlayıcı bir icra planı benimsemesi gerekmektedir. İdarenin borç yapılandırmasında faizden ve masraflardan vazgeçenlere öncelik tanıması gibi ikili sistemler, başvurucuları açıkça haklarından feragate zorlamadığı sürece, mülkiyet hakkının ihlali olarak görülmemektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, somut olayda başvurucuların lehlerine olan kararların idare tarafından uzun süredir icra edilmediğini tespit etmiştir. Ancak, Saraybosna Kantonu idaresinin borçlarını ödemekten tamamen kaçınmadığına, bilakis 13 Ocak 2022 tarihinde tüm yargı borçlarını kapsayan resmi ve bağlayıcı bir icra planı kabul ettiğine dikkat çekilmiştir. Bu plana göre, kanton bütçesinin belirli ve düzenli bir oranı bu işe ayrılmış, kararların kronolojik sıraya göre en geç beş yıl içinde, yani 2026 yılı sonuna kadar infaz edileceği açıkça taahhüt edilmiştir.
Mahkeme, idarenin sunduğu bu beş yıllık sürenin, daha önceki benzer davalarda yirmi yıla kadar uzayan ve Mahkeme tarafından istisnai olarak kabul edilebilir bulunan sürelere kıyasla oldukça makul ve makul ölçüde kısa bir zaman dilimi olduğunu vurgulamıştır. İcra planında her bir alacaklı dosyası için kesin ve spesifik bir ödeme yılının tek tek belirtilmemiş olması, planın tamamının halihazırda önümüzdeki yıl içinde tamamlanacak olması göz önüne alındığında, sistemi sakatlayan bir eksiklik olarak değerlendirilmemiştir. İdarenin gelecekte beklenenden daha az bütçe alması halinde plana uymama hakkını saklı tutması, federal yapıya sahip devletlerde alt idari birimlerin mali açıdan üst birimlere bağımlı olması nedeniyle olağan karşılanmıştır. Ayrıca, idarenin taahhütlerine uymayacağına dair dosyada herhangi bir somut delil bulunmadığı da özellikle belirtilmiştir.
Bununla birlikte, faiz ve yargılama giderlerinden feragat eden alacaklılara derhal ödeme yapılması, bunu kabul etmeyenlerin ise beş yıla kadar beklemesini öngören ikili sistem detaylıca incelenmiştir. Mahkeme, bu durumun başlı başına adil yargılanma veya mülkiyet hakkının ihlali anlamına gelmeyeceğini, başvurucuların kendi rızaları dışında nakit yerine devlet tahvili gibi alternatif ödeme araçlarını kabul etmeye zorlanmadıklarını ve alacaklarının anaparasının güvence altında olduğunu ifade etmiştir.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 4. Bölümü, somut olayda adil yargılanma ve mülkiyet hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.