Karar Bülteni
AİHM JUAN FERNANDEZ IRADI BN. 23421/21
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | AİHM Beşinci Bölüm |
| Başvuru No | 23421/21 |
| Karar Tarihi | 04.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Hapishanede yeterli tıbbi bakım devletin sorumluluğundadır.
- Gerekli tedavinin sunulmaması kötü muamele yasağını ihlal eder.
- Mahkumun tedaviyi reddetmesi devletin sorumluluğunu sınırlandırabilir.
- İhlal tespiti mahkumun derhal tahliyesini gerektirmez.
Bu karar hukuken, cezaevinde bulunan ve ağır kronik bir hastalık olan multipl skleroz (MS) teşhisi konulan bir mahkuma sunulması gereken asgari sağlık hizmetlerinin gereği gibi sağlanmamasının, devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlali anlamına geldiğini ortaya koymaktadır. Mahkeme, ulusal makamların ve tıp uzmanlarının tutukluluğun devamı için ön şart olarak belirlediği düzenli nörolojik takip ve fizik tedavi gibi temel sağlık hizmetlerinin idare tarafından fiilen sunulmamasını devlete atfedilebilir bir kusur ve insan onuruna aykırı bir muamele olarak değerlendirmiştir.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, ağır hasta tutukluların sağlık hakkının korunmasında devletin idari zorlukları bahane edemeyeceğinin altının çizilmesidir. Karar, cezaevi şartlarının bir mahkumun hastalığıyla uyumlu olabilmesi için teorik olarak tedavinin var olmasının yetmeyeceğini, fiilen ve düzenli olarak bu tedaviye erişimin sağlanması gerektiğini netleştirmektedir. Bununla birlikte, AİHM uygulamasında büyük önem taşıyan bir diğer nokta, ihlal kararının otomatik olarak mahkumun tahliyesini gerektirmeyeceğinin içtihat haline getirilmesidir. Mahkumun bizzat reddettiği tedaviler veya güvenlik gerekçeleri dikkate alınarak, ihlalin tespit edilmesinin yeterli bir hukuki koruma sağlayabileceği ve devletin sadece gerekli tıbbi şartları ivedilikle sağlamakla yükümlü tutulabileceği vurgulanmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, Fransa'da terör suçlarından uzun süreli hapis cezasına çarptırılmış ve cezaevinde bulunduğu sırada kendisine multipl skleroz (MS) teşhisi konulmuş bir mahkumdur. Başvurucu, hastalığının cezaevi koşullarıyla bağdaşmadığını, uzman doktorlar tarafından öngörülen nörolojik takip, fizik tedavi ve ikinci basamak MS tedavilerinin kendisine cezaevi ortamında yeterince ve düzenli olarak sağlanamadığını ileri sürerek cezasının infazının sağlık nedenleriyle ertelenmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi, talep edilen ikinci basamak tedavinin ve gerekli fizik tedavi imkanlarının cezaevinde tam olarak sağlanamayacağı gerekçesiyle infazın ertelenmesine karar vermiştir. Ancak istinaf mahkemesi, idarenin ve sağlık sisteminin bu tedavileri organize edebilecek kapasitede olduğu gerekçesiyle erteleme talebini reddetmiş ve tutukluluğun devamına hükmetmiştir. Başvurucu, devletin sağlık durumuna uygun tedaviyi fiilen sağlamadığını ve cezaevinde tutulmasının insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağını ihlal ettiğini iddia ederek konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşımıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
AİHM, uyuşmazlığı incelerken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 kapsamında koruma altına alınan işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı çerçevesinde devletin pozitif yükümlülüklerini temel almıştır. Sözleşme'nin bu maddesi mutlaktır ve işlenen suçun ağırlığı ne olursa olsun devletin gözetimi altındaki herkes bu korumadan yararlanır.
Yerleşik AİHM içtihatlarına göre, devlet, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin insan onuruna yakışır koşullarda tutulmasını sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, mahkumların sağlık durumlarının gerektirdiği yeterli tıbbi bakıma erişimlerinin sağlanmasını da içerir. Bir mahkumun cezaevinde tutulmaya devam edilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 ile uyumlu olabilmesi için, devletin hastanın ihtiyaç duyduğu tıbbi desteği ve uzman bakımını zamanında ve eksiksiz olarak sunması gerekir.
Mahkeme, tıbbi bir sorunu olan mahkumların durumunu değerlendirirken şu üç unsuru dikkate almaktadır: Mahkumun sağlık durumu, sunulan tıbbi bakımın niteliği ve tutukluluk halinin mahkumun sağlığı üzerindeki etkileri. Mahkemenin prensiplerine göre, sadece bir tedavi planının kağıt üzerinde var olması yeterli değildir; mahkuma fiilen ve hastalığının ciddiyetiyle orantılı bir tıbbi müdahalenin sağlanması şarttır.
Fransız iç hukukunda ise, ağır bir hastalık geçiren ve tedavisi cezaevi şartlarında yapılamayan mahkumlar için infazın ertelenmesi kurumu bulunmaktadır. Ulusal mahkemeler, bu kurumun uygulanıp uygulanmayacağını değerlendirirken tıbbi bilirkişi raporlarını dikkate almakta ve devletin sunduğu fiili sağlık hizmetlerinin kapasitesini göz önünde bulundurmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
AİHM, somut olayda başvurucunun sağlık durumu ile cezaevi şartlarının uyumunu kapsamlı bir şekilde incelemiştir. Mahkeme, ulusal makamlar tarafından atanan tıbbi uzmanların raporlarında, başvurucunun cezaevinde tutulmaya devam edilebilmesi için düzenli nörolojik takip, haftalık fizik tedavi ve uygun bir ikinci basamak tıbbi tedavinin sağlanmasının zorunlu şartlar olarak belirlendiğini tespit etmiştir.
İstinaf mahkemesi, başvurucunun infaz erteleme talebini reddederken, bu tıbbi şartların idare tarafından sağlanabileceği ve eksikliklerin giderilebileceği öngörüsüne dayanmıştır. Ancak AİHM, fiili duruma bakıldığında, başvurucuya uzmanların şart koştuğu düzenli nörolojik takibin ve hayati önem taşıyan sürekli fizik tedavi hizmetinin idare tarafından gereği gibi sunulmadığını saptamıştır. Gerekli sağlık personelinin eksikliği veya organizasyon zorlukları nedeniyle başvurucunun uzun süreler boyunca temel fizik tedaviden ve uzman takibinden mahrum bırakılması, insan onuruyla bağdaşmayan ve ihlal eşiğini aşan bir aşağılayıcı muamele olarak değerlendirilmiştir.
Öte yandan, ikinci basamak tedaviye geçişin sağlanamaması hususunda AİHM farklı bir tespitte bulunmuştur. Başvurucunun, cezaevi şartlarında enfeksiyon riskinden çekindiği için bu yeni tedaviyi almayı 2019 ve 2022 yıllarında bizzat reddettiği ve eski tedavisine devam etmek istediği tıbbi kayıtlarla sabittir. Bu nedenle, ikinci basamak tedavinin uygulanmamasından devlet sorumlu tutulmamıştır.
AİHM ayrıca, başvurucunun tedavisindeki fiili aksaklıkların hakkı ihlal ettiğini belirlemekle birlikte, bu ihlalin başvurucunun cezaevinden otomatik olarak tahliyesini veya cezasının ertelenmesini gerektirmediğini vurgulamıştır. Hastalığın durumu ve bizzat tedaviyi reddetme olgusu dikkate alındığında, ihlal tespiti tek başına yeterli bir giderim olarak görülmüştür.
Sonuç olarak AİHM Beşinci Bölümü, tıbbi uzmanların ve ulusal mahkemelerin tutukluluğun devamı için şart koştuğu sağlık hizmetlerinin başvurucuya sağlanmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.