Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Davut Abo - Türkiye Kararı 3772/17 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Davut Abo - Türkiye Kararı 3772/17 B.

Bu karar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen bir ihlal kararının ardından iç hukukta yapılan yargılamanın yenilenmesi başvurularının nasıl incelenmesi gerektiğine dair kritik ve temel bir standart getirmektedir. Karar, daha önce AİHM tarafından avukat yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiği kesin olarak tespit edilen bir başvurucunun, bu somut tespite dayanarak yaptığı yeniden yargılama talebinin yerel mahkemelerce basmakalıp ve yetersiz gerekçelerle reddedilmesinin adil yargılanma hakkının yepyeni bir ihlali olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Mahkeme, yeniden yargılama prosedürünün sırf şekli bir incelemeden ibaret olamayacağını, ihlalin mahkûmiyet üzerindeki etkisinin somut ve özenli bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
search

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Davut Abo - Türkiye Kararı 3772/17 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 3772/17
Karar Tarihi 13.11.2025
Taraflar Davut Abo - Türkiye
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
Öne Çıkan Hükümler
Yargılamanın yenilenmesi talepleri gerekçeli kararla reddedilmelidir.
AİHM ihlal kararları şekli olarak incelenip geçiştirilemez.
Yeniden yargılama talepleri makul sürede karara bağlanmalıdır.
Basmakalıp gerekçeler adil yargılanma hakkını ihlal eder.

Bu karar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen bir ihlal kararının ardından iç hukukta yapılan yargılamanın yenilenmesi başvurularının nasıl incelenmesi gerektiğine dair kritik ve temel bir standart getirmektedir. Karar, daha önce AİHM tarafından avukat yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiği kesin olarak tespit edilen bir başvurucunun, bu somut tespite dayanarak yaptığı yeniden yargılama talebinin yerel mahkemelerce basmakalıp ve yetersiz gerekçelerle reddedilmesinin adil yargılanma hakkının yepyeni bir ihlali olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Mahkeme, yeniden yargılama prosedürünün sırf şekli bir incelemeden ibaret olamayacağını, ihlalin mahkûmiyet üzerindeki etkisinin somut ve özenli bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi bakımından bu karar, Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında AİHM kararlarına dayalı yargılamanın yenilenmesi taleplerini inceleyen tüm derece mahkemeleri için doğrudan bağlayıcı niteliktedir. Yerel mahkemelerin, AİHM'in ihlal kararlarının özünü boşa çıkaracak şekilde "ihlalin esasa etkili olmadığı" yönündeki otomatik ret gerekçelerinin Sözleşme standartlarına kesinlikle aykırı olduğu tescillenmiştir. Aynı zamanda, Anayasa Mahkemesinin de bu tür bariz gerekçesizlik hallerini gidermemesi eleştirilmiş, AİHM kararlarının icrasının pratik ve etkili bir şekilde, zaman kaybedilmeden makul sürede yerine getirilmesi gerektiği güçlü bir içtihat haline getirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Davut Abo, 2000 yılında gözaltında bulunduğu sırada avukat yardımından faydalandırılmadan alınan ifadelerine dayanılarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır. AİHM, 2013 yılında verdiği ilk kararda bu durumun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine hükmetmiş ve en uygun telafi yönteminin yeniden yargılama olduğunu belirtmiştir.

Bu karar üzerine başvurucu, iç hukukta yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Ancak ilk derece mahkemesi, başvurucunun talebini duruşma açmaksızın ve "avukat yokluğunun mahkûmiyetin esasını etkilemediği" şeklindeki basmakalıp bir gerekçeyle reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi de bu karara yapılan bireysel başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Bunun üzerine başvurucu, yeniden yargılama talebinin incelendiği sürecin haksız ve keyfi olduğunu, mahkemenin taleplerini dikkate almadığını ve sürecin gereksiz yere uzadığını belirterek Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı AİHM'e ikinci kez başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma hakkını güvence altına alan 6. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun yargılamanın yenilenmesine ilişkin özel hükümlerini dikkate almıştır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.311 uyarınca, AİHM'in kesinleşmiş bir kararında insan hakları ihlali tespit etmesi ve mahkûmiyetin bu ihlale dayandığının anlaşılması, hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi sebebidir. İlgili kanunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.318, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.319 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.321 hükümleri, bu olağanüstü kanun yolu taleplerinin kabul edilebilirliği ve esastan reddi usullerini düzenlemektedir.

AİHM'in yerleşik içtihatlarına göre, normal şartlarda yargılamanın yenilenmesi talepleri tek başına Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında değerlendirilmez. Ancak, 5271 sayılı Kanun m.311 kapsamında yapılan bir başvuruda yerel mahkeme, AİHM'in ihlal kararının önceki mahkûmiyet üzerindeki etkisini yeniden değerlendirerek suçlamanın esasına ilişkin yeni bir hukuki inceleme yapıyorsa, adil yargılanma hakkının cezai boyutu tüm güvenceleriyle devreye girer.

Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri, mahkemelerin kararlarını yeterli, somut ve makul bir şekilde gerekçelendirmesidir. Yargı mercileri, tarafların ileri sürdüğü iddia ve talepleri gerçekten "duymalı" ve davanın özüne inerek incelemelidir. Otomatik, basmakalıp ve davanın somut koşullarından uzak şablon gerekçelerle verilen kararlar, savunma hakkının özünü zedeler. Ayrıca, tutuklu veya hükümlü kişilerin doğrudan AİHM kararlarına dayalı yargılamanın yenilenmesi talepleri, makul sürede, gereksiz yazışmalardan kaçınılarak ve büyük bir özenle sonuçlandırılmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

AİHM, somut olayda yerel mahkemenin yargılamanın yenilenmesi talebini incelerken gösterdiği yaklaşımı adil yargılanma hakkının temel güvencelerine açıkça aykırı bulmuştur. İlk derece mahkemesi, başvurucunun gözaltında avukatsız ifade vermesinin mahkûmiyet kararını etkilemediğini ileri sürerek talebi doğrudan reddetmiştir. Oysa AİHM, başvurucu hakkında daha önce verdiği ihlal kararında, mahkûmiyetin ağırlıklı olarak bu avukatsız alınan ifadelere dayandığını tespit etmiş ve ihlalin en uygun telafi yolunun yeniden yargılama olduğunu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirtmiştir.

Mahkeme, yerel mahkemenin bu bariz çelişkiyi açıklayacak yeterli ve somut bir gerekçe sunmadığını, aksine şablon ve otomatik ifadelerle başvuruyu usulen geçiştirdiğini tespit etmiştir. Bu durum, AİHM'in ihlal kararının fiilen etkisiz hale getirilmesi ve başvurucunun savunma haklarının özünden mahrum bırakılması anlamına gelmektedir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin de kendi yerleşik içtihatlarına rağmen bu şekli ve yetersiz gerekçeyi gidermemesi, adil yargılanma hakkının devam eden bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Yargılamanın süresine ilişkin olarak ise AİHM, toplamda 2 yıl 2 ay 7 gün süren ve üç dereceli mahkeme sürecinden oluşan bu sürenin tek başına çok uzun görünmese de, yerel mahkemenin hareketsiz kaldığı dönemler nedeniyle makul süre ilkesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Yerel mahkeme, komite tarafından verildiği için yayımlandığı gün kesinleşen bir AİHM kararının kesinleşme tarihini Adalet Bakanlığına sorarak aylarca gereksiz yere beklemiş ve başvurucunun itirazını beş aydan fazla bir sürede, üstelik duruşma dahi açmaksızın karara bağlamıştır. Tutuklu bir kişinin doğrudan AİHM ihlal kararına dayalı talebinin bu derece özensiz ve yavaş incelenmesi kabul edilemez bulunmuştur.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun yeniden yargılanma talebinin reddedildiği süreçte adil yargılanma hakkının gerekçeli karar ve makul sürede yargılanma güvenceleri yönünden ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

AİHM lehime ihlal kararı verdi, yerel mahkeme yeniden yargılamayı doğrudan reddedebilir mi? expand_more
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen bir ihlal kararının ardından, yerel mahkemelerin yargılamanın yenilenmesi taleplerini sırf şekli bir incelemeyle ve basmakalıp gerekçelerle reddetmesi adil yargılanma hakkının yepyeni bir ihlalini oluşturur. Mahkemeler, ihlalin mahkûmiyet üzerindeki etkisini somut ve özenli bir şekilde değerlendirmek zorundadır. Şablon ve otomatik ifadelerle başvurunun usulen geçiştirilmesi, davanın özüne inilmemesi, AİHM kararının fiilen etkisiz hale getirilmesi ve savunma hakkının özünden mahrum bırakılması anlamına gelir.
Mahkeme "avukat yokluğu sonucu değiştirmez" diyerek talebimi reddetti, bu yasal mı? expand_more
Hayır, yerel mahkemelerin AİHM'in ihlal kararlarının özünü boşa çıkaracak şekilde "ihlalin esasa etkili olmadığı" yönündeki otomatik ret gerekçeleri kullanması Sözleşme standartlarına kesinlikle aykırıdır. AİHM, daha önce avukatsız alınan ifadelere dayanan mahkûmiyetlerde ihlal tespiti yapmışsa ve en uygun telafi yolunun yeniden yargılama olduğunu belirtmişse, yerel mahkemenin davanın somut koşullarından uzak şablon gerekçelerle bu talebi duruşma açmaksızın reddetmesi hukuka aykırıdır. Yargı mercileri, tarafların ileri sürdüğü iddia ve talepleri gerçekten duymalı ve kararlarını yeterli, somut ve makul bir şekilde gerekçelendirmelidir.
Yeniden yargılama talebim mahkemedeki yazışmalar yüzünden aylarca bekliyor. Bu normal mi? expand_more
AİHM kararlarına dayalı yargılamanın yenilenmesi talepleri makul sürede, gereksiz yazışmalardan kaçınılarak ve büyük bir özenle sonuçlandırılmalıdır. AİHM, ilgili emsal kararda, yerel mahkemenin yayımlandığı gün kesinleşen bir kararın kesinleşme tarihini Adalet Bakanlığına sorarak aylarca gereksiz yere beklemesini makul süre ilkesinin ihlali olarak tespit etmiştir. Özellikle tutuklu veya hükümlü kişilerin doğrudan AİHM ihlal kararına dayalı taleplerinin bu derece yavaş, özensiz ve hareketsiz geçilen dönemlerle incelenmesi kesinlikle kabul edilemez.
Yerel mahkeme talebimi gerekçesiz reddederse Anayasa Mahkemesi (AYM) bu durumu düzeltir mi? expand_more
Hukuken Anayasa Mahkemesinin bu tür bariz gerekçesizlik hallerini gidermesi ve AİHM kararlarının icrasının pratik, etkili ve zaman kaybedilmeden yerine getirilmesini sağlaması beklenir. Ancak emsal karardaki somut olayda Anayasa Mahkemesinin kendi yerleşik içtihatlarına rağmen yerel mahkemenin şekli ve yetersiz gerekçesini gidermeyerek başvuruyu kabul edilemez bulması, AİHM tarafından adil yargılanma hakkının devam eden bir ihlali olarak değerlendirilip eleştirilmiştir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir