Anasayfa Karar Bülteni AİHM | 26035/23 BN.

Karar Bülteni

AİHM 26035/23 BN.

AİHM | M.K. - LETONYA | 26035/23 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 1. Bölüm
Başvuru No 26035/23
Karar Tarihi 03.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Biyolojik bağ olmaksızın fiili aile hayatı kurulabilir.
  • Sosyal ebeveynlik de aile hayatı kapsamında korunur.
  • Çocukla kişisel ilişki davalarında olağanüstü özen gösterilmelidir.
  • Geçici tedbir talepleri şekilcilikten uzak süratle incelenmelidir.

Bu karar, biyolojik bir bağ veya resmi bir evlilik birliği bulunmasa dahi, fiili olarak kurulan ve devamlılık arz eden ilişkilerin hukuken "aile hayatı" statüsünde korunması gerektiğini net bir şekilde ortaya koyması bakımından son derece büyük bir öneme sahiptir. Karar, aynı cinsiyetten çiftlerin birlikte büyüttükleri çocuklarla kurdukları sosyal ebeveynlik bağlarının, Sözleşme'nin doğrudan koruması altında olduğunu vurgulamaktadır. Mahkeme, devletlerin yalnızca nihai kararları vermekle kalmayıp, yargılama süreci boyunca da aile bağlarının kopmasını önleyecek nitelikte etkin geçici tedbir mekanizmaları sunmakla yükümlü olduğunu açıkça hüküm altına almıştır.

Benzer davalar açısından bu kararın en kritik emsal etkisi, yerel mahkemelerin usuli şekilcilik arkasına sığınarak çocukla kişisel ilişki kurma taleplerini sürüncemede bırakamayacağını göstermesidir. Çocukların zaman algısının yetişkinlerden çok daha farklı olduğu ve geçen her bir günün ebeveyn-çocuk ilişkisinde geri döndürülemez yıkıcı sonuçlar doğurabileceği gerçeği, yargı organlarına "olağanüstü özen" yükümlülüğü getirmektedir. Bu nedenle uygulama açısından, aile mahkemelerinin esasa dair yargılama sürerken mağduriyetleri ve yabancılaşmayı önlemek adına ivedilikle ve esastan geçici tedbir kararları üretmesi gerektiği tartışmasız bir kural olarak teyit edilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu M.K., eski hemcins partneri E.G. ile 2012 yılından itibaren aynı evi paylaşmaya başlamıştır. 2016 yılında E.G., suni döllenme yoluyla bir çocuk dünyaya getirmiştir. Çift, ayrıldıkları Şubat 2022 tarihine kadar çocuğu birlikte büyütmüş, tüm bakımını ortaklaşa üstlenmiş ve çocuk başvurucuya her zaman "Anne M." diyerek hitap etmiştir.

Ayrılık sürecinin ardından biyolojik anne olan E.G., başvurucunun çocukla görüşmesini tamamen engellemiştir. Bunun üzerine başvurucu, asıl velayet ve kişisel ilişki davası sonuçlanana kadar çocukla görüşebilmek için yerel mahkemelerden acil bir geçici tedbir kararı talep etmiştir. Ancak yerel mahkemeler, başvurucunun bir dönem sağlık sorunları nedeniyle mecburen geri çekmek zorunda kaldığı ve iyileştikten sonra vakit kaybetmeden yeniden sunduğu geçici kişisel ilişki kurma talebini reddetmiştir. Mahkemeler, önceki feragat kararını ve asıl davanın esastan incelenme aşamasına gelmiş olmasını usuli birer gerekçe olarak kullanarak talebi esastan incelemekten bütünüyle kaçınmıştır. Başvurucu, mahkemelerin bu duyarsız ve şekilci yaklaşımı nedeniyle çocukla çok uzun süre görüşemediğini, aralarındaki bağın onarılamaz bir biçimde zedelendiğini iddia ederek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlığı incelerken temel dayanak noktası olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 (Özel ve aile hayatına saygı hakkı) çerçevesinde titiz bir değerlendirme yapmıştır.

Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamındaki "aile hayatı" kavramı yalnızca resmi evliliğe, kan bağına veya biyolojik temellere dayalı ilişkilerle sınırlı tutulamaz. Evlilik dışı doğan bir çocuk ile ona fiilen bakım veren ve hayatını paylaşan kişi arasındaki ilişki de yeterli bir süreklilik arz ediyorsa, güçlü fiili aile bağlarının varlığına kesin bir işaret kabul edilir. Bir kişinin çocuğun biyolojik veya yasal ebeveyni olmamasına rağmen, çocuğun her türlü bakımını üstlenmesi, yetiştirilmesine aktif olarak katılması ve ebeveynlik rolünü fiilen icra etmesi durumu hukuk literatüründe "sosyal ebeveynlik" olarak adlandırılmaktadır. Mahkeme, bu tür sosyal ebeveynlik bağlarının da doğrudan Sözleşme'nin güvencesi altında olduğunu kabul etmektedir.

Mahkeme, özellikle çocukları ilgilendiren hukuki süreçlerde zamanın hızla akıp geçmesinin, aile bağları üzerinde telafisi imkansız sonuçlar doğurabileceğine ve meselenin fiilen çözümsüz kalma riski taşıdığına önemle dikkat çekmektedir. Bu nedenle, ulusal makamlar ve derece mahkemeleri, çocukla kişisel ilişki kurulmasına yönelik talepleri incelerken "olağanüstü özen" göstermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, Sözleşme'nin 8. maddesinde zımnen yer alan usuli güvencelerin ayrılmaz bir parçasıdır.

Devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında, mahkemeler sadece uyuşmazlığı nihai olarak karara bağlamakla yetinemezler. Aynı zamanda asıl dava sonuçlanıncaya kadar geçecek uzun sürede aile bağlarının kopmasını ve yabancılaşmayı önleyecek geçici tedbirleri de süratle ve esastan değerlendirip karara bağlamak zorundadırlar. Usuli kuralların dar ve şekilci bir biçimde uygulanarak bu tür hayati tedbir taleplerinin incelenmekten kaçınılması, tarafların hakları ile çocuğun üstün yararı arasında kurulması gereken adil denge ilkesine ağır bir aykırılık teşkil etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda öncelikle başvurucu ile çocuk arasındaki ilişkinin hukuki niteliğini kapsamlı bir şekilde değerlendirmiştir. Başvurucu ile çocuğun biyolojik annesi E.G.'nin altı yıl boyunca aynı çatı altında çocuğu birlikte büyüttükleri, çocuğun başvurucuya sürekli "Anne M." diyerek hitap ettiği ve aralarında çok güçlü duygusal bağlar geliştiği dikkate alınarak, taraflar arasında Sözleşme'nin 8. maddesi anlamında fiili bir "aile hayatı" bulunduğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmiştir. Aralarında herhangi bir biyolojik veya yasal ebeveynlik bağının bulunmaması bu hukuki gerçeği değiştirmemiştir.

Davanın asıl özü ve odak noktası, yerel mahkemelerin asıl kişisel ilişki davası sürmekteyken, başvurucunun çocukla geçici olarak görüşebilmesine yönelik taleplerini süratle, özenle ve esastan inceleyip incelemediğidir. Başvurucu, sağlık sorunları nedeniyle hastanede yattığı dönemde geçici tedbir talebini mecburen geri çekmek zorunda kalmış, ancak tedavisi tamamlanıp taburcu olduktan hemen sonra 31 Mart 2023 tarihinde vakit kaybetmeksizin yeniden başvuruda bulunmuştur. İlk derece mahkemesi ise 5 Nisan 2023 tarihinde, başvurucunun önceki feragat kararını ve davanın artık esastan incelenme aşamasına gelmesini gerekçe göstererek bu yeni talebi usulden reddetmiştir.

Mahkeme, ilk derece mahkemesinin önceki feragat kararında geçici ilişki talebini esastan incelemediğini, sadece o anki sağlık koşulları nedeniyle usulden sonlandırdığını özellikle vurgulamıştır. İkinci başvurunun yapıldığı tarihte, asıl davanın sonuçlanmasına daha aylar varken mahkemenin bu talebi incelemekten kategorik olarak kaçınması, başvurucu ile çocuk arasındaki bağın çok uzun süre kopmasına neden olmuştur. Çocukların zaman algısının yetişkinlerden tamamen farklı olduğu ve çocukluk çağında geçen her bir günün ebeveyn-çocuk bağında onarılamaz büyük zararlar yaratabileceği göz önüne alındığında, yerel mahkemelerin olayda olağanüstü özen gösterme yükümlülüğünü açıkça ihlal ettiği saptanmıştır.

Yerel makamların usul kurallarını aşırı şekilci ve katı bir yaklaşımla uygulayarak geçici tedbir talebini esassız bırakması, tarafların çıkarları ile en üstün değer olan çocuğun yararı arasında kurulması gereken adil dengeyi temelden bozmuştur. Sürecin bu denli sürüncemede bırakılması, başvurucunun aile hayatına saygı hakkının usuli boyutunun açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yerel makamların başvurucunun çocukla geçici olarak kişisel ilişki kurma taleplerini esastan ve süratle değerlendirmeyerek Sözleşme'nin 8. maddesini ihlal ettiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: