Karar Bülteni
AYM Faruk Öçal BN. 2020/27467
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2020/27467 |
| Karar Tarihi | 11.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Hastalık tek başına tahliye sebebi oluşturmaz.
- Mahpuslara gerekli tıbbi yardımın sağlanması zorunludur.
- Ceza infaz koşulları insan onuruna yakışmalıdır.
- Bakım ihtiyacı olan mahpuslara destek sunulmalıdır.
Bu karar, ceza infaz kurumunda bulunan ağır hasta mahpusların infaz erteleme taleplerinin reddedilmesinin, doğrudan kötü muamele yasağının ihlali anlamına gelmeyeceğini göstermesi bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kişinin tek başına hayatını idame ettiremeyecek düzeyde hasta olmasını mutlak bir tahliye gerekçesi olarak görmemiş; devletin sunduğu sağlık, bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinin kalitesini temel belirleyici kriter olarak ele almıştır. Kurum içindeki tıbbi müdahalelerin ve günlük yaşama dair sunulan destek hizmetlerinin yeterli olması durumunda, tutulma koşullarının insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele eşiğine ulaşmadığı vurgulanmıştır.
Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi, mahpusların sağlık koşullarına bağlı tahliye taleplerinde idarelerin ve mahkemelerin yapacağı incelemelerin sınırlarını çizmesinden kaynaklanmaktadır. Özellikle tam donanımlı rehabilitasyon (R tipi) ceza infaz kurumlarında barındırılan, düzenli doktor kontrolünden geçirilen ve kişisel bakım ihtiyaçları devlet görevlilerince karşılanan mahpuslar yönünden, hastalığın tek başına özgürlük hakkına kavuşma gerekçesi yapılamayacağı netleşmiştir. Uygulamada, infazın ertelenmesi kararı verilirken salt adli tıp raporlarındaki "yalnız yaşayamaz" tespiti ile yetinilmemesi; kişinin toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturup oluşturmadığı ve kurum içi bakım standartlarının kişinin mağduriyetini ne ölçüde giderdiği hususlarının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği bir kez daha teyit edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Somut uyuşmazlık, anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışma suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılan başvurucunun, ceza infaz kurumunda tutulduğu sırada yakalandığı ağır Parkinson ve kalp hastalıkları nedeniyle cezasının infazının ertelenmesi talebinin reddedilmesinden kaynaklanmaktadır.
Başvurucu, hastalığı nedeniyle kişisel bakımını tek başına yapamadığını, hayatını yalnız idame ettiremeyeceğine dair adli tıp raporları bulunmasına rağmen tahliye edilmemesinin kötü muamele yasağı ile ayrımcılık yasağını ve yaşam hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Cumhuriyet Başsavcılığı ise başvurucunun tahliye edilmesi hâlinde terör örgütü içindeki faaliyetlerine devam etme riskinin bulunduğu ve bu durumun toplum güvenliği açısından ağır ve somut bir tehlike oluşturacağı gerekçesiyle infaz erteleme talebini reddetmiştir. Uyuşmazlığın temelini, ağır hasta bir mahpusun devletin sağladığı tıbbi imkanlar eşliğinde cezaevi koşullarında tutulmaya devam edilmesinin insan onuruyla bağdaşmayan kötü muamele yasağını ihlal edip etmediği hususu oluşturmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, ceza infaz kurumunda bulunan mahpusların sağlık durumları nedeniyle ileri sürdükleri şikâyetleri temel olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında incelemektedir. Bu madde, hiç kimseye işkence yapılamayacağını, insan haysiyetiyle bağdaşmayan ve onur kırıcı ceza veya muamele uygulanamayacağını emreder.
Ceza infaz kurumlarındaki tutulma şartları değerlendirilirken, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.16 hükmü kritik bir role sahiptir. Anılan kanun maddesinin altıncı fıkrası, maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen hükümlülerin cezasının infazının, toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmaması şartıyla iyileşinceye kadar geri bırakılabileceğini düzenlemektedir.
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, devletin özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin yaşamını ve fiziksel bütünlüğünü koruma yönünde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Mahpusların tutulma şartlarının, özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesini aşarak eziyet verici bir boyuta ulaşmaması gerekmektedir. Bir mahpusun hastalığı nedeniyle yaşamını tek başına idame ettirememesi veya günlük yaşamda zorluk çekmesi, tek başına ve mutlak surette cezaevinden salıverilmeyi gerektirmemektedir. Kişinin hastalığı ile cezaevi koşulları arasındaki uyumsuzluğun insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele seviyesine ulaşmaması için devletin gerekli tıbbi desteği ve bakım hizmetini sunması esastır. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi sonucu kişinin uzun süreli acı çekmesine veya tıbbi yardımdan mahrum kalmasına yol açılırsa kötü muamele yasağı ihlal edilmiş sayılmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun sağlık durumu ve ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarını bir bütün olarak detaylı bir biçimde değerlendirmiştir. Başvurucunun ceza infaz kurumuna kabulü sonrasında sağlık kontrollerinin yapıldığı ve Parkinson hastalığı teşhisi konularak durumuna en uygun yer olan Metris R Tipi (Rehabilitasyon) Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledildiği tespit edilmiştir.
Dosyadaki tıbbi raporlar incelendiğinde, başvurucunun orta-ağır düzeyde Parkinson hastası olduğu ve hayatını yalnız idame ettiremeyeceği belirtilmiş olmakla birlikte, cezanın infazının başvurucunun hayatı için kesin bir tehlike oluşturmadığı açıkça vurgulanmıştır. Başvurucunun barındırıldığı ceza infaz kurumunda yirmi dört saat esasına göre hekim, sağlık memuru ve hasta bakıcı bulunduğu, acil durumlar için odalarda çağrı butonları yer aldığı ve kişisel temizlik, beslenme gibi öz bakım ihtiyaçlarının kurum personeli tarafından karşılandığı saptanmıştır. Ayrıca başvurucunun hastalıklarının takibi için yirmi kez nöroloji ve on beş kez kardiyoloji polikliniklerine sevkinin sağlandığı, beyin pili takılma işlemi gibi ağır cerrahi müdahalelerin dahi hastanelerde başarıyla gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, hasta bir kişinin salt tek başına yaşamını idame ettirememesinin tahliye için zorunlu ve tek şart olmadığını, kurum tarafından sunulan bakım ve tedavi imkânlarının kişinin mağduriyetini ne ölçüde telafi ettiğinin belirleyici olduğunu vurgulamıştır. Başvurucuya sunulan kapsamlı tıbbi bakım ve destek hizmetleri dikkate alındığında, tutulma koşullarının başvurucuyu özgürlükten mahrum kalmanın ötesinde olağanın üzerinde bir sıkıntıya sokmadığı belirlenmiştir. Başvurucunun tıbbi tedavi ve kontrollerinin ihmal edildiğine veya sağlık durumunun cezaevi şartları nedeniyle daha da kötüye gittiğine dair herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Aksine, hastane raporlarında uygulanan tedaviyle olumlu yönde gelişme beklendiği tespit edilmiştir.
Tüm bu tıbbi imkânlar, düzenli kontroller ve sağlanan fiziksel destek hizmetleri göz önünde bulundurulduğunda, başvurucunun ceza infaz kurumunda tutulmaya devam edilmesinin insan onuruyla bağdaşmayan, aşağılayıcı veya eziyet verici bir muamele boyutuna ulaşmadığı kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, kötü muamele yasağının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.