Karar Bülteni
AİHM ŠABANOVIĆ VE DİĞERLERİ BN. 39819/16
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Bölüm |
| Başvuru No | 39819/16 |
| Karar Tarihi | 07.10.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | HUDOC |
- İçtihat farklılıkları tek başına ihlal yaratmaz.
- Yüksek mahkemeler içtihat aykırılıklarını gidermelidir.
- Makul sürede giderilen çelişkiler adil yargılanmayı zedelemez.
- Çelişkili içtihatlar meşru mülkiyet beklentisi oluşturmaz.
Bu karar, aynı veya benzer hukuki duruma sahip kişilere farklı yargısal kararlar verilmesi (içtihat aykırılığı) durumunda adil yargılanma hakkının ne ölçüde zedelendiğini ortaya koyması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, farklı istinaf veya temyiz mahkemeleri arasındaki çelişkili kararların her yargı sisteminin doğasında kaçınılmaz olarak bulunduğunu kabul etmekle birlikte, bu farklılıkların "derin ve uzun süreli" olup olmadığını ve iç hukuktaki mekanizmalarla giderilip giderilmediğini sıkı bir şekilde denetlemektedir.
Somut olayda, bir yüksek mahkemenin (Sırbistan Yargıtayı) içtihat birleştirme işlevini makul sayılabilecek bir süre içinde yerine getirmiş olması, adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği yönündeki sonucun temel dayanağını oluşturmuştur. Bu yaklaşım, benzer davalarda yüksek mahkemelerin içtihat uyuşmazlıklarına proaktif ve zamanında müdahalesinin önemini vurgulayan güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Ayrıca, çelişkili içtihatların bulunduğu, hukuki durumun tam olarak netleşmediği bir dönemde, kişilerin kendi lehlerine karar verileceğine dair kesin bir "meşru beklentiye" sahip olamayacakları tespiti, mülkiyet hakkı iddialarının sınırlarını çok net bir şekilde çizmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, Sırbistan İçişleri Bakanlığı bünyesinde görev yapan beş polis memurudur. İlgili dönem olan Nisan 2007 ile Eylül 2011 tarihleri arasında yerine getirdikleri fazla mesai, gece çalışması ve resmi tatillerdeki görevleri için maaşlarına genel iş hukuku kuralları uyarınca ek ödeme yapılması talebiyle idareye karşı tazminat davası açmışlardır.
Başvurucular, bu zorlu çalışma koşulları için ayrıca ücretlendirilmediklerini ileri sürmüşlerdir. Ancak ilk derece ve istinaf mahkemeleri, Polis Kanunu uyarınca başvurucuların temel maaş katsayılarının zaten bu tür özel çalışma koşulları göz önüne alınarak yüzde otuz oranında artırıldığını belirterek tazminat davalarını reddetmiştir. Öte yandan, tam da aynı dönemde farklı istinaf mahkemeleri, benzer durumdaki diğer polis memurlarının açtığı davaları kabul ederek idareyi tazminata mahkum etmiştir. Başvurucular, mahkemeler arasındaki bu çelişkili kararların adil yargılanma hakkını ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek dava açmışlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı) ve 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesi (mülkiyet hakkı), uyuşmazlığın çözümlenmesinde mahkemenin başvurduğu temel hukuki dayanakları oluşturmaktadır.
AİHM'nin yerleşik içtihat prensiplerine göre, farklı mahkemelerin benzer hukuki ve fiili olaylarda farklı kararlar vermesi, tek başına adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmez. Yargı sistemlerinde mahkemeler arası yorum farklılıkları doğal karşılanmaktadır. Ancak mahkemelerin değerlendirmesi gereken asıl husus, bu farklılıkların yargı sistemi içerisinde "derin ve uzun süreli" bir hâl alıp almadığı ve iç hukukta bu çelişkileri giderecek bir mekanizmanın bulunup bulunmadığıdır. AİHM, bu tür durumlarda ulusal yüksek mahkemelerin (Yargıtay, Danıştay gibi) içtihatları ne kadar sürede uyumlaştırdığına ve adaletin adil idaresinin sağlanıp sağlanmadığına dikkat etmektedir.
Sırbistan iç hukukunda Polis Kanunu m.147 hükmü, polis memurlarının çalışma koşullarından doğan zorlukların maaş katsayılarına ekleneceğini düzenlemektedir. Bu katsayı artışının varlığı, genel İş Kanunu m.108 kapsamındaki fazla mesai ve gece çalışması gibi ek ödemelerin uygulanmasını dışlamaktadır. Sorun bu maddelerin nasıl yorumlanacağı noktasında düğümlenmektedir.
Mülkiyet hakkı bağlamında ise AİHM, bir alacağın "mülk" sayılabilmesi için iç hukukta yeterli bir dayanağa sahip olması ve "meşru beklenti" yaratması gerektiğini vurgular. İçtihadın henüz çelişkili olduğu, mahkemelerin aynı kanun hükmünü tamamen farklı yorumladığı karmaşık bir dönemde, bir alacağın kesinleşmiş ve yerleşik bir yargısal kabule dayanmadığı durumlarda meşru bir mülkiyet beklentisinden söz edilemez.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda Sırbistan yerel mahkemelerinin polis memurlarının fazla mesai ve gece çalışması ek ödemesi taleplerine ilişkin birbiriyle açıkça çelişen kararlar verdiğini tespit etmiştir. Mayıs 2013 ile Eylül 2015 tarihleri arasında bazı istinaf mahkemeleri davaları reddederken, diğerleri aynı konudaki davaları kabul etmiştir. Ancak Mahkeme, bu çelişkili dönemin yargı sistemi içinde derin ve kalıcı, uzun süreli bir yapısal sorun oluşturmadığı kanaatine varmıştır.
Sırbistan Yargıtay'ı, Eylül 2014 ve Kasım 2015 tarihlerinde yayımladığı iki ayrı hukuki görüş ile alt mahkemeler arasındaki bu içtihat uyuşmazlığına müdahale etmiş ve ülke çapındaki uygulamayı yeknesak hâle getirmiştir. Yargıtay, polis memurlarının maaşlarının emsal bir sivil personelle karşılaştırılarak hesaplanması gerektiğine dair net ve bağlayıcı bir yorum getirmiştir. AİHM, içtihat farklılıklarının yaklaşık iki yıl beş ay gibi makul sayılabilecek nispeten kısa bir sürede Sırbistan Yargıtay'ı tarafından etkili bir şekilde çözüldüğüne dikkat çekmiş, bu bağlamda hukuki belirlilik ilkesinin ihlal edilmediğine kanaat getirmiştir. Yerel mahkemelerin, başvurucuların durumunu değerlendirirken keyfi veya açıkça mantıksız bir yorumda bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Mülkiyet hakkı şikâyetine ilişkin olarak ise AİHM, başvurucuların alacak taleplerinin iç hukukta henüz yeterli ve istikrarlı bir temele sahip olmadığını değerlendirmiştir. İlgili kanun maddesinin yorumlanmasında mahkemeler arasında ciddi farklılıkların bulunduğu ve hukuki durumun netleşmediği bir zaman diliminde, başvurucuların davayı kesin olarak kazanacaklarına dair haklı bir "meşru beklenti" içinde olamayacakları belirtilmiştir. Bu nedenle mülkiyet hakkına ilişkin şikâyet reddedilmiştir.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurunun mülkiyet hakkı şikâyeti yönünden kabul edilemez olduğuna ve adil yargılanma hakkını ihlal etmediğine karar vermiştir.