Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Fahri Azbay Kararı 2020/40003 B.

Anayasa Mahkemesi Fahri Azbay Kararı 2020/40003 B.

Bu karar, idari yargı mercilerinin uyuşmazlıkları çözerken ceza yargılamasından bağımsız hareket etme yetkilerinin sınırlarını masumiyet karinesi bağlamında net bir biçimde çizmektedir. Ceza mahkemesi tarafından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararının, idari makamlar veya idari yargı organları nezdinde kesin bir mahkûmiyet hükmü gibi değerlendirilemeyeceği hukuken vurgulanmıştır. Başvurucunun terör tazminatı talebinin reddedilmesi sürecinde, idare mahkemesinin HAGB kararını bir mahkûmiyet olarak niteleyip kişiyi peşinen suçlu sayan ifadeler kullanması, anayasal bir güvence olan suçsuzluk karinesinin açık bir ihlali olarak kabul edilmiştir.
search

Anayasa Mahkemesi
Fahri Azbay Kararı 2020/40003 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2020/40003
Karar Tarihi 22.01.2025
Taraf Fahri Azbay
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kesin mahkûmiyet değildir.
İdari mahkemeler HAGB kararlarını kesin mahkûmiyet sayamaz.
Kişiler suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar masumdur.
Masumiyet karinesi idari yargılamalarda da gözetilmek zorundadır.

Bu karar, idari yargı mercilerinin uyuşmazlıkları çözerken ceza yargılamasından bağımsız hareket etme yetkilerinin sınırlarını masumiyet karinesi bağlamında net bir biçimde çizmektedir. Ceza mahkemesi tarafından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararının, idari makamlar veya idari yargı organları nezdinde kesin bir mahkûmiyet hükmü gibi değerlendirilemeyeceği hukuken vurgulanmıştır. Başvurucunun terör tazminatı talebinin reddedilmesi sürecinde, idare mahkemesinin HAGB kararını bir mahkûmiyet olarak niteleyip kişiyi peşinen suçlu sayan ifadeler kullanması, anayasal bir güvence olan suçsuzluk karinesinin açık bir ihlali olarak kabul edilmiştir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, idari makamların ve mahkemelerin kişilerin adli sicil kayıtlarını veya ceza dosyalarını incelerken kullanacakları dile doğrudan etki edecektir. Uygulamada sıkça rastlanan ve HAGB kararlarının idari işlemlere olumsuz yansıması olarak ortaya çıkan hak kayıplarının önüne geçilmesi adına bu karar büyük bir önem taşımaktadır. İdari makamlar ve yargı organları, kişinin suçluluğu kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar onun suçlu olduğu izlenimini uyandıracak her türlü işlem ve ifadeden kaçınmak zorundadır. Karar, masumiyet karinesinin yalnızca ceza yargılamasına özgü bir güvence olmadığını, idari uyuşmazlıklarda da titizlikle gözetilmesi gereken evrensel bir usul güvencesi olduğunu güçlü bir şekilde teyit etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, geçmiş yıllarda yaşanan terör olayları sebebiyle köyünden göç etmek zorunda kalan bir vatandaşın, uğradığı maddi zararların devlet tarafından karşılanması amacıyla valilik bünyesindeki zarar tespit komisyonuna yaptığı başvurunun reddedilmesi ve ardından açılan davanın idare mahkemesince geri çevrilmesiyle ilgilidir.

Vatandaş, köyünü terk etmesi nedeniyle oluşan zararlarının tazminini talep etmiş, ancak komisyon bu kişinin terörle mücadele mevzuatı kapsamında ceza aldığını öne sürerek talebini reddetmiştir. Kararın iptali talebiyle idare mahkemesinde açılan davada ise mahkeme, başvuran hakkında ceza mahkemesince "terör örgütü propagandası yapmak" suçundan verilmiş bir hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bulunduğunu belirtmiştir. Mahkeme, bu karara dayanarak kişinin zararın oluşumuna kendisinin sebebiyet verdiğini ifade etmiş ve davayı reddetmiştir. Vatandaş ise ortada kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığını, HAGB kararının mahkûmiyet sayılamayacağını ve idarenin kendisini peşinen suçlu ilan etmesiyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesi ilkesini temel almıştır. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini anayasal bir güvence olarak sunmaktadır. Hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz. Adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan bu ilke, ceza yargılaması sonuçlanıp kesinleşene kadar bireyin suçlu ilan edilmesini kesin olarak yasaklamaktadır.

Bu bağlamda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.231 uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları, erteleme ve kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar gibi cezanın bireyselleştirilmesi kurumlarından biridir. İlgili kanun maddesi uyarınca sanık, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemediği ve belirlenen yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmü tamamen ortadan kaldırılmaktadır. Bu nedenle denetim sürecinde kişinin suçluluğunun hukuken sabit olmadığı, dolayısıyla suçlu sayılamayacağı ve masum olduğu açıktır. HAGB kararının suçluluğu tespit eden kesin bir mahkûmiyet kararı olarak kabul edilmesi, doğrudan temel anayasal hakları ihlal etmektedir.

İdari uyuşmazlıkların çözümüne esas teşkil etmesi bakımından, salt kişinin ceza mahkemesinde yargılanmış olmasından ve hakkında HAGB kararı verilmiş olmasından söz edilmesi, tek başına masumiyet karinesini ihlal etmeyebilir. Ancak mahkemenin gerekçesinde, nihai kararın münhasıran HAGB'ye konu fiillere dayanarak kişiyi net bir biçimde "suçlu" ilan etmesi durumunda ihlal gündeme gelir. İdari mahkemelerin 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca yapılan uyuşmazlık değerlendirmelerinde, HAGB kararını kesin bir mahkûmiyet gibi ele alarak kişiyi terör suçlusu ilan etmesi ve tazminat hakkından mahrum bırakması, yerleşik anayasal içtihatlara ve evrensel hukuk kurallarına açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü tarafından yapılan incelemede, başvurucunun terör olayları nedeniyle yaşadığı köyden göç etmek zorunda kaldığı ve oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmini talebiyle komisyona başvurduğu, talebinin reddedilmesi üzerine idare mahkemesinde dava açtığı tespit edilmiştir. Mahkemenin davanın reddine dair kararında kullandığı gerekçeler ve tercih ettiği dil, anayasal güvenceler ışığında detaylı biçimde ele alınmıştır. İdare mahkemesi, başvurucu hakkında bir ağır ceza mahkemesi tarafından "terör örgütünün propagandasını yapmak" suçundan verilen 10 ay hapis cezası ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına doğrudan dayanmıştır.

Mahkeme kararında, başvurucunun HAGB kararı bulunmasına rağmen kanundaki "terör suçundan mahkûm olan kişiler" kapsamında değerlendirildiği ve dolayısıyla zararların oluşmasına kendisinin sebebiyet verdiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, idare mahkemesinin bu hukuki yaklaşımının başvurucunun üzerine atılı suçu kesin olarak işlediği izleniminin oluşmasına sebebiyet verdiğini saptamıştır. İdare mahkemesi tarafından kullanılan bu sorunlu dil ve gerekçe, başvurucunun henüz hukuken kesinleşmiş bir mahkûmiyeti bulunmamasına rağmen kamu otoritesi tarafından peşinen suçlu kabul edilmesi sonucunu doğurmuştur.

Söz konusu yargısal yaklaşım, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun hukuki niteliği ve amacıyla taban tabana zıtlık içermektedir. Kişinin denetim süresi içerisinde masum olduğu ve hükmün o aşamada hukuki bir sonuç doğurmadığı kuralı açıkça ihlal edilerek, idari bir davada vatandaşa yönelik mahkûm ve suçlu muamelesi yapılmıştır. İdare mahkemesi kararının gerekçesinde yer alan ve başvurucunun ceza yargılamasına konu eylemleri bizzat işlediği ve suçlu olduğu inancını tereddüde mahal bırakmayacak biçimde yansıtan ifadeler, Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerinde koruma altına alınan masumiyet karinesi ilkesine telafisi zor bir gölge düşürmüştür.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, masumiyet karinesinin ihlal edildiğinin tespitine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Hakkımda HAGB kararı var, sabıkalı mı sayılıyorum? expand_more
Hayır, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olarak kabul edilemez. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca, sanık denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemediği ve yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde bu karar tamamen ortadan kaldırılmaktadır. Anayasa Mahkemesi kararlarında açıkça ifade edildiği üzere, kişinin suçluluğu mahkeme hükmüyle kesin olarak sabit oluncaya kadar masumiyet karinesi geçerlidir. Dolayısıyla, denetim sürecindeki bir HAGB kararı nedeniyle kamu otoriteleri veya yargı mercileri tarafından peşinen suçlu sayılamazsınız.
HAGB kararım yüzünden devletten tazminat alamayabilir miyim? expand_more
Normal şartlarda sadece hakkınızda bir HAGB kararı bulunması, tazminat taleplerinizin reddedilmesi için hukuki bir dayanak oluşturamaz. Anayasa Mahkemesinin incelediği emsal bir uyuşmazlıkta, terör olayları sebebiyle köyünü terk eden ve zararlarının tazminini isteyen bir vatandaşın başvurusu, idare tarafından HAGB kararı gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. Ancak Yüksek Mahkeme, 5233 sayılı Kanun kapsamındaki idari uyuşmazlıklarda HAGB kararının kişiyi "terör suçlusu" gibi göstererek tazminat hakkından mahrum bırakmasını evrensel hukuk kurallarına ve anayasal haklara aykırı bulmuştur.
İdare mahkemesi HAGB kararıma bakıp beni suçlu ilan edebilir mi? expand_more
Kesinlikle edemez; idari yargı mercileri ceza yargılamasından bağımsız olarak işlem yapsa da masumiyet karinesiyle bağlıdır. İdari bir davada mahkemenin, HAGB'ye konu fiillere dayanarak sizi münhasıran "suçlu" ilan etmesi veya eylemi kesin olarak işlediğiniz izlenimi uyandıran sorunlu bir dil kullanması hukuka aykırıdır. Yargı organları ve kamu makamları, kişinin suçluluğu kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla ispatlanıncaya kadar o kişiyi suçlu olarak nitelendirecek her türlü ifade ve işlemden kaçınmakla yükümlüdür.
İdare mahkemesi HAGB kararım yüzünden aleyhime karar verirse ne yapmalıyım? expand_more
İdare mahkemesi, hakkınızdaki HAGB kararını kesin bir mahkûmiyet gibi ele alarak aleyhinize bir karar tesis eder ve olağan kanun yolları tükenirse Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilirsiniz. Anayasa Mahkemesi, idare mahkemesinin henüz hukuken sonuç doğurmayan bir HAGB kararını dayanak alarak kişiye suçlu muamelesi yapmasını Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerinde düzenlenen masumiyet karinesinin ihlali olarak değerlendirmektedir. Bu gibi durumlarda Yüksek Mahkeme, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına karar vererek vatandaşın mağduriyetini gidermektedir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir