Anasayfa Karar Bülteni AİHM | A VE B | BN. 4986/24

Karar Bülteni

AİHM A VE B BN. 4986/24

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 4. Bölüm
Başvuru No 4986/24
Karar Tarihi 24.06.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki HUDOC
  • Hâkimin eski avukatının davada taraf vekili olması.
  • Mesleki ilişkinin bitmesi tarafsızlık şüphesini ortadan kaldırır.
  • Küçük yargı çevrelerinde katı ret kuralları esnetilebilir.
  • Çocuğun üstün yararı aile bağlarının korunmasını gerektirir.

Bu karar, bir hâkimin daha önceki şahsi davasında kendisini temsil eden avukatın, önüne gelen yeni bir uyuşmazlıkta taraf vekili olarak yer almasının adil yargılanma hakkı ve mahkemenin tarafsızlığı ilkesi üzerindeki etkisini incelemesi bakımından büyük önem taşımaktadır. AİHM, hâkimin avukat ile olan mesleki ilişkisinin davanın açılmasından yedi ay önce tamamen sona ermiş olmasını, objektif tarafsızlık şüphesini ortadan kaldıran temel bir faktör olarak değerlendirmiştir. Ayrıca kararda, nüfus ve profesyonel hukukçu sayısının az olduğu küçük yargı çevrelerinde, hâkimin reddi ve çekinmesi kurumlarının adaletin işleyişini kilitleyecek veya sistemi işlemez hale getirecek kadar katı yorumlanmaması gerektiği açıkça vurgulanmıştır.

Emsal niteliğindeki bu karar, aile hukuku uyuşmazlıklarında özellikle çocukla kişisel ilişki kurulmasına yönelik geçici tedbirlerin hukuki sınırlarını da net bir biçimde çizmektedir. Karar, ebeveynler arasındaki çekişmelerde çocuğun üstün yararının her şeyin üzerinde tutulması gerektiğini ve velayet veya kişisel ilişki kararlarında yerel mahkemelerin sahip olduğu geniş takdir yetkisinin altını çizmektedir. Benzer davalarda, hâkimin reddi taleplerinin objektif ve makul şüphelere dayanması gerektiği, sırf geçmişte kalmış ve çoktan sona ermiş vekâlet ilişkilerinin mahkemenin tarafsızlığını zedelediği yönündeki soyut iddiaların adil yargılanma hakkının ihlali kararı için tek başına yeterli olmayacağı bir kez daha ortaya konmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu A (baba) ile eski eşi C (anne) arasında ayrılık ve çocukları B'nin (ikinci başvurucu) velayeti ile anneyle kişisel ilişki tesisi konusunda hukuki uyuşmazlık bulunmaktadır. Başvurucu A, annenin yeni partnerinin uyuşturucu suçlarına karışmış bir kişi olduğu iddiasıyla, çocuğun anneyle görüşmesinin sınırlandırılmasını veya gözetim altında yapılmasını talep etmiştir. Davaya bakan Aile Mahkemesi Hâkimi F, bu talebi reddederek anne ile çocuk arasında doğrudan kişisel ilişki kurulmasına yönelik çeşitli ara kararlar vermiştir. Başvurucu A, davada karşı taraf olan eski eşi C'yi temsil eden avukatın, daha önce Hâkim F'nin kendi şahsi ayrılık davasında bizzat avukatlığını yapmış bir kişi olduğunu öğrenmiştir. Bunun üzerine A, hâkimin tarafsız olmadığını ve çocuğun üstün yararının gözetilmediğini ileri sürerek adil yargılanma hakkı ile aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla dava açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

AİHM, mahkemelerin tarafsızlığı ilkesini değerlendirirken hem sübjektif hem de objektif test uygulamaktadır. Sübjektif test, bir hâkimin davada kişisel bir önyargı, husumet veya taraflılık sergileyip sergilemediğine doğrudan odaklanırken; objektif test, mahkemenin yapısı ve dışarıdan görünümü itibarıyla tarafsızlık konusunda toplumda uyanabilecek meşru ve haklı şüpheleri bertaraf edecek yeterli usuli güvenceleri sunup sunmadığını inceler. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, yargı organlarının her türlü dış etki, baskı ve şüpheden tamamen uzak olmasını kesin bir dille gerektirir.

Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 uyarınca özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı, devletin sadece müdahaleden kaçınmasını değil, aynı zamanda aile bağlarını korumaya yönelik pozitif yükümlülüklerini de içerir. Aile hukuku uyuşmazlıklarında ve özellikle çocukların velayeti ile ebeveynleriyle kişisel ilişki kurması konularında alınacak tüm kararlarda, çocuğun üstün yararının her türlü düşüncenin önünde tutulması uluslararası hukukun temel bir prensibidir. Ulusal mahkemeler, taraflarla ve olayla doğrudan temas halinde olmaları nedeniyle bu tür hassas uyuşmazlıkların çözümünde geniş bir takdir yetkisine sahiptir.

Olayın meydana geldiği Malta hukuku bakımından, Malta Teşkilat ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.734 hâkimin davadan çekinmesini veya reddini gerektiren spesifik halleri düzenlemektedir. Bu kanun, hâkimlerin tarafsızlığını korumayı hedeflerken, yargı sisteminin kilitlenmesini önlemek adına küçük yargı çevrelerinin doğasına uygun hukuki esneklikleri de barındırmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

AİHM, somut olayda Hâkim F'nin sübjektif olarak taraflı davrandığına veya başvurucuya karşı kişisel bir önyargı beslediğine dair hiçbir delil bulunmadığını tespit etmiştir. Objektif tarafsızlık açısından yapılan incelemede ise, hâkim ile karşı tarafın avukatı arasındaki vekâlet ilişkisinin, mevcut velayet ve kişisel ilişki davasının başlamasından tam yedi ay önce, hâkimin kendi şahsi ayrılık davasının sonuçlanmasıyla sona erdiği vurgulanmıştır. Aradan geçen bu sürenin, mesleki bağları zayıflatmak ve mahkemenin tarafsızlığına ilişkin makul şüpheleri ortadan kaldırmak için yeterli olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca, nüfusu ve aktif hukukçu sayısı az olan Malta gibi küçük yargı çevrelerinde, hâkimin reddi kurallarının adaletin işleyişini durduracak veya sistemi sekteye uğratacak kadar katı uygulanmaması gerektiği kabul edilmiştir. Bu sebeple adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine kanaat getirilmiştir.

Aile hayatına saygı hakkı bağlamında yapılan değerlendirmede, Hâkim F'nin verdiği ara kararların temelinde çocuğun üstün yararını koruma amacının yattığı belirlenmiştir. Mahkemenin, çocuğun anne ile ilişkisini sürdürmesini sağlamak amacıyla verdiği kararların o anki mevcut bilgilere dayanarak ilgili ve yeterli gerekçeler içerdiği görülmüştür. Ayrıca, mahkemenin durumu profesyonel bir gözle değerlendirmek üzere bir çocuk psikoloğu ataması, uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterildiğinin somut bir kanıtı olarak kabul edilmiştir. Psikoloğun sonrasında aktif olarak devreye girmemiş olmasının, kararın verildiği tarihteki hukuki geçerliliği ve haklılığı etkilemediği ifade edilmiştir. Sonuç itibarıyla, alınan kararların adil bir karar verme süreci sonunda oluşturulduğu ve tarafların menfaatlerinin titizlikle dengelendiği görülmüştür.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, adil yargılanma hakkı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: