Anasayfa Karar Bülteni AİHM | MZHAVANADZE VE RUKHADZE | BN. 29760/21...

Karar Bülteni

AİHM MZHAVANADZE VE RUKHADZE BN. 29760/21 ve 33931/21

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Dördüncü Bölüm
Başvuru No 29760/21 ve 33931/21
Karar Tarihi 15.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • İdari yaptırımlar ölçülü ve gerekçeli olmalıdır.
  • Tek bir polis ifadesiyle mahkumiyet adil değildir.
  • Barışçıl gösteri hakkı demokratik toplumun temelidir.
  • Gözaltı tedbiri keyfiyetten uzak ve zorunlu olmalıdır.

Bu karar, idari para cezası ve idari gözaltı gibi yaptırımların uygulandığı idari ceza yargılamalarının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında cezai nitelikte sayılarak adil yargılanma hakkı güvencelerinden yararlanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Mahkeme, idari suçlamalarda yalnızca polis memurlarının ifadelerine dayanılarak, bunu destekleyen kamera kaydı veya bağımsız tanık beyanı bulunmaksızın ve ispat yükü fiilen sanığa tersine çevrilerek verilen mahkumiyet kararlarının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir. Aynı zamanda barışçıl toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkının, kamu düzeni gibi gerekçelerle dahi olsa orantısız yaptırımlarla sınırlandırılamayacağı vurgulanmıştır.

Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi, özellikle toplumsal olaylara müdahale eden kolluk kuvvetlerinin tutanak ve beyanlarının yargılamalarda mutlak ve tek delil niteliği taşımadığına ilişkindir. Mahkemeler, kolluk görevlilerinin ifadelerini destekleyen somut deliller aramakla yükümlüdür; aksi tutumlar masumiyet karinesini zedelemektedir. Ayrıca, şiddet içermeyen sivil protesto veya gösteri eylemlerine idari hapis cezası veya orantısız para cezaları uygulanmasının, diğer bireylerin toplanma özgürlüğü üzerinde "caydırıcı etki" yaratacağı tespiti, uyuşmazlıklara bakan hakimler ve uygulayıcılar için kritik bir standart belirlemektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Gürcistan'da sivil toplum aktivisti olan iki başvurucu, 2020 yılının Kasım ayında başkent Tiflis'te parlamento seçim sonuçlarını ve COVID-19 salgını nedeniyle uygulanan sokağa çıkma yasaklarını protesto etmek amacıyla düzenlenen gösterilere katılmışlardır. Gösteriler sırasında polis müdahalesi yaşanmış ve başvurucular "polisin yasal uyarılarına itaat etmemek" ile "küçük çaplı holiganlık" suçlamalarıyla gözaltına alınmışlardır. Yerel mahkemelerde görülen davalarda, birinci başvurucuya üç gün idari gözaltı (hapis), ikinci başvurucuya ise para cezası verilmiştir. Başvurucular, cezalandırılmalarının yalnızca polis memurlarının ifadelerine dayandığını, iddia makamının (savcı) bulunmadığı yargılamalarda mahkemenin tarafsız olmadığını ve barışçıl gösteri haklarının haksız yere kısıtlandığını ileri sürerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), uyuşmazlığı çözerken adil yargılanma hakkı ile toplanma özgürlüğüne ilişkin yerleşik içtihat prensiplerini uygulamıştır. Öncelikle, Gürcistan İdari Suçlar Kanunu kapsamında verilen idari gözaltı ve para cezaları, uygulanan yaptırımların cezalandırıcı doğası ve ağırlığı itibarıyla Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında "cezai" nitelikte kabul edilmiştir.

Mahkeme, ceza yargılamalarında ispat yükü ve masumiyet karinesi prensiplerine dikkat çekerek, suçu kanıtlama yükümlülüğünün iddia makamına ait olduğunu belirtmiştir. Mahkumiyetin yalnızca işlemi yapan polis memurlarının ifadelerine dayandırılması, bu ifadeleri destekleyecek video kayıtları veya tarafsız tanık beyanları gibi diğer delillerin bulunmamasına rağmen "polisin yalan söylemek için bir nedeni olmadığı" gerekçesiyle ceza verilmesi, ispat yükünü fiilen sanığa kaydırmak anlamına gelmektedir.

Toplanma ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü bağlamında, kamuya açık alanlarda yapılan eylemlerin trafiği veya günlük yaşamı bir miktar aksatmasının doğal olduğu ve devlet yetkililerinin barışçıl toplanmalara karşı belirli bir hoşgörü seviyesi göstermesi gerektiği yerleşik bir prensiptir. Devletlerin, gösterilere müdahale ederken ve sonrasında yaptırım uygularken orantılılık ilkesine riayet etmesi zorunludur. Şiddet içermeyen, tamamen sivil itaatsizlik veya protesto amaçlı eylemlere katılan kişilere idari hapis cezası gibi özgürlüğü kısıtlayıcı ağır yaptırımların uygulanması, demokratik bir toplumda gerekli görülemez ve toplum üzerinde caydırıcı bir etki doğurur.

Ayrıca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında, idari soruşturmalar sürecinde dahi olsa bireylerin keyfi olarak ve somut, bireyselleştirilmiş bir zorunluluk analizi yapılmadan yasal azami süre sınırında alıkonulması, hukuka uygun bir özgürlükten yoksun bırakma olarak değerlendirilemez.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme, somut olayı incelerken her iki başvurucunun durumunu ayrı ayrı ele almıştır. Birinci başvurucunun adil yargılanma hakkı şikayeti yönünden; polis aracının kapısını açarak trafiği engellediğini kendi ifadesiyle kısmen kabul ettiği ve mahkemenin bu beyan ile diğer delilleri birlikte değerlendirdiği göz önüne alınarak, bu mahkumiyet kararında adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği tespit edilmiştir. Ancak ikinci başvurucu yönünden; olaya ilişkin kamera kayıtlarında başvurucunun polise direndiğine veya küfür ettiğine dair hiçbir görüntü bulunmamasına ve savunma tanıklarının polis iddialarını doğrulamamasına rağmen, yalnızca onu tutuklayan tek bir polis memurunun ifadesine dayanılarak mahkumiyet kararı verilmesi sözleşmeye aykırı bulunmuştur. Yerel mahkemenin, polisin ifadesini çürütecek delil sunulmadığı gerekçesine dayanması, ispat yükünü açıkça başvurucuya yükleyerek adil yargılanma hakkını ihlal etmiştir.

Toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkı açısından yapılan incelemede, başvurucuların katıldığı protestoların seçim sonuçları ve pandemi kısıtlamaları gibi kamuoyunu yakından ilgilendiren konulara ilişkin olduğu ve demokratik bir tartışmaya katkı sunduğu belirtilmiştir. Trafik akışı kısmen engellenmiş olsa da, başvurucuların eylemlerinin barışçıl nitelikte olduğu saptanmıştır. Yerel mahkemelerin, şiddet içermeyen sivil bir tutum sergileyen birinci başvurucuya üç gün idari hapis cezası vermesi, eylemin niteliğiyle tamamen orantısız bulunmuştur. Uygulanan bu ağır yaptırımların haklılığına dair yeterli gerekçe sunulmadığından, her iki başvurucu açısından da toplanma özgürlüğü ihlal edilmiştir.

Son olarak, başvurucuların idari yargılama sürecinde 22 saatten fazla polis merkezinde ve mahkemede gözaltında tutulmalarının da haklı bir nedeni olmadığı belirtilmiştir. Mahkemenin, başvurucuların gözaltında tutulmasını gerektirecek zorunluluk hallerini somutlaştırmadan, yalnızca yasal sürenin henüz dolmadığı gerekçesiyle tahliye taleplerini reddetmesi keyfi bir özgürlük kısıtlaması olarak değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ikinci başvurucu yönünden adil yargılanma hakkının, her iki başvurucu yönünden ise toplanma özgürlüğü ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: