Anasayfa Karar Bülteni AYM | İhsan Taha Demirci | BN. 2021/33812

Karar Bülteni

AYM İhsan Taha Demirci BN. 2021/33812

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/33812
Karar Tarihi 15.04.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Hükümlülerin taziye hakları keyfi kısıtlanamaz.
  • Taziye izni retleri somut gerekçelere dayanmalıdır.
  • Mazeret izninde alternatif sağlık tedbirleri düşünülmelidir.
  • Özel hayata müdahalede orantılılık ilkesi gözetilmelidir.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin yakınlarının cenaze veya taziye törenlerine katılma hakkının, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ayrılmaz bir temel parçası olduğunu hukuken kesin biçimde tescil etmektedir. Mahkeme, idarenin genel geçer gerekçelerle, örneğin salt salgın hastalık riski veya soyut güvenlik kaygılarına dayanarak mahpusların mazeret izni taleplerini toptancı bir yaklaşımla reddedemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Karar, kamu makamlarının halk sağlığı gibi tamamen meşru amaçlar güderken dahi bireyin en temel haklarına yönelik müdahalelerde orantılılık ilkesini titizlikle gözetmek zorunda olduğunu vurgulamaktadır. İdarenin, talebi reddetmeden önce maske, mesafe veya refakatçi personel görevlendirmesi gibi alternatif güvenlik ve sağlık tedbirlerinin uygulanabilirliğini mutlak surette değerlendirmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.

Benzer uyuşmazlıklarda bu karar, infaz hâkimlikleri ve savcılıklar için oldukça önemli bir rehber ve emsal teşkil edecektir. Bundan sonraki mazeret izni taleplerinin değerlendirilmesinde, idarenin matbu ve soyut gerekçeler yerine olayın somut şartlarına özgü, ikna edici, ilgili ve yeterli gerekçeler sunması zorunlu hâle gelmiştir. Uygulamadaki önemi açısından karar, ceza infaz kurumu pratiklerinde mahpusların aile bağlarının korunmasına yönelik idari hassasiyeti büyük ölçüde artıracak ve idareyi daha yapıcı alternatif çözüm yolları üretmeye zorlayacaktır. Bu sayede, mahpusların insani ve kültürel ihtiyaçlarının salt idari kolaycılıkla veya kalıplaşmış bahanelerle göz ardı edilmesinin önüne net bir şekilde geçilecek ve infaz hukukunda temel insan haklarının korunması standardı belirgin şekilde yükselecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır. Başvurucunun kayınpederi vefat etmiş, bunun üzerine başvurucu eşine destek olabilmek ve taziye törenine katılabilmek amacıyla ceza infaz kurumu idaresinden mazeret izni talep etmiştir. Ancak Cumhuriyet Başsavcılığı, COVID-19 salgınının neden olduğu bulaş riskini ve bu kapsamda alınan genel tedbirleri gerekçe göstererek başvurucunun izin talebini reddetmiştir.

Başvurucu, önceden hastalığı geçirdiğini, halihazırda bağışıklığı bulunduğunu ve gerekli sağlık tedbirleri alınarak taziyeye katılımının sağlanabileceğini belirterek bu ret kararına karşı infaz hâkimliğine itiraz etmiştir. İnfaz hâkimliği ve sonrasında itirazı inceleyen ağır ceza mahkemesi de başvurucunun talebini aynı salgın gerekçesiyle reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, somut bir değerlendirme yapılmadan ve makul alternatifler üretilmeden taziye hakkının elinden alındığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan hukuki düzenlemelerin başında, Anayasa'nın 20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı gelmektedir. Ceza infaz kurumlarında bulunan kişilerin bu haklarına yapılacak müdahalelerin Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca kanuni bir dayanağının bulunması, meşru bir amaca hizmet etmesi ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun, ölçülü bir müdahale olması şarttır.

Hükümlü ve tutukluların özel ve aile hayatına yönelik kısıtlamaların kanuni dayanağını, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.94 oluşturmaktadır. İlgili kanun maddesi, hükümlülere ana, baba, eş, kardeş, çocuk veya eşin anne babası gibi yakınlarının ölümü hâlinde mazeret izni verilebilmesini düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre bu düzenleme sadece defin işlemlerine katılmayı değil, kültürel ve insani bir gereklilik olan taziye ziyaretlerini kabul etmeyi ve aile bireylerinin bir arada kalarak birbirlerine destek olmalarını da kapsamaktadır.

Yerleşik içtihatlar ışığında, idarenin hükümlü ve tutukluların özel hayatlarına yönelik sahip olduğu takdir yetkisi geniş olmakla birlikte sınırsız değildir. İdarenin, ceza infaz kurumunun güvenliğini sağlama veya salgın hastalıklarla mücadele amacı ile mahpusun özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir denge kurması zorunludur. Taziye veya cenazeye katılımın imkân dâhilinde görülmediği durumlarda, idarenin bu zorunluluk hâllerini genel geçer ve soyut ifadelerle değil, somut olgu ve olaylara dayalı olarak gerekçelendirmesi, alınabilecek alternatif önlemlerin yetersiz kaldığını ispat etmesi gerekmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle başvurucunun kayınpederinin vefatı üzerine taziye törenine katılma talebinin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından salgının neden olduğu bulaş riski gerekçe gösterilerek reddedildiğini tespit etmiştir. İnfaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemesi gibi yargısal makamlar da Başsavcılığın bu ret kararına yapılan itirazları, esasa yönelik detaylı bir değerlendirme yapmaksızın ve idarenin gerekçesini irdelemeden reddetmiştir.

Mahkeme, Başsavcılığın kararında bulaş riskine ilişkin yalnızca genel açıklamalara yer verildiğini, sosyal mesafe, maske kullanımı veya koruyucu ekipman gibi sağlık tedbirleri çerçevesinde başvurucunun talebinin karşılanıp karşılanamayacağına dair somut bir değerlendirme yapılmadığını belirlemiştir. Ayrıca, başvurucunun talebinin karşılanması için durumun gerektirdiği idari özenin gösterilmediği, ilgili personelin görevlendirilmesi veya güvenli ulaşım imkânlarının sağlanması gibi alternatif çözüm yollarının idarece hiç denenmediği saptanmıştır.

İdari ve yargısal makamlar tarafından gösterilen bu genel geçer gerekçeler, başvurucunun ailesine destek olma yönündeki manevi çıkarı ile kamu sağlığının korunması yönündeki toplumsal çıkar arasında adil bir denge kurmaktan uzaktır. Makamların sunduğu ret gerekçeleri, müdahalenin zorunlu ve ölçülü olduğunu göstermek için ikna edici, ilgili ve yeterli unsurlara sahip bulunmamıştır. Başvurucunun, eşinin babasının vefatı gibi son derece hassas bir dönemde ailesinin yanında olma, onlara destek verme ve taziye kabul etme imkânından sadece soyut tehlike varsayımlarıyla mahrum bırakılması, orantısız bir hak ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: