Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Esme Akar ve Diğerleri Kararı 2021/12031 B.

Anayasa Mahkemesi Esme Akar ve Diğerleri Kararı 2021/12031 B.

Bu karar, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkemelerin tarafların sunduğu mazeretleri değerlendirme zorunluluğu ve keşif gibi esasa etki eden usul işlemlerinde tarafların hazır bulunma hakkı açısından büyük bir hukuki önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, geçerli bir mazeret sunulmasına ve belgelendirilmesine rağmen bir tarafın yokluğunda yapılan keşif işlemini ve bu keşifte dinlenen tanık beyanlarına dayanılarak aleyhe hüküm kurulmasını, yargılamanın bütününde taraflar arasındaki usuli dengeyi bozan ağır bir ihlal olarak nitelendirmiştir. Karar, yargılama makamlarının haklı mazeretleri gerekçesiz olarak göz ardı edemeyeceğini ve iddia ile savunmaların eşit koşullarda sunulması hakkının ihlal edilemeyeceğini net bir biçimde ortaya koymaktadır.
search

Anayasa Mahkemesi
Esme Akar ve Diğerleri Kararı 2021/12031 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2021/12031
Karar Tarihi 22.01.2025
Taraf Esme Akar ve Diğerleri
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Silahların eşitliği ilkesi taraflar arası dengeyi gözetir.
Geçerli mazeretin gerekçesiz reddi adil yargılanmayı zedeler.
Taraflara delilleri inceleme imkânı mutlaka tanınmalıdır.
Çelişmeli yargılama, tanıklara itiraz imkânını da içerir.

Bu karar, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkemelerin tarafların sunduğu mazeretleri değerlendirme zorunluluğu ve keşif gibi esasa etki eden usul işlemlerinde tarafların hazır bulunma hakkı açısından büyük bir hukuki önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, geçerli bir mazeret sunulmasına ve belgelendirilmesine rağmen bir tarafın yokluğunda yapılan keşif işlemini ve bu keşifte dinlenen tanık beyanlarına dayanılarak aleyhe hüküm kurulmasını, yargılamanın bütününde taraflar arasındaki usuli dengeyi bozan ağır bir ihlal olarak nitelendirmiştir. Karar, yargılama makamlarının haklı mazeretleri gerekçesiz olarak göz ardı edemeyeceğini ve iddia ile savunmaların eşit koşullarda sunulması hakkının ihlal edilemeyeceğini net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle yerel mahkemelerin duruşma, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usuli safhalarda taraflara tanıdıkları imkânların adil yargılanma standartlarındaki sınırlarını çizmektedir. Haklı mazeret bildiren tarafın yokluğunda davanın sonucunu değiştirebilecek işlemlerin yapılması, o tarafı diğerine karşı açıkça zayıf duruma düşürdüğü için temel hak ihlali sonucunu doğuracaktır. Yüksek mahkemelerin de kanun yolu incelemelerinde bu tür ciddi usuli itirazları mutlaka gerekçeli olarak yanıtlaması gerektiği vurgulanmıştır. Söz konusu karar, uygulamada mahkemelerin çelişmeli yargılama ilkesini daha titiz bir yaklaşımla güvence altına almalarına hizmet edecek temel bir rehber niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, Konya ili Kadınhanı ilçesinde bulunan çeşitli taşınmazlara ilişkin kadastro tespit ve tescil davasından kaynaklanmaktadır. Dava konusu taşınmazlar, kadastro işlemleri sırasında başvurucuların mirasbırakanı adına tespit edilmiştir. Ancak mirasbırakanın diğer kardeşlerinin mirasçıları, taşınmazlarda kendi haklarının da bulunduğunu ve tespitin tüm kardeşler adına yapılması gerektiğini iddia ederek kadastro tespitinin iptali ve adlarına tescili talebiyle dava açmıştır. Yargılama sürecinde kadastro mahkemesi tarafından mahallinde keşif yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucuların avukatı, keşif tarihinden bir gün önce dedesinin vefatı nedeniyle mazeret dilekçesi sunarak keşfin ertelenmesini talep etmiş ve sonrasında ölüm belgesini de dosyaya ibraz etmiştir. Ancak mahkeme, bu mazereti değerlendirmeden ve başvurucu tarafın yokluğunda keşfi gerçekleştirerek, orada dinlenen tanık beyanlarına dayanıp davayı kısmen kabul etmiştir. Başvurucular, mazeretlerine rağmen yokluklarında işlem yapıldığını, aleyhlerine ifade veren tanıklara soru sorma ve delillere karşı çıkma imkânı bulamadıklarını belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının asli unsurları olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine dayanmıştır.

Silahların eşitliği ilkesi, bir davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulmasını ve taraflardan hiçbirinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirebilmesini zorunlu kılar. Yargılamanın her aşamasında titizlikle korunması gereken bu denge, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma ve karşı tarafın sunduğu delilleri çürütme imkânı tanınmasını gerektirir. Bir tarafın usuli bir avantajdan yararlanıp diğerinin yararlandırılmaması bu ilkenin doğrudan ihlali anlamına gelmektedir.

Silahların eşitliği ilkesinin zorunlu bir tamamlayıcısı niteliğinde olan çelişmeli yargılama ilkesi ise, kural olarak tüm taraflara, yargılama dosyasına sunulan kanıtlar ve görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili karşı argüman geliştirip değerlendirmede bulunabilme imkânı vermektedir. Bu ilke gereğince tarafların bilirkişi raporlarına itiraz etme, keşif mahallinde dinlenen tanıklara soru sorma, çapraz sorgu yapma ve toplanan delillerle ilgili kendi görüşlerini yargı makamına iletme fırsatından mahrum bırakılması, adil yargılanma güvencelerinin zedelenmesi olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi, taraflara delillerini sunma ve inceletme noktasında pratik ve etkin imkânların sağlanıp sağlanmadığını salt bir usul kuralı olarak değil, yargılamanın bütünü üzerinden bir hak ihlali denetimi yoluyla değerlendirmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, kadastro mahkemesinde yürütülen tespit ve tescil davasında, başvurucuların adil yargılanma haklarının zedelendiği iddialarını davanın bütüncül süreci üzerinden detaylı olarak incelemiştir. Dosya kapsamından net bir biçimde anlaşıldığı üzere, başvurucuların avukatı mahkemece belirlenen keşif tarihinden bir gün önce dedesinin vefat ettiğini bildirerek mazeret dilekçesi sunmuş, vefat durumunu tevsik eden resmi ölüm belgesini de derhâl dosyaya kazandırmıştır. Buna karşın ilk derece mahkemesi, sunulan bu insani ve hukuki mazeret hakkında herhangi bir değerlendirme yapmaksızın, mazereti neden kabul etmediğine dair hiçbir açıklama getirmeksizin keşfi önceden planlanan tarihte gerçekleştirmiştir.

Mahkemenin verdiği kararın temelini büyük ölçüde bu keşifte elde edilen tespitler ile davacı taraf lehine beyanda bulunan tanıkların ifadeleri oluşturmuştur. Başvurucular ve avukatları geçerli mazeretleri nedeniyle keşfe katılamadıklarından, taşınmaz başında dinlenen tanıklara soru sorma, onların beyanlarını çürütme ve keşifte yapılan fiili tespitlere itiraz etme imkânından bütünüyle mahrum bırakılmışlardır. Başvurucuların en küçüğünün 80 yaşında olması ve Türkçe bilmemeleri sebebiyle hukuki yardıma şiddetle ihtiyaç duyan bireyler olmaları, avukatlarının keşifte bulunmamasının kendileri açısından yarattığı dezavantajlı durumu çok daha belirgin ve ağır bir hâle getirmiştir. Yaşanan bu süreç, başvurucuları davacı tarafa kıyasla yargılama usulü içinde açıkça ve telafisi imkânsız şekilde zayıf bir konuma itmiştir.

Anayasa Mahkemesi, yargılama makamının başvurucu tarafın yokluğunda davanın esasına etki edecek nitelikte hayati bir usul işlemini gerçekleştirmesini ve bu durumu telafi edecek hiçbir karşı güvence veya hukuki mekanizma işletmemesini çelişmeli yargılama ilkesine ve dolayısıyla adil yargılanma hakkına aykırı bulmuştur. Ayrıca başvurucuların, keşifte yaşanan bu hak ihlalini temyiz ve karar düzeltme aşamalarında ısrarla dile getirmesine rağmen, Yargıtay kararlarında keşfe katılmama mazeretine ilişkin bu çok temel usul itirazlarının hiçbir şekilde gerekçeli olarak karşılanmadığı, yalnızca yerel mahkeme kararına genel bir atıf yapılarak onama kararı verildiği tespit edilmiştir. İleri sürülen bu derece önemli bir usul eksikliğinin kanun yolu mercilerince de dikkate alınmaması ve sessiz kalınması, hakkın ihlal boyutunu daha da derinleştirmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, yargılamanın bütünü nazara alındığında usule ilişkin imkânlar bakımından başvurucuların zayıf duruma düşürüldüğü gerekçesiyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Avukatım cenaze nedeniyle mazeret bildirdi ama mahkeme keşif yaptı. Bu yasal mı? expand_more
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, geçerli ve belgelendirilmiş bir mazeret (örneğin yakının vefatı) sunulmasına rağmen, mahkemenin bu mazereti gerekçesiz reddedip davanın esasına etki edecek keşif gibi önemli bir işlemi yapması hukuka aykırıdır. Bu durum, taraflar arasındaki dengeyi bozduğu için "silahların eşitliği" ilkesinin ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının ağır bir ihlali olarak kabul edilmektedir.
Karşı tarafın şahitlerine soru sorma hakkım elimden alındı, itiraz edebilir miyim? expand_more
Kesinlikle itiraz edebilirsiniz. Çelişmeli yargılama ilkesi gereği, aleyhinize olan kanıtlar hakkında bilgi sahibi olma, dinlenen tanıklara soru sorma ve beyanları çürütme hakkınız mutlak surette sağlanmalıdır. Mahkemenin haklı mazeretinize rağmen yokluğunuzda dinlediği tanık beyanlarına dayanarak aleyhinize hüküm kurması, savunma hakkınızı elinizden aldığından Anayasa'nın 36. maddesindeki adil yargılanma güvencelerini ihlal eder.
Yargıtay itirazımızı hiç incelemeden kararı onadı. Bu adil yargılanmaya aykırı mı? expand_more
Evet, aykırıdır. Kanun yolu mercilerinin (örneğin Yargıtay), dosyada davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki ciddi usul itirazlarını mutlaka gerekçeli olarak yanıtlaması zorunludur. Keşfe mazeretli katılamama gibi çok temel bir usul eksikliğinin temyiz incelemesinde yerel mahkeme kararına genel bir atıfla, gerekçesiz şekilde geçiştirilmesi ihlalin boyutunu derinleştiren bir unsurdur.
Yaşlıyım ve avukatım olmadan derdimi anlatamadım, mahkeme işlemi geçerli olur mu? expand_more
Silahların eşitliği ilkesi, yargılamanın hiçbir aşamasında tarafların diğerine göre zayıf bir duruma düşürülmemesini emreder. Özellikle yaşınızın ilerlemiş olması veya anadilde yaşanan iletişim problemleri gibi durumlar, avukatın hukuki yardımına olan ihtiyacınızı çok daha hayati kılar. Mahkemenin, avukatınızın haklı mazeretini dikkate almadan sizi yargılamada tek başınıza bırakarak aleyhinize işlem yapması adil yargılanma hakkına açıkça aykırıdır.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir