Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 2. Daire | 2021/17360 E. | 2022/1064 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 2. Daire 2021/17360 E. 2022/1064 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 2. Daire
Esas No 2021/17360
Karar No 2022/1064
Karar Tarihi 07.03.2022
Dava Türü İptal
Karar Sonucu Onama
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • İdarenin takdir yetkisi mutlak ve sınırsız değildir.
  • Atamalarda kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilmelidir.
  • Mobbing eylemleri idari işlemin sebep unsurunu sakatlar.
  • İptal edilen disiplin cezaları atamaya dayanak oluşturamaz.

Bu karar, idare hukukunda üst düzey yöneticilerin görevden alınması ve başka bir göreve atanması hususunda idareye tanınan takdir yetkisinin sınırlarını son derece net bir biçimde çizmektedir. Karar, idarenin atama ve görevden alma konusundaki serbestisinin hiçbir zaman mutlak ve sınırsız olmadığını, bu yetkinin daima kamu yararı ve hizmet gerekleri ile yakından sınırlı olduğunu güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. İdarenin, bir personeli görevden alırken sunduğu uyumsuzluk veya disiplinsizlik gibi gerekçelerin hukuken geçerli, somut ve objektif bilgi veya belgelere dayanması gerektiği, yargı kararıyla hukuka aykırılığı saptanarak iptal edilen disiplin cezalarının ise kesinlikle görevden alma gerekçesi olarak kullanılamayacağı hukuken tescillenmiştir.

Benzer davalar ve kamu personel rejimi uygulamaları için bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür. Özellikle kamu kurumlarında personele yönelik sistematik psikolojik taciz (mobbing) uygulanarak, asılsız idari soruşturmalar ve haksız disiplin cezaları yoluyla personelin görevden alınması veya pasifize edilmesi şeklindeki idari pratiklere karşı güçlü bir yargısal koruma kalkanı sağlamaktadır. Mahkemenin, daha önce kesinleşmiş bir mobbing tazminat davasındaki bulguları doğrudan atama işleminin hukuka aykırılığının en büyük kanıtı olarak değerlendirmesi, idare hukukunda mobbingin idari işlemin sebep ve maksat unsurunu nasıl derinden sakatladığını göstermesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu içtihat, idarelerin keyfi ve yıldırma amaçlı atama işlemlerine karşı kamu görevlilerinin hukuki güvenliğini sağlam bir teminata kavuşturmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Pamukkale Üniversitesi'nde Öğrenci İşleri Daire Başkanı olarak görev yapan davacı, üniversite yönetimi tarafından bu görevinden alınarak Çal Meslek Yüksekokuluna Yüksekokul Sekreteri olarak atanmıştır. Davalı idare olan üniversite yönetimi, bu atama işlemine temel gerekçe olarak davacının üniversite yönetimi ile uyumsuz çalışmasını, hakkında açılan farklı disiplin soruşturmalarını ve kendisine verilen görev ile sorumlulukları ihmal etmesini göstermiştir.

Buna karşılık davacı taraf, iddiaların tamamen asılsız olduğunu, kendisine sistematik olarak psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını, idarenin haksız soruşturmalarla kendisini yıldırılmaya ve istifaya zorlamaya çalışıldığını, nitekim idarece daha önce verilen disiplin cezalarının açtığı davalar sonucunda haksız bulunarak iptal edildiğini ifade etmiştir. Davacı, daire başkanlığı görevinden alınarak meslek yüksekokulu sekreteri olarak atanmasına dair bu idari işlemin kamu yararı amacı taşımadığını, haksız, keyfi ve hukuka aykırı olduğunu belirterek atama işleminin iptali talebiyle idari yargıda dava açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde Mahkemenin dayandığı temel hukuki kurallar, memurların kurumlarınca görev yerlerinin değiştirilmesini düzenleyen 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m. 76 ile yükseköğretim kurumlarındaki atamaları düzenleyen 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m. 52 çerçevesinde şekillenmiştir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m. 76 hükmüne göre, kurumlar; görev ve unvan eşitliği gözetmeden, kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya daha üst kurumlara, aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilme yetkisine sahiptir. Aynı şekilde, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m. 52 uyarınca, üniversitelerde daire başkanları, müdürler, uzmanlar ve enstitü/yüksekokul sekreterleri gibi idari kadrolara atamalar, ilgili yönetim kurulunun görüşü alınarak rektör tarafından yapılmaktadır.

Yerleşik idare hukuku içtihatlarına ve Danıştay kararlarına göre, idarelere kamu personelinin atanması ve yer değiştirmesi konusunda geniş bir takdir yetkisi tanınmış olsa da, bu yetki mutlak ve sınırsız değildir. İdarenin sahip olduğu bu takdir yetkisi, her zaman kamu yararı ve hizmet gerekleri sınırları içinde, objektif kurallara uygun olarak kullanılmalıdır. İdarenin bu sınırları aşarak yetkisini keyfi, kişisel husumet, cezalandırma veya personeli yıldırma maksadıyla (mobbing) kullandığının idari yargı mercilerince saptanması halinde, söz konusu atama işlemi sebep ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırı hale gelmekte ve iptal yaptırımı ile karşılaşmaktadır.

Doktrinde ve yargısal uygulamalarda da tereddütsüz kabul edildiği üzere, kamu görevlisinin yürütmekte olduğu görevden alınmasını haklı kılacak nitelikte, hizmetin işleyişini bozan nesnel, somut ve hukuken geçerli bilgi ve belgelerin idarece mutlaka ortaya konulması zorunludur. Aksi takdirde, sadece soyut iddialara veya yargı kararıyla iptal edilmiş disiplin cezalarına dayanılarak tesis edilen atama işlemleri hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Danıştay 2. Dairesi ve Bölge İdare Mahkemesi tarafından dava dosyasındaki belgeler üzerinden yapılan incelemeler neticesinde, somut olaya dair son derece çarpıcı ve belirleyici tespitlerde bulunulmuştur. İdare tarafından davacının görevden alınmasına temel gerekçe olarak gösterilen uyumsuzluk, yönetim karşıtı faaliyetlerde bulunma ve disiplinsizlik iddialarının somut ve hukuken geçerli hiçbir kanıta dayanmadığı saptanmıştır.

Dosyadaki bilgi ve belgeler derinlemesine incelendiğinde, davacı hakkında kurum tarafından yürütülen soruşturmalar neticesinde verilen uyarma ve kınama gibi çeşitli disiplin cezalarının, idari yargı mercilerince hukuka aykırı bulunarak tümüyle iptal edildiği ve bu iptal kararlarının kesinleştiği görülmüştür. Dolayısıyla, hukuka aykırılığı yargısal olarak tescillenmiş cezaların yeni bir atama işleminin meşru sebebi olamayacağı vurgulanmıştır.

Mahkeme heyeti, özellikle davacının idareye karşı bizzat açmış olduğu mobbing (psikolojik taciz) nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasında verilen kesinleşmiş karara önemle atıf yapmıştır. Söz konusu tazminat davasında verilen kararda; davalı idarece davacıya belirli bir süre boyunca sistematik biçimde yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırma amacı taşıyan işlemler tesis edildiği, davacının sürekli olarak yersiz soruşturmalara maruz bırakıldığı, haksız disiplin cezaları verildiği ve manevi olarak ağır bir elem ve kedere uğratıldığı açıkça tespit edilmiş ve idare tazminat ödemeye mahkum edilmiştir.

Tüm bu yargı süreçleri ve mahkeme tespitleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının daire başkanlığı görevinden alınmasını gerektirecek, ifa ettiği görevinde yetersiz veya verimsiz olduğuna dair hiçbir nesnel, somut ve hukuken geçerli belgenin davalı idarece dosyaya sunulamadığı anlaşılmıştır. Tam aksine, idarenin tesis ettiği atama işleminin, kamu hizmetinin gereklerini yerine getirmekten ziyade, bütünüyle davacıyı cezalandırma ve yıldırma maksadı taşıdığı kesin bir kanaate dönüşmüştür. Kamu yararı ve hizmet gereklerine açıkça aykırı olarak, davacının daire başkanlığı görevinden alınıp yüksekokul sekreteri olarak atanmasına ilişkin işlemde sebep ve maksat unsurları yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı net bir şekilde ortaya konulmuştur.

Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, Bölge İdare Mahkemesinin atama işleminin iptaline ilişkin kararının onanması yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: