Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Juan Fernandez İradı - Fransa Kararı 23421/21 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Juan Fernandez İradı - Fransa Kararı 23421/21 B.

Bu karar hukuken, cezaevinde bulunan ve ağır kronik bir hastalık olan multipl skleroz (MS) teşhisi konulan bir mahkuma sunulması gereken asgari sağlık hizmetlerinin gereği gibi sağlanmamasının, devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlali anlamına geldiğini ortaya koymaktadır. Mahkeme, ulusal makamların ve tıp uzmanlarının tutukluluğun devamı için ön şart olarak belirlediği düzenli nörolojik takip ve fizik tedavi gibi temel sağlık hizmetlerinin idare tarafından fiilen sunulmamasını devlete atfedilebilir bir kusur ve insan onuruna aykırı bir muamele olarak değerlendirmiştir.
search

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Juan Fernandez İradı - Fransa Kararı 23421/21 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 5. Bölüm
Başvuru No 23421/21
Karar Tarihi 04.12.2025
Taraflar Juan Fernandez İradı - Fransa
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
Öne Çıkan Hükümler
Hapishanede yeterli tıbbi bakım devletin sorumluluğundadır.
Gerekli tedavinin sunulmaması kötü muamele yasağını ihlal eder.
Mahkumun tedaviyi reddetmesi devletin sorumluluğunu sınırlandırabilir.
İhlal tespiti mahkumun derhal tahliyesini gerektirmez.

Bu karar hukuken, cezaevinde bulunan ve ağır kronik bir hastalık olan multipl skleroz (MS) teşhisi konulan bir mahkuma sunulması gereken asgari sağlık hizmetlerinin gereği gibi sağlanmamasının, devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlali anlamına geldiğini ortaya koymaktadır. Mahkeme, ulusal makamların ve tıp uzmanlarının tutukluluğun devamı için ön şart olarak belirlediği düzenli nörolojik takip ve fizik tedavi gibi temel sağlık hizmetlerinin idare tarafından fiilen sunulmamasını devlete atfedilebilir bir kusur ve insan onuruna aykırı bir muamele olarak değerlendirmiştir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, ağır hasta tutukluların sağlık hakkının korunmasında devletin idari zorlukları bahane edemeyeceğinin altının çizilmesidir. Karar, cezaevi şartlarının bir mahkumun hastalığıyla uyumlu olabilmesi için teorik olarak tedavinin var olmasının yetmeyeceğini, fiilen ve düzenli olarak bu tedaviye erişimin sağlanması gerektiğini netleştirmektedir. Bununla birlikte, AİHM uygulamasında büyük önem taşıyan bir diğer nokta, ihlal kararının otomatik olarak mahkumun tahliyesini gerektirmeyeceğinin içtihat haline getirilmesidir. Mahkumun bizzat reddettiği tedaviler veya güvenlik gerekçeleri dikkate alınarak, ihlalin tespit edilmesinin yeterli bir hukuki koruma sağlayabileceği ve devletin sadece gerekli tıbbi şartları ivedilikle sağlamakla yükümlü tutulabileceği vurgulanmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, Fransa'da terör suçlarından uzun süreli hapis cezasına çarptırılmış ve cezaevinde bulunduğu sırada kendisine multipl skleroz (MS) teşhisi konulmuş bir mahkumdur. Başvurucu, hastalığının cezaevi koşullarıyla bağdaşmadığını, uzman doktorlar tarafından öngörülen nörolojik takip, fizik tedavi ve ikinci basamak MS tedavilerinin kendisine cezaevi ortamında yeterince ve düzenli olarak sağlanamadığını ileri sürerek cezasının infazının sağlık nedenleriyle ertelenmesini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesi, talep edilen ikinci basamak tedavinin ve gerekli fizik tedavi imkanlarının cezaevinde tam olarak sağlanamayacağı gerekçesiyle infazın ertelenmesine karar vermiştir. Ancak istinaf mahkemesi, idarenin ve sağlık sisteminin bu tedavileri organize edebilecek kapasitede olduğu gerekçesiyle erteleme talebini reddetmiş ve tutukluluğun devamına hükmetmiştir. Başvurucu, devletin sağlık durumuna uygun tedaviyi fiilen sağlamadığını ve cezaevinde tutulmasının insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağını ihlal ettiğini iddia ederek konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşımıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

AİHM, uyuşmazlığı incelerken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 kapsamında koruma altına alınan işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı çerçevesinde devletin pozitif yükümlülüklerini temel almıştır. Sözleşme'nin bu maddesi mutlaktır ve işlenen suçun ağırlığı ne olursa olsun devletin gözetimi altındaki herkes bu korumadan yararlanır.

Yerleşik AİHM içtihatlarına göre, devlet, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin insan onuruna yakışır koşullarda tutulmasını sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, mahkumların sağlık durumlarının gerektirdiği yeterli tıbbi bakıma erişimlerinin sağlanmasını da içerir. Bir mahkumun cezaevinde tutulmaya devam edilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 ile uyumlu olabilmesi için, devletin hastanın ihtiyaç duyduğu tıbbi desteği ve uzman bakımını zamanında ve eksiksiz olarak sunması gerekir.

Mahkeme, tıbbi bir sorunu olan mahkumların durumunu değerlendirirken şu üç unsuru dikkate almaktadır: Mahkumun sağlık durumu, sunulan tıbbi bakımın niteliği ve tutukluluk halinin mahkumun sağlığı üzerindeki etkileri. Mahkemenin prensiplerine göre, sadece bir tedavi planının kağıt üzerinde var olması yeterli değildir; mahkuma fiilen ve hastalığının ciddiyetiyle orantılı bir tıbbi müdahalenin sağlanması şarttır.

Fransız iç hukukunda ise, ağır bir hastalık geçiren ve tedavisi cezaevi şartlarında yapılamayan mahkumlar için infazın ertelenmesi kurumu bulunmaktadır. Ulusal mahkemeler, bu kurumun uygulanıp uygulanmayacağını değerlendirirken tıbbi bilirkişi raporlarını dikkate almakta ve devletin sunduğu fiili sağlık hizmetlerinin kapasitesini göz önünde bulundurmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

AİHM, somut olayda başvurucunun sağlık durumu ile cezaevi şartlarının uyumunu kapsamlı bir şekilde incelemiştir. Mahkeme, ulusal makamlar tarafından atanan tıbbi uzmanların raporlarında, başvurucunun cezaevinde tutulmaya devam edilebilmesi için düzenli nörolojik takip, haftalık fizik tedavi ve uygun bir ikinci basamak tıbbi tedavinin sağlanmasının zorunlu şartlar olarak belirlendiğini tespit etmiştir.

İstinaf mahkemesi, başvurucunun infaz erteleme talebini reddederken, bu tıbbi şartların idare tarafından sağlanabileceği ve eksikliklerin giderilebileceği öngörüsüne dayanmıştır. Ancak AİHM, fiili duruma bakıldığında, başvurucuya uzmanların şart koştuğu düzenli nörolojik takibin ve hayati önem taşıyan sürekli fizik tedavi hizmetinin idare tarafından gereği gibi sunulmadığını saptamıştır. Gerekli sağlık personelinin eksikliği veya organizasyon zorlukları nedeniyle başvurucunun uzun süreler boyunca temel fizik tedaviden ve uzman takibinden mahrum bırakılması, insan onuruyla bağdaşmayan ve ihlal eşiğini aşan bir aşağılayıcı muamele olarak değerlendirilmiştir.

Öte yandan, ikinci basamak tedaviye geçişin sağlanamaması hususunda AİHM farklı bir tespitte bulunmuştur. Başvurucunun, cezaevi şartlarında enfeksiyon riskinden çekindiği için bu yeni tedaviyi almayı 2019 ve 2022 yıllarında bizzat reddettiği ve eski tedavisine devam etmek istediği tıbbi kayıtlarla sabittir. Bu nedenle, ikinci basamak tedavinin uygulanmamasından devlet sorumlu tutulmamıştır.

AİHM ayrıca, başvurucunun tedavisindeki fiili aksaklıkların hakkı ihlal ettiğini belirlemekle birlikte, bu ihlalin başvurucunun cezaevinden otomatik olarak tahliyesini veya cezasının ertelenmesini gerektirmediğini vurgulamıştır. Hastalığın durumu ve bizzat tedaviyi reddetme olgusu dikkate alındığında, ihlal tespiti tek başına yeterli bir giderim olarak görülmüştür.

Sonuç olarak AİHM Beşinci Bölümü, tıbbi uzmanların ve ulusal mahkemelerin tutukluluğun devamı için şart koştuğu sağlık hizmetlerinin başvurucuya sağlanmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Cezaevinde ağır hastalandım, devlet tedavimi sağlamak zorunda mı? expand_more
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi kapsamında yer alan işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı mutlaktır ve işlenen suçun ağırlığı ne olursa olsun devletin gözetimi altındaki herkes bu korumadan yararlanır. Yerleşik AİHM içtihatlarına göre, devlet özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin insan onuruna yakışır koşullarda tutulmasını sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, mahkumların sağlık durumlarının gerektirdiği yeterli tıbbi bakıma erişimlerinin zamanında ve eksiksiz olarak sağlanmasını da kapsar. Dolayısıyla, cezaevinde ağır bir hastalık teşhisi konulması halinde devletin size uygun tedaviyi teoride değil, fiili olarak sunması hukuki bir zorunluluktur.
Hapisteyken doktorun yazdığı tedaviyi görmezsem ne yapabilirim? expand_more
AİHM prensiplerine göre, sadece bir tedavi planının kağıt üzerinde var olması yeterli görülmemektedir; mahkuma fiilen ve hastalığının ciddiyetiyle orantılı bir tıbbi müdahalenin sağlanması şarttır. Örneğin, bir davada tıbbi uzmanların tutukluluğun devamı için şart koştuğu düzenli nörolojik takip ve hayati önem taşıyan sürekli fizik tedavi hizmetinin idare tarafından gereği gibi sunulmaması, insan onuruyla bağdaşmayan ve ihlal eşiğini aşan bir aşağılayıcı muamele olarak değerlendirilmiştir. Gerekli sağlık personelinin eksikliği veya idari organizasyon zorlukları, ağır hasta tutukluların sağlık hakkının ihlal edilmesi için devlet tarafından bir bahane olarak sunulamaz. Tıbbi bakım hakkınız ihlal ediliyorsa, iç hukuktaki infaz erteleme gibi yolları tükettikten sonra, devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurabilirsiniz.
Cezaevinde tedaviyi kendim reddedersem devlet sorumlu tutulur mu? expand_more
Mahkumun kendisine sunulan tıbbi tedaviyi bizzat reddetmesi, devletin sorumluluğunu sınırlandıran çok önemli bir hukuki husustur. AİHM'in incelediği bir kararda, mahkumun enfeksiyon riski gibi çekincelerle uzmanlarca önerilen ikinci basamak bir tedaviyi almayı bizzat reddetmesi ve eski tedavisine devam etmek istemesi durumunda, bahsi geçen yeni tedavinin uygulanmamasından dolayı devlet sorumlu tutulmamıştır. Kısacası, devlet gerekli tıbbi seçenekleri sağlamış olmasına rağmen siz bu imkanı kendi iradenizle reddederseniz, bu durumdan kaynaklanan tıbbi sonuçlar devlete atfedilebilir bir kusur olarak değerlendirilmez.
AİHM haklı bulursa beni hemen hapisten çıkarırlar mı? expand_more
Hayır, AİHM tarafından bir hak ihlali tespiti yapılması, mahkumun derhal cezaevinden tahliyesini veya cezasının ertelenmesini otomatik olarak gerektirmez. AİHM uygulamasında bu durum bir içtihat haline getirilmiş olup; güvenlik gerekçeleri, hastalığın genel durumu ve mahkumun bazı tedavileri bizzat reddetme olgusu dikkate alındığında, salt bir ihlal kararının tespit edilmesi tek başına yeterli bir hukuki giderim olarak kabul edilebilmektedir. Mahkeme, böyle bir durumda devletin mahkumu serbest bırakmak yerine, ihlali ortadan kaldırmak adına sadece gerekli tıbbi şartları ivedilikle ve fiilen sağlamakla yükümlü tutulabileceğini vurgulamaktadır.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir