Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi R.A. ve Diğerleri Kararı 2020/20839 B.

Anayasa Mahkemesi R.A. ve Diğerleri Kararı 2020/20839 B.

Bu karar, haksız yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirleri nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında derece mahkemelerinin takdir yetkisinin sınırlarını çizmesi bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, ceza yargılamaları sonucunda beraat eden veya hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen kişilerin uğradığı manevi zararların telafisi için hükmedilen tazminat miktarlarının, ihlalin ağırlığıyla ve yarattığı mağduriyetle orantılı olması gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Meydana gelen ihlalle orantısız derecede düşük veya önemsiz miktarda hükmedilen bir manevi tazminatın, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali anlamına geleceği net bir şekilde ortaya konulmuştur. Ayrıca, uygulanan haksız koruma tedbirinin, kişinin sadece özgürlüğünü kısıtlamakla kalmayıp eylemin niteliğine göre ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına da müdahale teşkil edebileceği ve bu anayasal ihlallerin tazminat miktarının belirlenmesinde bir unsur olarak mutlaka dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2020/20839
Karar Tarihi 13.05.2025
Taraf R.A. ve Diğerleri
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Haksız koruma tedbirlerinde tazminat miktarı orantılı olmalıdır.
  • gavel Tazminat miktarında benzer AYM kararları emsal alınmalıdır.
  • gavel Koruma tedbiri ifade özgürlüğünü ihlal etmiş olabilir.
  • gavel Tazminat hesabında ihlalin ağırlığı ve etkileri gözetilmelidir.

Bu karar, haksız yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirleri nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında derece mahkemelerinin takdir yetkisinin sınırlarını çizmesi bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, ceza yargılamaları sonucunda beraat eden veya hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen kişilerin uğradığı manevi zararların telafisi için hükmedilen tazminat miktarlarının, ihlalin ağırlığıyla ve yarattığı mağduriyetle orantılı olması gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Meydana gelen ihlalle orantısız derecede düşük veya önemsiz miktarda hükmedilen bir manevi tazminatın, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali anlamına geleceği net bir şekilde ortaya konulmuştur. Ayrıca, uygulanan haksız koruma tedbirinin, kişinin sadece özgürlüğünü kısıtlamakla kalmayıp eylemin niteliğine göre ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına da müdahale teşkil edebileceği ve bu anayasal ihlallerin tazminat miktarının belirlenmesinde bir unsur olarak mutlaka dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.

Benzer davalarda emsal etkisi oldukça güçlü olan bu karar, özellikle ağır ceza mahkemelerinin haksız tutuklama veya gözaltı nedeniyle açılan davalarda tazminat belirlerken uygulaması gereken kriterleri sadece hürriyetten yoksun kalma boyutuyla sınırlı tutmayıp, genişletmektedir. Mahkemeler artık sadece koruma tedbirinin süresini değil; kişinin toplumsal ve mesleki konumunu, üzerine atılı suçun niteliğini, ifade hürriyeti gibi temel haklarına yapılan müdahaleleri ve tedbirin kişi üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerin tamamını bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmek zorundadır. Uygulamada bu durum, koruma tedbirleri sonucunda farklı temel hak ve özgürlüklerin de zedelendiği senaryolarda, manevi tazminatın tespit edilirken daha adil ve yüksek bedellere hükmedilmesinin önünü açmaktadır. Anayasa Mahkemesi, kendi belirlediği asgari tazminat tarifelerinin altında kalan ödemelerin adil giderim sağlamayacağını altını çizerek belirtmiş ve derece mahkemelerine bağlayıcı bir hukuki çerçeve sunmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, haklarında yürütülen ceza muhakemesi süreci sonucunda mahkemelerce verilen beraat veya Cumhuriyet başsavcılıklarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların ardından devlete karşı haksız koruma tedbirleri nedeniyle manevi tazminat davaları açmışlardır. Uyuşmazlığın temel sebebi, haksız yere yakalanmaları, gözaltına alınmaları ve tutuklanmaları nedeniyle ağır ceza mahkemelerinde açtıkları bu davalarda kendilerine oldukça düşük ve yetersiz miktarda tazminat ödenmesine karar verilmesidir.

Başvurucular, söz konusu haksız koruma tedbirlerinin yalnızca özgürlüklerini kısıtlamakla kalmadığını; aynı zamanda katıldıkları barışçıl eylemler ve ifade özgürlüğü kapsamındaki davranışları sebebiyle uygulandığını belirterek, mahkemelerin tazminat belirlerken bu haklara yapılan müdahaleyi hesaba katmamasına itiraz etmişlerdir. Yeterli tazminat ödenmemesi, yargılamaların uzun sürmesi ve ifade ile toplantı haklarına yapılan müdahalelerin tazminat hesabında göz ardı edilmesi üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile 26. maddesindeki ifade özgürlüğü ve 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarına dayanmıştır. Kararın merkezinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 hükmünde düzenlenen koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemi kuralları yer almaktadır. Anılan kanun maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi gereğince, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya haklarında beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten talep etme hakları bulunmaktadır.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, ağır ceza mahkemelerinin tazminat miktarını belirlerken somut olayın şartlarına göre takdir yetkisi bulunsa da, meydana gelen ihlalle orantılı olmayan önemsiz miktarda bir tazminatın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal edeceği kurala bağlanmıştır. Tazminatın tespitinde kişinin mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği ve tedbirin süresi gibi kriterlerin değerlendirilmesi gerektiği doktriner bir ilke olarak benimsenmiştir.

Ayrıca, koruma tedbiri birden fazla anayasal hakkın ihlaline sebebiyet vermişse, ilgili mahkemelerin tazminat miktarını belirlerken bu ihlallerin ağırlığını ve kişinin üzerinde bıraktığı çok yönlü olumsuz etkileri dikkate alması gerektiği yasal mevzuatın ruhundan doğan bir zorunluluktur. Yargıtay içtihatlarında da koruma tedbirine neden olan olayın cereyan tarzının ve benzeri hususların manevi tazminatın tespitinde bütüncül olarak gözetilmesi gerektiği yerleşik bir uygulama olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda Anayasa Mahkemesi, ağır ceza mahkemelerinin başvurucular lehine hükmettiği maddi tazminat miktarlarını değerlendirmiş ve mahkemelerin ulaştığı sonuçların keyfî olmadığına, açık ve bariz bir takdir hatası içermediğine kanaat getirerek maddi tazminat kararlarının hukuka uygun olduğunu tespit etmiştir. Ancak manevi tazminat miktarları açısından yapılan incelemede, derece mahkemelerince hükmedilen bedellerin, Anayasa Mahkemesinin benzer yakalama, gözaltı veya tutuklama durumlarında ödenmesine hükmettiği ya da hükmedebileceği tazminat miktarlarına kıyasla son derece düşük olduğu saptanmıştır. Bu nedenle ödenen tazminatların, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali karşısında yeterli bir telafi ve manevi tatmin sağlamadığı görülmüştür.

Öte yandan bazı başvurucuların barışçıl gösterilere katılmaları ve ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemleri sebebiyle haksız koruma tedbirlerine maruz kaldıkları yönündeki iddiaları incelendiğinde, ağır ceza mahkemelerinin tazminat davalarında bu durumu hiçbir şekilde dikkate almadığı tespit edilmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 kapsamında manevi zararın giderilmesi için herhangi bir sınırlama öngörülmemiş olmasına rağmen, derece mahkemelerinin uygulanan koruma tedbirinin başvurucuların ifade özgürlüğü ve toplantı hakkına yönelik bir müdahale oluşturup oluşturmadığını değerlendirmemesi temel bir hukuki eksiklik olarak nitelendirilmiştir. Mahkemelerin, takdir edilecek tazminat miktarında bu temel haklara yapılan müdahalenin ağırlığını hesaba katmaması nedeniyle kararların ilgili ve yeterli bir gerekçe içermediği anlaşılmıştır.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiaları ise, Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmeden doğrudan bireysel başvuru yapılmış olması sebebiyle başvuru yollarının tüketilmemesi kuralı gereğince incelenmemiş ve kabul edilemez bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, tespit edilen diğer ihlallerin mahkeme kararlarından kaynaklandığını belirterek sonuçların ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunduğuna dikkat çekmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade özgürlüğü ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Beraat ettim ama haksız yere yattığım için çok az tazminat verdiler. Ne yapabilirim? expand_more
Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, haksız yakalama, gözaltı veya tutuklama sonrasında açılan tazminat davalarında hükmedilen manevi tazminat miktarı, uğradığınız mağduriyet ve ihlalin ağırlığıyla orantılı olmalıdır. Derece mahkemeleri tarafından, Anayasa Mahkemesi'nin benzer durumlarda hükmettiği asgari tazminat tarifelerinin çok altında, sembolik veya önemsiz miktarlarda bir ödemeye karar verilmesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının açık bir ihlali anlamına gelmektedir. Anayasa Mahkemesi bu tür durumlarda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması gerektiğine karar vermektedir. Dolayısıyla, ödenen tazminatın Anayasa Mahkemesi standartlarına kıyasla çok düşük olması durumunda yasal yollara başvurarak adil bir bedel talep etme hakkınız bulunmaktadır.
Yürüyüşe katıldım diye gözaltına alındım, tazminatta bu dikkate alınmadı. Haklılar mı? expand_more
Hayır, hukuken haklı değiller. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, uygulanan haksız koruma tedbirleri yalnızca kişi hürriyetinizi kısıtlamakla kalmaz; aynı zamanda eyleminizin niteliğine göre ifade özgürlüğünüzü veya toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkınızı da ihlal edebilir. Ağır ceza mahkemelerinin, manevi tazminat miktarını belirlerken sadece ne kadar süre içeride kaldığınızı değil, katıldığınız barışçıl eylemler sebebiyle bu temel haklarınıza yapılan müdahalenin ağırlığını da bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmesi zorunludur. Bu anayasal unsurların mahkemelerce göz ardı edilmesi ve tazminat hesabına katılmaması, kararların yeterli gerekçe içermediği anlamına gelir ve bizzat hak ihlali oluşturur.
Haksız tutuklama tazminatı neye göre, nasıl belirleniyor? expand_more
Mahkemeler manevi tazminat miktarını belirlerken takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetki sınırsız değildir ve sadece özgürlüğünüzden mahrum kaldığınız süre dikkate alınarak hesaplama yapılamaz. Anayasa Mahkemesi'nin emsal kararları uyarınca; mesleki ve toplumsal konumunuz, üzerinize atılı suçun niteliği, koruma tedbirinin süresi ve bu tedbirin sizin üzerinizde bıraktığı çok yönlü olumsuz etkiler bir bütün olarak değerlendirilmelidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesi kapsamında, haksız fiilin niteliği ile meydana gelen ihlalin etkilerini adil bir şekilde telafi edecek düzeyde bütüncül bir hesaplama yapılması yasal bir zorunluluktur.
Davam çok uzun sürdü, tazminat için direkt Anayasa Mahkemesi'ne gidebilir miyim? expand_more
Hayır, yargılamanın uzun sürmesi şikayetiyle doğrudan Anayasa Mahkemesi'ne başvuramazsınız. Makul sürede yargılanma hakkınızın ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunabilmeniz için öncelikle olağan başvuru yollarını bütünüyle tüketmeniz kuralı bulunmaktadır. Mevzuatımız gereği, yargılamanın makul süreyi aşması nedeniyle tazminat talep ediyorsanız, ilk olarak bu amaçla kurulmuş olan Tazminat Komisyonuna müracaat etmelisiniz. Bu idari yol tüketilmeden doğrudan yapılan bireysel başvurular, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle esasa girilmeden kabul edilemez bulunmaktadır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir