Anasayfa Karar Bülteni AYM | Fatma Talia Alan | BN. 2021/25821

Karar Bülteni

AYM Fatma Talia Alan BN. 2021/25821

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/25821
Karar Tarihi 11.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Haksız gözaltı tazminatı makul seviyede olmalıdır.
  • Düşük tazminat hakkın özünü zayıflatır.
  • Tazminatta toplantı hakkına müdahale gözetilmelidir.
  • Beraat sonrası tazminat davası etkili yoldur.

Bu karar, beraatle sonuçlanan yargılamalar sonrasında haksız gözaltı ve yakalama tedbirleri nedeniyle açılan tazminat davalarında hükmedilecek miktarın, kişinin uğradığı mağduriyeti giderecek makul ve orantılı bir seviyede olması gerektiğini hukuken netleştirmektedir. Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında devletin ödeyeceği tazminatın sembolik rakamlarda kalmasının, anayasal hakkın özünü zayıflattığını ve tazminat hukukunun genel prensiplerine aykırı düştüğünü açıkça ortaya koymuştur. Aynı zamanda, gözaltı işleminin temel bir anayasal hakkın (toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı) kullanımı sırasında gerçekleşmesi durumunda, bu ihlalin de tazminat değerlendirmesinde muhakkak dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır.

Uygulamadaki emsal etkisi ve önemi bakımından bu karar, ağır ceza mahkemelerinin haksız tutuklama veya gözaltı nedeniyle hükmettiği manevi tazminat miktarları için önemli bir asgari standart getirmektedir. Mahkemelerin, tazminat miktarlarını belirlerken salt takdir yetkisine dayanarak oldukça düşük meblağlara hükmetmesinin önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Ayrıca, ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi temel hakların kullanımı esnasında maruz kalınan haksız koruma tedbirlerinin, yalnızca kişi hürriyeti ve güvenliği ihlali olarak değil, aynı zamanda o temel hakkın ihlali olarak da tazminat hesabında ağırlaştırıcı bir unsur şeklinde gözetilmesi gerektiği yönünde derece mahkemelerine bağlayıcı bir hukuki çerçeve sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, sendikal bir eylem kapsamında basın açıklaması yapmak isterken polis müdahalesiyle gözaltına alınan ve ceza davasında beraat eden başvurucunun, haksız gözaltı nedeniyle açtığı manevi tazminat davasında verilen düşük miktarlı tazminat kararından kaynaklanmaktadır. Başvurucu, kamu görevinden ihraç edilen sendika üyelerinin işe iadesi talebiyle düzenlenen eyleme katılmış, ancak mülki amirin yasaklama kararı gerekçe gösterilerek polis tarafından gözaltına alınmış ve ertesi gün serbest bırakılmıştır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet suçlamasıyla yargılanan ve beraat eden başvurucu, haksız yere gözaltında tutulduğu gerekçesiyle 5.000 TL manevi tazminat talebiyle ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır. Mahkemenin başvurucu lehine yalnızca 200 TL gibi oldukça düşük bir manevi tazminata hükmetmesi ve kararın istinafta kesinleşmesi üzerine, hükmedilen tazminatın yetersiz olduğu ve bu süreçte toplantı hakkının da zedelendiği iddialarıyla bireysel başvuruda bulunulmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 çerçevesindeki tazminat hakkını temel almıştır. Bu kanun maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine göre, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen kimseler, maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebilirler.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, haksız gözaltı veya tutma nedeniyle açılan tazminat davalarında yargı mercileri, beraat veya takipsizlik kararı varlığında tazminat hukukunun genel prensiplerine göre ödemeye karar vermelidir. Hükmedilen tazminat, ihlalle orantılı olmayacak ölçüde önemsizse veya Anayasa Mahkemesinin benzer ihlaller için öngördüğü asgari standartlara göre kayda değer ölçüde düşükse Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası ihlal edilmiş sayılır. Mahkemeler tazminat miktarını belirlerken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, koruma tedbirinin kişi üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler ve tedbirin süresini dikkate almak zorundadır.

Ayrıca, Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bağlamında, koruma tedbirlerinin uygulandığı esnada kişinin anayasal bir hakkını kullanmakta olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Doktrin ve yerleşik içtihat uyarınca, manevi tazminat davasında takdir edilecek miktarın, salt gözaltı işleminin değil, aynı zamanda toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yapılan müdahalenin ağırlığını da yansıtması gereklidir. Derece mahkemelerince bu durumun gözetilmemesi hak ihlali sonucunu doğurmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun durumu ve derece mahkemelerinin kararlarını incelediğinde birtakım kritik tespitlerde bulunmuştur. İlk olarak, başvurucu hakkında beraat kararı verilmesi nedeniyle haksız koruma tedbiri uygulandığı sabit hâle gelmiş ve bu durum kanun gereğince tazminat hakkı doğurmuştur. Ancak ağır ceza mahkemesince ödenmesine karar verilen 200 TL manevi tazminat, somut olayın koşulları ve emsal tazminat belirleme kriterleri çerçevesinde son derece yetersiz bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda ödenmesine karar verdiği tazminat miktarlarıyla kıyaslandığında, bir günlük gözaltı süresi için karar tarihi olan 2020 yılı itibarıyla asgari 600 TL olan standart tutarın çok altında kalınmıştır. Derece mahkemesinin hükmettiği bu miktar, tazminat hakkının özünü zayıflatacak kadar düşük olup, kişinin haksız yere özgürlüğünden yoksun bırakılmasından doğan manevi zararı karşılamaktan tamamen uzaktır. Bu nedenle, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası yönünden ihlal edildiği tespit edilmiştir.

Bununla birlikte, başvurucunun yakalanma ve gözaltına alınma süreci, Anayasa ile güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını kullanmak istediği sırada gerçekleşmiştir. Ağır ceza mahkemesi, tazminat miktarını belirlerken başvurucunun yalnızca fiziksel olarak özgürlüğünden yoksun kalmasını değerlendirmiş, ancak bu gözaltı işleminin aynı zamanda demokratik bir hakkın kullanımına müdahale oluşturduğu gerçeğini göz ardı etmiştir. Anayasa Mahkemesi, haksız koruma tedbiri nedeniyle açılan tazminat davasında, tedbirin toplantı hakkına yönelik bir müdahale niteliği taşımasının tazminat takdirinde mutlaka gözetilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine göndermesine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: