Karar Bülteni
AYM İsa Kıvrak BN. 2020/3669
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/3669 |
| Karar Tarihi | 18.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Haklı fesih öncesi iş aramak hakkı ortadan kaldırmaz.
- İşverenin kusuru varken yeni işe girmek kötü niyetli değildir.
- Benzer dosyalardaki çelişkili kararlar gerekçelendirilmelidir.
- Esaslı itirazların kararda karşılanmaması hak ihlalidir.
Bu karar hukuken, işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmeden önce başka bir iş başvurusunda bulunmasının veya fesih sonrasında derhâl yeni bir işe başlamasının, fesih hakkını kötüye kullanmak anlamına gelmediğini teyit etmektedir. Anayasa Mahkemesi, işverenin ücret ödeme borcunu tam ve usulüne uygun yerine getirmemesi gibi haklı nedenlerin varlığı hâlinde, işçinin geleceğini güvence altına almak adına makul insani kaygılarla iş arayışına girmesinin dürüstlük kuralına aykırı sayılamayacağını açıkça ortaya koymuştur.
Ayrıca, yargılama makamlarının taraf iddialarına, bilhassa davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı savunmalara yanıt verme yükümlülüğü bulunduğu vurgulanmıştır. Başvurucunun, kendisiyle aynı işyerinde çalışan ve aynı durumda olan bir başka işçi hakkında verilen lehe kararı sunmasına rağmen, mahkemelerin bu durumu gerekçelerinde hiç tartışmaması adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali olarak nitelendirilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, özellikle iş hukuku uyuşmazlıklarında işçilerin hak arama hürriyetini güçlendiren bir niteliğe sahiptir. İşçilerin haklı nedenle fesih süreçlerinde, geçim kaygısıyla attıkları adımların yargı mercilerince peşin hükümle aleyhlerine yorumlanmasının önüne geçilmektedir.
Öte yandan, istinaf mahkemeleri arasındaki içtihat farklılıklarının giderilmesi mekanizmalarının önemini gösterirken, derece mahkemelerinin sunulan emsal dosyaları göz ardı edemeyeceğini, tarafların davanın esasına etki edecek delillerini mutlaka kararda tartışmaları gerektiğini bağlayıcı bir ilke olarak yerleşik hâle getirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, özel bir eğitim kurumunda öğretmen olarak çalışmaktayken, ücretlerinin bir kısmının elden ödenmesi ve sigorta primlerinin eksik bildirilmesi nedenleriyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmiştir. İşveren ise başvurucunun Millî Eğitim Bakanlığına atanmak için istifa ettiğini, ortada haklı bir neden olmadığını öne sürerek kıdem tazminatı ile diğer işçilik alacaklarını ödememiştir.
Bunun üzerine başvurucu, alacaklarının tahsili için işverene karşı dava açmıştır. Yerel mahkeme, ücretlerin eksik ve kayıt dışı ödendiğini tespit etmesine rağmen başvurucunun fesih öncesinde kamuya atanmak için başvuru yaptığını belirterek kıdem tazminatı talebini reddetmiştir. Başvurucu, aynı durumdaki başka bir işçi arkadaşı için istinaf mahkemesinin farklı bir dairesi tarafından haklı fesih kararı verildiğini belirterek bu çelişkinin giderilmesini ve mahrum bırakıldığı alacaklarının ödenmesini talep etmektedir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı prensiplerine dayanmıştır. Kişilerin hakkaniyete uygun yargılanmalarını sağlamak amacıyla mahkeme kararlarının, taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen esaslı iddialara ilişkin tatminkâr gerekçeler içermesi anayasal bir zorunluluktur. Yargılama makamlarının, uyuşmazlığın maddi ve hukuki sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmeler yapmaktan kaçınarak, delillerle iddialar arasında mantıksal bir bağ kurması gerekmektedir. Kanun yolu incelemesi yapan mercilerin de, ilk derece mahkemesinde karşılanmayan veya kanun yolunda ilk defa ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddiaları mutlaka değerlendirmesi şarttır.
İş hukuku bağlamında ise uyuşmazlığın temelinde 4857 sayılı İş Kanunu m.24 düzenlemesi yer almaktadır. Bu madde kapsamında işçinin haklı nedenle derhâl fesih hakkı düzenlenmiştir. İşveren tarafından ücretin kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesaplanmaması veya ödenmemesi, işçi açısından ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâller kapsamında kesin bir haklı fesih nedeni olarak kabul edilmektedir.
Yargıtay içtihatlarında ve bu olayda Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin içtihat uyuşmazlığını gideren kararında açıkça belirtildiği üzere, fesih için haklı sebepleri bulunan bir işçinin, muhtemel işsizlik sürecini ve geçim koşullarını nazara alarak, fesihten önce başka bir işe başvurması ve bu başvurunun kabul edilmesinden sonra sözleşmeyi feshetmesi, işverenden kaynaklanan haklı fesih olgusunu hiçbir surette ortadan kaldırmaz. Bu durum, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilemez. Çünkü işçinin iradesinin temelinde makul ve insani kaygılar yatmakta olup, bu aşamada işvereni zarara uğratma kastı bulunmamaktadır. Derece mahkemelerinin bu temel hukuk prensiplerini ve tarafların sundukları emsal kararları göz ardı etmesi, gerekçeli karar hakkının ruhuna aykırı bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda yargılamayı yürüten mahkemelerin tanıkları dinlediğini, gerekli belgeleri topladığını ve alacak kalemleri için bilirkişi incelemesi yaptırdığını tespit etmiştir. Ancak başvurucunun, yargılama aşamasında ileri sürdüğü en önemli savunmalardan biri olan ve kendisiyle aynı işyerinde aynı şartlarda çalışan başka bir öğretmenin sözleşme feshinin bölge adliye mahkemesi tarafından haklı bulunduğu yönündeki iddiası mahkemelerce hiçbir şekilde dikkate alınmamıştır. Başvurucunun bizzat mahkemeye ibraz ettiği bu emsal karar, davanın kaderini doğrudan etkileyecek mahiyette olmasına rağmen ilk derece mahkemesi ve istinaf mercii tarafından kararda tartışılmamış, ortaya çıkan bu yargısal çelişkiye dair herhangi bir gerekçe oluşturulmamıştır.
Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun lehine sonuç doğurma ihtimali oldukça yüksek olan bu esaslı iddiaları tamamen göz ardı ederek hüküm kurmuştur. Nitekim bölge adliye mahkemesi daireleri arasındaki içtihat uyuşmazlığının giderilmesi için Yargıtay Başkanlar Kuruluna başvurulmuş ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işverenin kusuru sebebiyle haklı fesih hakkı varken yeni bir iş aramasının dürüstlük kuralına aykırı olamayacağını belirterek başvurucunun haklılığını ve önceki yargılamanın adalet ilkesiyle bağdaşmadığını teyit etmiştir.
Anayasa Mahkemesi, yargılama makamlarının, davanın esasına etkili olan bu tür iddia ve itirazları yanıtsız bırakmasını, adil yargılanma hakkı güvencelerinin zedelenmesi olarak değerlendirmiştir. Özellikle aynı olgulara dayalı ve aynı davalıya karşı açılan davalarda birbiriyle taban tabana zıt kararlar verilmesi ve bu durumun mahkeme önünde ısrarla ileri sürülmesine rağmen gerekçesiz bir biçimde geçiştirilmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, davanın sonucuna etki edebilecek esaslı iddiaların derece mahkemelerince karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.