Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2025/579 E. 2025/2885 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2025/579 |
| Karar No | 2025/2885 |
| Karar Tarihi | 19.03.2025 |
| Dava Türü | Alacak, Arabuluculuk Tutanağının İptali |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Hukuki dinlenilme hakkı adil yargılanmanın temelidir.
- Mahkeme hazır olan tanıkları dinlemekten kaçınamaz.
- İşçinin davayı uzatma kastıyla hareket ettiği düşünülemez.
- İspat hakkı kısıtlanarak eksik inceleme yapılamaz.
Bu karar, medeni usul hukukunun temel yapıtaşlarından biri olan hukuki dinlenilme hakkı ve ispat hakkı bağlamında oldukça kritik bir anlama sahiptir. Yüksek Mahkeme, işçilik alacakları ve arabuluculuk tutanağının iptali istemiyle açılan davalarda, mahkemelerin yargılamayı hızlandırma veya usul ekonomisi sağlama gayesiyle tanık dinlemekten vazgeçmesini katı sınırlarla çizmiştir. Özellikle duruşma salonu kapısında bizzat hazır edilen tanıkların dahi dinlenilmeden ivedilikle karar verilmesi, adil yargılanma hakkının ve hukuki dinlenilme ilkesinin açık bir ihlali olarak nitelendirilmiştir. İşçi ve işveren uyuşmazlıklarında ispat yükü ve delillerin serbestçe takdiri ilkeleri gereği, iddiaların aydınlatılabilmesi için gösterilen delillerin eksiksiz toplanması esastır. Karar, hâkimin yeterli kanaate tam olarak ulaşmadan, sadece uyuşmazlıkla bağlantısı olmadığı veya taraflarla husumetli olduğu gerekçesiyle bazı tanıkları peşinen reddetmesinin usule aykırı olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Benzer iş davalarında bu içtihat, doğrudan emsal niteliği taşıyarak mahkemelerin tanık kısıtlamasına gitme pratiklerini derinden etkileyecektir. Yargıtay, kanundaki tanık sınırlamasına dair istisnai hükmün, yalnızca davayı kötü niyetle uzatma amacı taşıyan hâllerde uygulanabileceğini, hak arayışındaki ve alacağına kavuşmak isteyen bir işçinin davayı uzatma kastı olamayacağını vurgulayarak alt derece mahkemelerine önemli bir usul dersi vermiştir. Uygulamada sıkça karşılaşılan, "yeterli kanaate varıldı" veya "husumetli tanık" şeklindeki şablon gerekçelerle tanık listelerinin tırpanlanması uygulamasının önüne geçilecek, tarafların iddia ve savunmalarını tam anlamıyla ispatlayabilmelerine olanak tanınacaktır. Bu durum, arabuluculuk sürecinde irade fesadı gibi ispatı meşakkatli hususlarda işçilerin hukuki korumasını ciddi oranda güçlendirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı şirkete karşı açtığı davada, işyerinde kamuoyunda Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) olarak bilinen yasal düzenlemenin yürürlüğe girmesi sonrasında yaşanan olayları yargıya taşımıştır. İddiaya göre işveren, emekliliğe hak kazanan personelle artık çalışmak istemediğini sistematik olarak dile getirmiş ve işçileri psikolojik baskı altında tutarak işten ayrılmaya yönlendirmiştir. Davacı, bu baskılar neticesinde emeklilik dilekçesi vermek zorunda kaldığını ve hemen ardından kurulan ihtiyari arabuluculuk masasında iradesinin fesada uğratılarak zarara uğratıldığını savunmuştur. Kendisiyle aynı durumda olan bazı işçilere işveren tarafından ek maddi menfaatler sağlandığı hâlde kendisine hiçbir ek ödeme yapılmamasının eşit davranma borcuna aykırı olduğunu ileri süren davacı, imzalatılan arabuluculuk tutanağının iptalini, eksik ödenen kıdem ile ihbar tazminatlarının ve ek menfaat alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı taraf ise arabuluculuk sürecinin usulüne uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkına ilişkin anayasal ve kanuni düzenlemeler temel alınmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 hükmü, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanarak yargı mercileri önünde iddia ve savunma hakkına sahip olduğunu en üst düzeyde güvence altına almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile de korunan bu temel ilke, usul hukukumuzda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile hukuki dinlenilme hakkı olarak somutlaşmış olup, davanın taraflarının açıklama ve ispat hakkını mutlak bir teminat altına almaktadır. Bu ilke uyarınca mahkemelerin, tarafların sunduğu delilleri ve tanıkları tarafsızca değerlendirmesi esastır.
Bununla birlikte, yargılamanın makul sürede bitirilmesi ve usul ekonomisi amacıyla düzenlenen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 hükmü, mahkemeye gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle ispat edilmek istenen hususta yeterli bilgi edinilmesi hâlinde, diğer tanıkların dinlenmemesine karar verme yetkisi tanımaktadır. Ancak bu usul kuralının yegane amacı, davayı kötü niyetle uzatmak isteyen tarafın çabalarını önlemektir. İş hukukunun işçiyi koruma ilkesi gereği, haklarına bir an evvel kavuşmak isteyen bir işçinin yargılamayı uzatma gibi bir gayesi olamayacağı varsayılmaktadır. Ayrıca, işverenle husumetli olan işçilerin veya işverene karşı devam eden davası bulunan kişilerin tanıklık yapamayacağına dair usul hukukunda hiçbir yasaklayıcı kural bulunmamaktadır. Hâkim, tanık beyanlarını serbestçe takdir ederek, iddia ve savunmaların tüm delillerle birlikte aydınlatılmasını sağlamakla mükelleftir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılamada, davacı vekili tarafından sunulan listede on adet tanık ismi bildirilmesine rağmen, mahkeme yalnızca iki tanığı dinleyerek yargılamayı sonlandırmıştır. Mahkeme, dinlenmeyen diğer tanıkların bir kısmının işverenle seri davaları bulunduğunu ve husumetli olduklarını, bir kısmının da olayları doğrudan bilemeyeceklerini ve yeterli kanaatin oluştuğunu gerekçe göstererek 6100 sayılı Kanun m.241 kapsamında diğer tanıkları dinlemekten vazgeçmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de bu gerekçeyi hukuka uygun bularak istinaf başvurusunu reddetmiştir.
Ancak dosyaya yansıyan duruşma tutanaklarında, davacı vekilinin bazı tanıkların duruşma salonu kapısında bizzat hazır olduğunu belirterek dinlenmelerini ısrarla talep ettiği açıkça görülmüştür. Yargıtay, hazır edilen tanıkların dahi dinlenmemesini, davayı uzatma amacının taşınmadığı çok bariz olan bu durumda, hukuki dinlenilme ve ispat hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir. İşçilik alacaklarına kavuşmak isteyen bir davacının süreci uzatmada menfaati olamayacağı izah edilmiştir.
Ayrıca Yüksek Mahkeme, usul hukukunda davalı işverenle kendi davası bulunan veya husumetli olan kişilerin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair bir yasak bulunmadığını, hâkimin tanık beyanlarını başka delillerle tartarak serbestçe takdir edeceğini belirterek ilk derece mahkemesinin kısıtlayıcı yaklaşımını usule aykırı bulmuştur. İddialar tam anlamıyla ispatlanıp şüphesiz bir kanaat oluşmadan tanık dinlemekten vazgeçilmesi açık bir eksik inceleme sayılmıştır. Ek olarak, ihbar tazminatı alacağının arabuluculuk tutanağında uyuşmazlık konusu edilmediği için usulden reddinin doğru olduğu, ancak kıdem tazminatı talebinin şartları oluşmadan dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddedilmesinin de isabetsiz olduğu tespit edilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, eksik tanık dinlenmesi suretiyle hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması yönünde karar vermesi nedeniyle kararı bozmuştur.