Anasayfa Karar Bülteni AİHM | ABDULAAL NASER VE DİĞERLERİ | BN. 46571/22

Karar Bülteni

AİHM ABDULAAL NASER VE DİĞERLERİ BN. 46571/22

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm AİHM 4. Bölüm
Başvuru No 46571/22
Karar Tarihi 21.10.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok / Kabul Edilemez
Karar Linki HUDOC
  • Yargı yetkisi için fiili kontrol şarttır.
  • Sınır ötesi operasyonlarda devletin sorumluluğu istisnaidir.
  • Adil yargılanma hakkı delil değerlendirme usullerini kapsar.
  • Görüntülü bağlantı ile ifade alınması hukuka uygundur.

Bu karar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin sınır aşırı yargı yetkisi (ekstrateritoryal yargı yetkisi) ve adil yargılanma hakkı bağlamında oldukça önemli hukuki tespitler içermektedir. Karar, uluslararası askeri operasyonlar sırasında üye devletlerin sorumluluğunun doğabilmesi için mağdurlar üzerinde fiili bir askeri veya kamusal kontrolün bulunması gerektiğini teyit etmektedir. Sadece operasyona destek verilmesi veya dış çevre güvenliğinin sağlanması, doğrudan yargı yetkisi doğurmamaktadır. Ayrıca, yabancı mağdurların üye devlet mahkemelerinde açtıkları hukuk davalarında, Sözleşme'nin adil yargılanma güvencelerinin eksiksiz uygulanması gerektiği, ancak bu davanın açılmış olmasının devlete diğer Sözleşme maddeleri yönünden otomatik olarak sınır aşırı yargı yetkisi yüklemeyeceği vurgulanmıştır.

Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi açısından bu karar, sınır ötesi operasyonlara katılan devletlerin askerlerinin karıştığı iddia edilen olaylarda sorumluluğun sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. AİHM, ulusal mahkemelerin detaylı ve özenli delil incelemesi yaptığı durumlarda, dördüncü derece mahkemesi gibi hareket etmeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Özellikle yurt dışından video konferans yoluyla ifade alınması ve gizli askeri belgelerin ulusal güvenlik gerekçesiyle sınırlı şekilde sunulması gibi usuli işlemlerin adil yargılanma hakkını ihlal etmediği yönündeki tespitler, benzer uluslararası uyuşmazlıklarda mahkemelere geniş bir takdir marjı tanındığını ortaya koymaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Yirmi bir Irak vatandaşı, 25 Kasım 2004 tarihinde Irak'ta gerçekleştirilen "Yeşil Çöl Operasyonu" sırasında Danimarka askerleri tarafından alıkonulduklarını, kötü muameleye ve işkenceye maruz kaldıklarını iddia ederek Danimarka devleti aleyhine tazminat davası açmıştır. Olay tarihinde Irak'ın egemenliği geçici hükümete devredilmiş olup, Danimarka güçleri Birleşmiş Milletler kararı kapsamında bölgede bulunmaktaydı. Irak vatandaşları, Danimarka mahkemelerinde uzun yıllar süren davalar açmış, ancak mahkemeler Danimarka askerlerinin davacıları gözaltına almadığını ve onlara kötü muamelede bulunmadığını tespit ederek tazminat taleplerini reddetmiştir. Bunun üzerine davacılar, Danimarka askerlerinin kendilerine işkence yaptığını, olayla ilgili etkili bir soruşturma yürütülmediğini ve Danimarka mahkemelerindeki yargılamanın adil olmadığını ileri sürerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.1 kapsamında devletin yargı yetkisi kavramını ele almıştır. Kural olarak Sözleşme hakları, üye devletin kendi egemenlik alanı içindeki kişilere uygulanır. Ancak devletin, kendi sınırları dışında fiili kontrol sağladığı veya devlet ajanlarının doğrudan fiziksel güç ve otorite uyguladığı istisnai durumlarda sınır aşırı yargı yetkisi doğabilmektedir.

İşkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3, mutlak bir hak olup, devletin hem bu tür muamelelerden kaçınma (maddi boyut) hem de iddiaları etkili bir şekilde soruşturma (usul boyutu) yükümlülüğünü içerir. Etkili soruşturma yükümlülüğünün doğabilmesi için devletin o kişi üzerinde yargı yetkisinin bulunması veya olayı soruşturmayı gerektirecek çok özel durumların varlığı şarttır.

Adil yargılanma hakkını güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 ise, kişilerin medeni hak ve yükümlülükleri hakkındaki uyuşmazlıkların adil, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından makul sürede karara bağlanmasını gerektirir. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri bu hakkın temel unsurlarıdır. Mahkemelerin uyuşmazlıkları çözerken dayandığı bu kurallar, yargılamanın hakkaniyetini sağlamayı amaçlamaktadır. Adil yargılanma çerçevesinde ulusal mahkemeler, davanın koşullarına göre delillerin nasıl toplanacağına ve şahitlerin ne şekilde dinleneceğine karar verme konusunda geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Bu yetki kullanılırken ulusal güvenlik gibi üstün kamu yararı gerektiren hallerde bazı belgelerin gizli tutulması veya karartılması da mümkündür. Önemli olan, kısıtlamaların başvurucunun davasını sunmasını imkansız hale getirmemesi ve silahların eşitliği ilkesinin bütünüyle ihlal edilmemesidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

AİHM, öncelikle başvurucuların Danimarka'nın yargı yetkisi altında olup olmadığını değerlendirmiştir. Olay tarihinde Irak'ın egemenliğinin geçici hükümette olduğu, Danimarka askerlerinin sadece operasyonun dış güvenliğini sağladığı ve Iraklı güçlere rehberlik ettiği tespiti yapılmıştır. Danimarka mahkemelerinin 52 gün süren, 76 tanığın dinlendiği son derece kapsamlı yargılamalarında, Danimarka askerlerinin başvurucuları gözaltına almadığı, onlara kötü muamelede bulunmadığı ve böyle bir muameleye tanık olmadığı net olarak saptanmıştır. AİHM, bu ulusal tespitlerden ayrılmayı gerektirecek hiçbir somut delil sunulmadığını belirterek, başvurucuların Danimarka'nın fiili kontrolü ve yargı yetkisi altında bulunmadığına hükmetmiş; bu nedenle kötü muameleye ilişkin maddi şikayetleri kişi yönünden yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.

Soruşturma yükümlülüğü (usul boyutu) açısından ise AİHM, iddiaların 2004 yılında medyada yer almasının ardından Danimarka makamlarının derhal harekete geçtiğini, daha sonraki yıllarda ise Askeri Savcılık tarafından üç ayrı detaylı soruşturma yürütüldüğünü gözlemlemiştir. Soruşturmalardaki iddia edilen eksikliklerin etkili bir inceleme yapılmadığını göstermediği belirtilmiş ve bu şikayet de dayanaktan yoksun bulunmuştur.

Son olarak adil yargılanma hakkı incelenmiştir. AİHM, başvurucuların Danimarka mahkemelerinde avukatla temsil edildiğini, davanın esasına yönelik yeterli adli yardım aldıklarını ve delillerini sunabildiklerini vurgulamıştır. Yurt dışında yaşayan bazı başvurucuların ifadelerinin Beyrut'taki Danimarka Büyükelçiliği'nden video bağlantısı yoluyla alınması, hukuka uygun ve meşru bir usuli işlem olarak değerlendirilmiştir. Ulusal güvenlik gerekçesiyle bazı askeri belgelerde isimlerin karartılmasının ise yargılamanın bütününe zarar vermediği ve başvuranları dezavantajlı duruma düşürmediği saptanarak mahkemelerin silahların eşitliği ilkesini sağladığı sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak AİHM 4. Bölüm, başvurucuların adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: