Karar Bülteni
AYM R.A. ve Diğerleri BN. 2020/20839
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/20839 |
| Karar Tarihi | 13.05.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Haksız koruma tedbirlerinde tazminat miktarı orantılı olmalıdır.
- Tazminat miktarında benzer AYM kararları emsal alınmalıdır.
- Koruma tedbiri ifade özgürlüğünü ihlal etmiş olabilir.
- Tazminat hesabında ihlalin ağırlığı ve etkileri gözetilmelidir.
Bu karar, haksız yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirleri nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında derece mahkemelerinin takdir yetkisinin sınırlarını çizmesi bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, ceza yargılamaları sonucunda beraat eden veya hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen kişilerin uğradığı manevi zararların telafisi için hükmedilen tazminat miktarlarının, ihlalin ağırlığıyla ve yarattığı mağduriyetle orantılı olması gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Meydana gelen ihlalle orantısız derecede düşük veya önemsiz miktarda hükmedilen bir manevi tazminatın, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali anlamına geleceği net bir şekilde ortaya konulmuştur. Ayrıca, uygulanan haksız koruma tedbirinin, kişinin sadece özgürlüğünü kısıtlamakla kalmayıp eylemin niteliğine göre ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına da müdahale teşkil edebileceği ve bu anayasal ihlallerin tazminat miktarının belirlenmesinde bir unsur olarak mutlaka dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.
Benzer davalarda emsal etkisi oldukça güçlü olan bu karar, özellikle ağır ceza mahkemelerinin haksız tutuklama veya gözaltı nedeniyle açılan davalarda tazminat belirlerken uygulaması gereken kriterleri sadece hürriyetten yoksun kalma boyutuyla sınırlı tutmayıp, genişletmektedir. Mahkemeler artık sadece koruma tedbirinin süresini değil; kişinin toplumsal ve mesleki konumunu, üzerine atılı suçun niteliğini, ifade hürriyeti gibi temel haklarına yapılan müdahaleleri ve tedbirin kişi üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerin tamamını bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmek zorundadır. Uygulamada bu durum, koruma tedbirleri sonucunda farklı temel hak ve özgürlüklerin de zedelendiği senaryolarda, manevi tazminatın tespit edilirken daha adil ve yüksek bedellere hükmedilmesinin önünü açmaktadır. Anayasa Mahkemesi, kendi belirlediği asgari tazminat tarifelerinin altında kalan ödemelerin adil giderim sağlamayacağını altını çizerek belirtmiş ve derece mahkemelerine bağlayıcı bir hukuki çerçeve sunmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, haklarında yürütülen ceza muhakemesi süreci sonucunda mahkemelerce verilen beraat veya Cumhuriyet başsavcılıklarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların ardından devlete karşı haksız koruma tedbirleri nedeniyle manevi tazminat davaları açmışlardır. Uyuşmazlığın temel sebebi, haksız yere yakalanmaları, gözaltına alınmaları ve tutuklanmaları nedeniyle ağır ceza mahkemelerinde açtıkları bu davalarda kendilerine oldukça düşük ve yetersiz miktarda tazminat ödenmesine karar verilmesidir.
Başvurucular, söz konusu haksız koruma tedbirlerinin yalnızca özgürlüklerini kısıtlamakla kalmadığını; aynı zamanda katıldıkları barışçıl eylemler ve ifade özgürlüğü kapsamındaki davranışları sebebiyle uygulandığını belirterek, mahkemelerin tazminat belirlerken bu haklara yapılan müdahaleyi hesaba katmamasına itiraz etmişlerdir. Yeterli tazminat ödenmemesi, yargılamaların uzun sürmesi ve ifade ile toplantı haklarına yapılan müdahalelerin tazminat hesabında göz ardı edilmesi üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile 26. maddesindeki ifade özgürlüğü ve 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarına dayanmıştır. Kararın merkezinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 hükmünde düzenlenen koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemi kuralları yer almaktadır. Anılan kanun maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi gereğince, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya haklarında beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten talep etme hakları bulunmaktadır.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, ağır ceza mahkemelerinin tazminat miktarını belirlerken somut olayın şartlarına göre takdir yetkisi bulunsa da, meydana gelen ihlalle orantılı olmayan önemsiz miktarda bir tazminatın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal edeceği kurala bağlanmıştır. Tazminatın tespitinde kişinin mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği ve tedbirin süresi gibi kriterlerin değerlendirilmesi gerektiği doktriner bir ilke olarak benimsenmiştir.
Ayrıca, koruma tedbiri birden fazla anayasal hakkın ihlaline sebebiyet vermişse, ilgili mahkemelerin tazminat miktarını belirlerken bu ihlallerin ağırlığını ve kişinin üzerinde bıraktığı çok yönlü olumsuz etkileri dikkate alması gerektiği yasal mevzuatın ruhundan doğan bir zorunluluktur. Yargıtay içtihatlarında da koruma tedbirine neden olan olayın cereyan tarzının ve benzeri hususların manevi tazminatın tespitinde bütüncül olarak gözetilmesi gerektiği yerleşik bir uygulama olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda Anayasa Mahkemesi, ağır ceza mahkemelerinin başvurucular lehine hükmettiği maddi tazminat miktarlarını değerlendirmiş ve mahkemelerin ulaştığı sonuçların keyfî olmadığına, açık ve bariz bir takdir hatası içermediğine kanaat getirerek maddi tazminat kararlarının hukuka uygun olduğunu tespit etmiştir. Ancak manevi tazminat miktarları açısından yapılan incelemede, derece mahkemelerince hükmedilen bedellerin, Anayasa Mahkemesinin benzer yakalama, gözaltı veya tutuklama durumlarında ödenmesine hükmettiği ya da hükmedebileceği tazminat miktarlarına kıyasla son derece düşük olduğu saptanmıştır. Bu nedenle ödenen tazminatların, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali karşısında yeterli bir telafi ve manevi tatmin sağlamadığı görülmüştür.
Öte yandan bazı başvurucuların barışçıl gösterilere katılmaları ve ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemleri sebebiyle haksız koruma tedbirlerine maruz kaldıkları yönündeki iddiaları incelendiğinde, ağır ceza mahkemelerinin tazminat davalarında bu durumu hiçbir şekilde dikkate almadığı tespit edilmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 kapsamında manevi zararın giderilmesi için herhangi bir sınırlama öngörülmemiş olmasına rağmen, derece mahkemelerinin uygulanan koruma tedbirinin başvurucuların ifade özgürlüğü ve toplantı hakkına yönelik bir müdahale oluşturup oluşturmadığını değerlendirmemesi temel bir hukuki eksiklik olarak nitelendirilmiştir. Mahkemelerin, takdir edilecek tazminat miktarında bu temel haklara yapılan müdahalenin ağırlığını hesaba katmaması nedeniyle kararların ilgili ve yeterli bir gerekçe içermediği anlaşılmıştır.
Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiaları ise, Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmeden doğrudan bireysel başvuru yapılmış olması sebebiyle başvuru yollarının tüketilmemesi kuralı gereğince incelenmemiş ve kabul edilemez bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, tespit edilen diğer ihlallerin mahkeme kararlarından kaynaklandığını belirterek sonuçların ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunduğuna dikkat çekmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade özgürlüğü ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.