Anasayfa Karar Bülteni AYM | Vizyongrup Lens | BN. 2021/54706

Karar Bülteni

AYM Vizyongrup Lens BN. 2021/54706

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2021/54706
Karar Tarihi 24.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • HAGB kararıyla müsadere infazı mülkiyet hakkını zedeler.
  • HAGB kararı kesin bir mahkûmiyet hükmü taşımaz.
  • Müsadere tedbiri için yasal usul güvencesi zorunludur.
  • Yasal belirsizlik mülkiyet hakkına aşırı külfet yükler.

Bu karar, ceza yargılamalarında sıkça uygulanan hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararlarıyla birlikte verilen müsadere tedbirlerinin infaz aşamasına ilişkin çok temel bir hukuki sorunu çözmektedir. Anayasa Mahkemesi, HAGB kararının kesinleşmesiyle eş zamanlı olarak el konulan veya adli emanette bulunan eşyanın müsaderesinin derhal infaz edilmesini, mülkiyet hakkına yönelik oldukça orantısız ve keyfî bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Karar, HAGB’nin doğası gereği sanığın hukuki statüsü üzerinde askıda bir durum yaratması ve sanık hakkında henüz kesinleşmiş maddi bir mahkûmiyet hükmü bulunmaması nedeniyle, mülkiyetin doğrudan kamuya geçirilmesi sonucunu doğuran müsadere işleminin bu aşamada uygulanamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Mülkiyetten yoksun bırakma gibi ağır bir müdahalenin, etkili bir yargısal denetim olmaksızın yapılamayacağı vurgulanmıştır.

Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, ceza mahkemelerinin HAGB kararı verirken müsadere işlemlerini nasıl yöneteceklerine dair kesin bir anayasal sınır çizmektedir. Mevcut uygulamada, itiraz yollarının yalnızca şeklî inceleme yapması ve HAGB ile bağlantılı müsaderenin doğurduğu yasal belirsizlikler, mülk sahipleri üzerinde olağan dışı bir külfet oluşturmaktaydı. Anayasa Mahkemesinin bu içtihadı, müsadere tedbirinin uygulanabilmesi için ayrı ve etkili bir yargısal denetim mekanizmasının ya da kesinleşmiş bir mahkûmiyetin şart olduğunu vurgulayarak, alt derece mahkemelerinin müsadere infazını HAGB kararından bağımsız ve çok daha güvenceli bir sürece tabi tutmalarını zorunlu kılmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu şirket ve diğer gerçek kişiler hakkında yürütülen çeşitli ceza yargılamaları neticesinde, derece mahkemeleri tarafından sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilmiştir. Ancak ceza mahkemeleri, sadece bu kararı vermekle yetinmemiş, HAGB kararıyla birlikte adli emanette bulunan başvuruculara ait eşyaların da derhal müsaderesine (mülkiyetinin devlete geçirilmesine) hükmetmiştir.

Başvurucular, HAGB kararının kesin bir mahkûmiyet hükmü olmamasına ve yargılama sürecinin askıda kalmasına rağmen, eşyalarının hukuka aykırı şekilde müsadere edilmesine ve bu kararların derhal infaz edilmesine şiddetle itiraz etmişlerdir. İtiraz mercileri ise verilen HAGB kararlarının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek talepleri esastan incelemeden reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucular, haklarında kesinleşmiş bir ceza olmaksızın mülklerine el konulmasının ve bu haksız karara karşı olağan kanun yollarının kapalı olmasının mülkiyet hakkı, adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkı, silahların eşitliği ilkesi ve suçta ve cezada kanunilik ilkelerini ihlal ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının evrensel ilkelerini temel almıştır. Mülkiyet hakkına müsadere yoluyla yapılan müdahalenin anayasaya uygun kabul edilebilmesi için işlemin kanuni bir dayanağının bulunması, kamu yararı bağlamında meşru bir amaca hizmet etmesi ve müdahalenin son derece ölçülü olması gerekmektedir.

Ceza yargılamasında müsadere kurumu, bir suçun işlenmesiyle doğrudan bağlantılı olan eşyanın veya maddi menfaatin mülkiyetinin temelli olarak kamuya geçirilmesini ifade eder. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 231 kapsamında düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumu ise sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün o an için hukuki bir sonuç doğurmamasını ve belirli bir denetim süresinin ardından suçsuzluk karinesi zedelenmeden davanın düşmesini sağlayan kendine özgü bir kurumdur.

Anayasa Mahkemesinin istikrar kazanmış yerleşik içtihatlarına göre, HAGB kararı ile birlikte tesis edilen müsadere kararının infaz edilmesi, temel bir anayasal soruna işaret etmektedir. HAGB kararının doğası gereği kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığından, eşyanın müsaderesine yönelik esastan itiraz yolları ve temyiz imkânı askıya alınmış olmaktadır. Yüksek Mahkeme, müsadere tedbirine karşı hukuka aykırılık iddialarının ileri sürülebileceği etkili bir kanun yolu olan temyiz mekanizmasının HAGB nedeniyle işletilememesinin, mülk sahipleri üzerinde büyük bir belirsizlik yarattığını kabul etmektedir. Yeterli yasal usul güvencelerinin sağlanmadığı ve denetim mekanizmalarının etkin biçimde işletilemediği durumlarda, müsadere kararının infazına girişilmesi kişinin mülkiyet hakkı üzerinde şahsi, orantısız ve aşırı bir külfet oluşturmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken müsadere kararının HAGB kararı ile birlikte kesinleşmiş gibi infaz edilmesinin mülkiyet hakkı üzerindeki yıkıcı etkilerini detaylıca incelemiştir. Yargılama sürecinde başvurucular hakkında HAGB kararı verilmiş ve bu kararla eş zamanlı olarak adli emanette tutulan eşyaların müsaderesine hükmedilmiştir. Ancak HAGB kararı, sanık hakkında kesin bir mahkûmiyet anlamı taşımadığı için olağan temyiz kanun yolları işletilememiş ve başvurucuların müsadereye yönelik itirazları sadece şeklî bir denetimle sınırlı kalarak esastan incelenmemiştir.

Yüksek Mahkeme, daha önce verdiği pilot niteliğindeki kararlarda HAGB kurumunun usuli güvenceler bakımından yetersizliklerine derinlemesine dikkat çekmiş ve müsadere tedbirinin hangi aşamada tam olarak infaz edileceğine ilişkin açık bir kanun hükmü bulunmadığını vurgulamıştır. Somut olayda da, başvurucuların mülkiyet haklarına yönelik müsadere işleminin hukuka aykırılığını veya keyfîliğini ileri sürebilecekleri etkili bir temyiz yolunun bütünüyle askıya alınması, yargılamada ciddi bir güvence eksikliği yaratmıştır.

Her ne kadar yasama organı tarafından daha sonraki süreçte yürürlüğe konulan 7499 sayılı Kanun ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 231 içeriğinde önemli değişiklikler yapılarak HAGB kararlarına karşı istinaf ve temyiz yolları nihayet açılmış olsa da, başvurucuların yargılandığı söz konusu dönemde bu hayati güvenceler mevcut değildi. Bu hukuki durum, başvurucular açısından katlanılması zor bir belirsizlik ortamı oluşturmuş ve yeterli yasal güvenceler sağlanmadan eşyalarının kalıcı olarak ellerinden alınmasına neden olmuştur. Dolayısıyla, mülkiyet hakkına yapılan bu ağır müdahale, kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkı arasında kurulması gereken hassas adil dengeyi açıkça başvurucular aleyhine bozmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, HAGB kararının kesinleştirilmesiyle birlikte müsadere kararlarının infaz edilmesinin başvuruculara şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklediği gerekçesiyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve mülkiyet hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla ilgili mahkemelere dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere gönderilmesine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: