Anasayfa Karar Bülteni AYM | Harun Aslan | BN. 2023/42923

Karar Bülteni

AYM Harun Aslan BN. 2023/42923

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2023/42923
Karar Tarihi 06.01.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Hürriyeti kısıtlayan süreler cezadan mahsup edilmelidir.
  • Mahsup hakkı kişi hürriyeti ve güvenliği kapsamındadır.
  • Yargı organlarının mahsup konusunda takdir yetkisi yoktur.
  • Gözaltı süresinin mahsup edilmemesi anayasal hak ihlalidir.

Bu karar, ceza infaz hukuku uygulamaları bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması açısından büyük bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kişinin kesinleşmiş bir hükümden önce herhangi bir nedenle özgürlüğünden yoksun bırakıldığı sürelerin, infaz edilecek hapis cezasından mahsup edilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu vurgulamıştır. İnfaz hâkimliklerinin ve savcılıkların, kişinin hürriyetini kısıtlayan tüm süreçleri detaylıca araştırması ve eksiksiz olarak mahsup işlemi yapması gerektiği açıkça ortaya konulmuştur. İdare veya yargı mercilerinin eksik incelemesi sonucu mahsup işleminin yapılmaması, kişinin kanunda öngörülen süreden daha fazla ceza infaz kurumunda kalmasına yol açacağından, hukuka aykırı bir tutma niteliği taşımaktadır.

Benzer davalar ve infaz uygulamaları açısından bu kararın emsal etkisi oldukça güçlüdür. Mahkemelere ve infaz savcılıklarına, hükümlülerin cezaevinde geçirecekleri süreyi doğrudan etkileyen mahsup işlemlerinde takdir yetkisi bulunmadığı, kanunun emredici hükmünün mutlak surette uygulanması gerektiği hatırlatılmaktadır. Uygulamada sıkça karşılaşılan, farklı soruşturma veya mahkemelerdeki gözaltı ya da tutukluluk sürelerinin gözden kaçırılması sorunu, bu kararla birlikte daha sıkı bir denetime tabi tutulacaktır. Hükümlülerin hak kayıplarını önlemek adına ceza infaz kurumu ve uyap kayıtlarının bir bütün olarak dikkatle değerlendirilmesi zorunluluğu pekiştirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanmış ve yedi yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Yargılama sürecinde tahliye edildikten sonra kendisi hakkında çeşitli adli kontrol tedbirleri uygulanmasına karar verilmiştir. Ancak başvurucu, yurt dışına kaçmaya çalışırken Edirne'de yetkililerce yakalanmış ve iki gün boyunca gözaltında tutulduktan sonra tekrar cezaevine gönderilmiştir.

Hakkındaki hapis cezası kesinleşip infaz aşamasına geçildiğinde, savcılık tarafından hazırlanan müddetnamede başvurucunun daha önce cezaevinde ve gözaltında geçirdiği diğer süreler cezasından yasalara uygun şekilde düşülmüştür. Fakat Edirne'de kaçmaya çalışırken yakalandığı ve iki gün boyunca emniyette gözaltında kaldığı süre, idari bir eksiklik nedeniyle bu hesaplamaya dâhil edilmemiştir. Başvurucu, infaz hâkimliğine başvurarak bu iki günlük sürenin de yattığı cezadan düşülmesini talep etmiştir. İnfaz hâkimliği ise cezaevi kayıtlarında böyle bir gözaltı süresinin görünmediğini belirterek hiçbir ek araştırma yapmadan talebi reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, haksız yere fazladan hapis yatmasına neden olunduğunu belirterek hakkını aramak için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı çerçevesinde detaylı bir inceleme yapmıştır. İlgili madde, kişilerin hürriyetinden yoksun bırakılabileceği istisnai hâlleri düzenlerken, aynı zamanda bu kısıtlamaların kanuna uygun olması gerektiğini de kesin bir dille emretmektedir. Mahkûmiyet kararının infazı aşamasında, hükümlülerin ceza infaz kurumlarında kalacağı süreyi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen her türlü fiilî durumun, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında titizlikle değerlendirilmesi gerektiği yerleşik anayasa yargısı içtihatlarıyla sabittir.

Ceza muhakemesi hukukunda mahsup işlemi, kişinin cezaevinde ne kadar süre kalacağını ve koşullu salıverilme tarihini doğrudan belirlediği için oldukça kritik bir temel anayasal güvencedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.63 hükmü, mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden önce gerçekleşen ve kişinin hürriyetini fiilen kısıtlayan bütün hâller nedeniyle geçirilen sürelerin, verilmiş olan hapis cezasından mutlaka indirileceğini çok net bir biçimde emretmektedir. Bu açık ve bağlayıcı yasal düzenleme karşısında, ilgili yargı organlarına mahsup işlemi konusunda herhangi bir takdir yetkisi veya inisiyatif alanı kesinlikle tanınmamıştır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, infaz mahkemeleri ve ilgili diğer yargı makamları, kişinin özgürlüğünü kısıtlayan mahsup şartlarının bulunup bulunmadığını dikkatle incelemek ve şayet bu şartlar oluşmuşsa hiç vakit kaybetmeksizin mahsup kararı vermekle yükümlüdür. Kişinin hürriyetini kısıtlayan bir idari veya adli tutma durumunun resmî kayıtlarda yer alması, bu sürenin hapis cezasından düşülmesi için yeterli bir nedendir. Mahsup işleminin eksik yapılması veya bürokratik engellerle hiç yapılmaması, kişinin kanunda belirlenen cezadan daha uzun bir süre cezaevinde kalmasına yol açacaktır. Hukuk sistemimizde mahsubun mecburiliği ilkesi istisnasız olarak geçerlidir. İdarenin, savcılığın veya mahkemenin eksik bilgi toplamasından kaynaklanan iletişim veya kayıt hataları, bireyin haksız yere özgürlüğünden mahrum bırakılmasına gerekçe yapılamaz.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucunun Edirne'de yurt dışına kaçmak üzereyken yakalanarak yirmi mayıs ile yirmi iki mayıs tarihleri arasında güvenlik güçleri tarafından gözaltında tutulduğunu dosya kapsamındaki resmî evraklardan net bir biçimde tespit etmiştir. Başvurucunun bu iki günlük fiilî gözaltı süresinin, hakkındaki kesinleşmiş cezasından mahsup edilmesi yönündeki hukuka uygun ve haklı talebi, Patnos İnfaz Hâkimliği tarafından reddedilmiştir. İnfaz Hâkimliğinin bu ret kararı, başvurucunun Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturması kapsamında gerçekten gözaltında kalıp kalmadığının detaylı bir şekilde araştırılmamasından ve yargısal makamın eksik inceleme yapmasından kaynaklanmıştır.

Ceza infaz kurumundan gönderilen eksik belgelerle yetinilmesi, sistem üzerinden veya ilgili başsavcılıklardan gerekli ve derinlemesine sorgulamaların yapılmaması, başvurucunun ciddi bir mağduriyet yaşamasına yol açmıştır. Anayasa Mahkemesi, hürriyeti kısıtlayan sürelerin mahsubunun yasal bir zorunluluk olduğunu ve yargı makamlarının bu konuda kendi başlarına takdir yetkisi kullanamayacaklarını hatırlatarak, söz konusu iki günlük sürenin mahsup edilmemesinin başvurucunun cezaevinde kalma süresini hukuka aykırı şekilde uzattığını belirtmiştir.

Hürriyeti bağlayıcı nitelikteki sürelerin infaz hesabından düşülmemesi, doğrudan doğruya kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik çok ağır ve telafisi zor bir müdahaledir. İnfaz hâkimliğinin eksik araştırma ile verdiği hatalı karar, devletin kişileri keyfî veya hukuka aykırı olarak hürriyetlerinden yoksun bırakmama şeklindeki temel yükümlülüğünü açıkça ihlal etmiştir. Mahsubun mecburiliği kuralı ilgili yargı mercilerince işletilmediği için başvurucu, kanunların emrettiği süreden daha fazla bir süre hürriyetinden yoksun kalma riskiyle karşı karşıya bırakılmıştır.

Bu hukuka aykırılığın ivedilikle giderilmesi ve ihlalin tüm yıkıcı sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla, kararın yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili infaz hâkimliğine gönderilmesine hükmedilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, gözaltında kalınan sürenin mahsup edilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: