Anasayfa Karar Bülteni AİHM | EIMUTIS MISIUNAS | BN. 38687/22

Karar Bülteni

AİHM EIMUTIS MISIUNAS BN. 38687/22

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm AİHM İkinci Bölüm
Başvuru No 38687/22
Karar Tarihi 07.10.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Hakimlerin atanma süreçlerinde adil usul güvencesi aranır.
  • İdari kararların yargısal denetimi hukuk devletinin gereğidir.
  • Mahkemeye erişim hakkı keyfi olarak sınırlandırılamaz.
  • Yürütmenin takdir yetkisi yargı denetiminden muaf tutulamaz.

Bu karar, hakimlik mesleğinden ayrılarak yürütme organında siyasi görevler üstlenen bir hukukçunun, yasal hakkına dayanarak yeniden hakimlik mesleğine dönmek istemesi üzerine karşılaştığı idari reddin yargı denetimi dışında bırakılmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırılığını çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, devlet başkanının takdir yetkisinin, bireylerin mahkemeye erişim hakkını ortadan kaldıracak şekilde mutlak ve denetimsiz kullanılamayacağına hükmetmiştir. Mahkeme, hukuk devleti olmanın en temel gereklerinden birinin, idari kararların bağımsız yargı organları tarafından denetlenebilmesi olduğunu açıkça ifade etmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi bakımından bu karar, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinin, yürütmenin keyfi işlemlerine karşı bir kalkan olarak kullanılamayacağını göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır. Eskelinen testi çerçevesinde yapılan değerlendirme, hakimlerin atanma veya mesleğe kabul süreçlerinde idarenin tesis ettiği işlemlerin hukuki bir denetime tabi olması gerektiğini pekiştirmektedir. Uygulamada, yargı mensuplarının mesleğe kabulleri veya mesleğe dönüşleri sırasında karşılaştıkları haksız idari işlemlere karşı etkili bir başvuru yolunun ulusal hukuk sistemlerinde muhakkak bulunması gerektiği ilkesi bu kararla bir kez daha sağlamlaştırılmıştır. Kamu gücünü kullanan makamların kararlarının denetlenebilir olması, demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez bir unsurudur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, Litvanya'da bölge mahkemesi hakimi olarak görev yapmaktayken, İçişleri Bakanı olarak atanması sebebiyle kendi isteğiyle görevinden ayrılmıştır. Siyasi görev süresi sona erdikten sonra, ulusal yasalardaki özel bir düzenlemeye dayanarak, sınav veya mülakat şartı aranmaksızın yeniden hakim olarak atanmayı talep etmiştir. Yargı Konseyi başvurucunun atanması yönünde olumlu görüş bildirmesine rağmen, Litvanya Cumhurbaşkanı herhangi bir resmi kararname yayımlamaksızın başvurucuyu bu göreve atamamıştır. Başvurucu, Cumhurbaşkanının bu zımni ret kararını ve atanmama işlemini idari ve adli mahkemelere taşımış, ancak mahkemeler, Cumhurbaşkanının hakim atama yetkisinin devlet egemenliğinin bir parçası olduğunu ve yargı denetimine tabi tutulamayacağını belirterek davaları incelemeyi reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, atanmama kararına karşı mahkemeye erişim hakkının elinden alındığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 kapsamında korunan adil yargılanma hakkının medeni hukuk boyutunu incelemiştir. Mahkeme, kamu görevlilerinin ve hakimlerin mahkemeye erişim hakkının kısıtlanıp kısıtlanamayacağını belirlerken yerleşik içtihadı olan Vilho Eskelinen ve Diğerleri testini uygulamıştır.

Bu teste göre, bir kamu görevlisinin mahkemeye erişim hakkının kısıtlanabilmesi için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir: İlk olarak, ulusal hukukun söz konusu kamu görevlisinin mahkemeye erişimini açıkça yasaklamış olması, ikinci olarak ise bu yasağın devletin menfaatleri doğrultusunda nesnel ve makul gerekçelere dayanması gerekmektedir. Mahkeme, Litvanya Mahkemeler Kanunu m.61 hükmünün, siyasi veya idari görevler üstlenen eski hakimlerin belirli şartlar altında mesleğe sınavsız dönüşüne imkan tanıdığını, dolayısıyla başvurucunun iç hukukta savunulabilir bir hakkı bulunduğunu tespit etmiştir.

Mahkeme ayrıca, yargı bağımsızlığının ve kuvvetler ayrılığının korunmasının önemine dikkat çekmiş, ancak bu ilkelerin yürütmenin hakim atamalarındaki işlemlerinin tamamen yargı denetimi dışında tutulmasını haklı kılmayacağını belirtmiştir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi, güçlerin birbirini dengelemesi amacını taşır. Devlet başkanının anayasal yetkileri çerçevesinde tesis ettiği işlemlerin dahi, temel hak ve özgürlükleri ihlal etmemesi, keyfilikten ve ayrımcılıktan uzak olması gerekir. Bu bağlamda, mesleğe dönüş sürecinde bireylerin hukuki bir inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulma beklentisi, adil ve şeffaf bir prosedür yürütülmesini zorunlu kılar. Yargı mensuplarının atanma veya görevden alınma süreçlerindeki her türlü işlemin objektif kriterlere dayanması ve bu kriterlerin uygulanıp uygulanmadığının bağımsız bir mahkeme tarafından denetlenebilmesi, hukuk devletinin en temel güvencelerinden biridir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda başvurucunun hakimlik mesleğinden ayrılmasının kendi kusurundan veya mesleki bir yetersizlikten kaynaklanmadığını, aksine hükümet bünyesinde üst düzey bir görev almak amacıyla gerçekleştiğini dikkate almıştır. Başvurucunun yeniden atanma talebi, ulusal yasadaki açık düzenlemelere ve Yargı Konseyi'nin olumlu tavsiye kararına dayanmaktadır. Buna rağmen başvurucu, makul ve somut bir yasal gerekçe gösterilmeksizin görevine iade edilmemiştir.

Mahkeme, Litvanya Cumhurbaşkanı'nın başvurucuyu yeniden atamama yönündeki kararının hiçbir resmi kararnameye bağlanmadığını ve bu nedenle başvurucunun somut ve resmi bir idari işleme karşı dava açma imkanından yoksun bırakıldığını tespit etmiştir. Yerel mahkemelerin, Cumhurbaşkanının yetkilerinin yargısal denetimden bağışık olduğu gerekçesiyle başvurucunun açtığı davaları incelemekten kaçınması, Eskelinen testinin ikinci koşulunu ihlal etmiştir. Zira başvurucunun durumunun, devletin menfaatleri gereği mahkemeye erişim hakkından mahrum bırakılmasını haklı kılacak istisnai ve zorunlu bir durum olmadığı belirlenmiştir. Başvurucu, yürütme organının keyfi olabilecek eylemlerine karşı iddialarını sunabileceği, usuli güvenceleri haiz bir yargı merciine hiçbir aşamada erişememiştir.

AİHM, yargı mensuplarının atanması, meslekte ilerlemesi ve meslekten çıkarılmasına ilişkin süreçlerde usulü adaletin büyük bir önem taşıdığını vurgulamıştır. Somut olayda, başvurucunun yeniden atanma talebine makul bir gerekçe gösterilmeden zımnen ret yanıtı verilmesi ve bu durumun idari veya yargısal denetiminin tümüyle engellenmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ruhuyla ve hukuk devleti ilkesiyle kesinlikle bağdaşmamaktadır. Yerel mahkemelerin sağladığı iddia edilen korumanın sadece şekli düzeyde kaldığı ve tamamen yetersiz olduğu, bunun da başvurucunun adil yargılanma hakkının özünü zedelediği açıkça ortaya konulmuştur.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: