Karar Bülteni
AYM 2022/21911 BN.
Anayasa Mahkemesi | Ayhan Öztürk ve diğerleri | 2022/21911 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/21911 |
| Karar Tarihi | 24.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- HAGB kararıyla müsadere infazı mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Müsadere kararında temyiz imkânının askıya alınması ölçüsüzdür.
- Mülkiyet hakkına müdahalede yeterli usuli güvenceler sağlanmalıdır.
- Uygulamadaki belirsizlik mülk sahibine orantısız şahsi külfet yükler.
Bu karar, ceza yargılamalarında sıklıkla karşılaşılan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararları ile birlikte verilen müsadere (el koyma) kararlarının infaz edilmesinin mülkiyet hakkı üzerindeki etkilerini hukuken netleştirmektedir. Anayasa Mahkemesi, HAGB kararının kesinleşmesiyle eş zamanlı olarak müsadere kararının infaz edilmesini, sanığın temyiz kanun yoluna başvurma hakkını elinden aldığı ve hukuki belirsizlik yarattığı için mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Bu durum, kişinin mülkiyet hakkına yönelik müdahalelere karşı etkin bir yargısal korumadan mahrum bırakılması anlamına gelmektedir.
Kararın emsal etkisi, HAGB ile birlikte tesis edilen müsadere işlemlerinin hukuki akıbetine dair uygulamadaki sorunları çözme potansiyelinde yatmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yapılan son değişikliklerle müsadere kararlarının HAGB'den istisna tutulması yönünde adımlar atılmış olsa da, bu karar önceki dönemde gerçekleşen hak ihlallerinin telafisi için kritik bir yol haritası sunmaktadır. Benzer durumda olan vatandaşlar için, müsadere işlemlerine karşı kanun yollarının açık tutulması gerektiği ve bu güvence sağlanmadan el koyma işleminin yapılamayacağı yerleşik bir içtihat olarak pekiştirilmiştir. Uygulamada, mahkemelerin müsadere tedbirlerini uygularken mülkiyet hakkının gerektirdiği güvenceleri ve kanun yolu haklarını mutlaka gözetmesi gerektiği kesin bir dille ifade edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular hakkında yürütülen ceza yargılamaları sonucunda, mahkemeler tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiştir. Bu kararla birlikte, adli emanette bulunan başvuruculara ait eşyaların da müsaderesine (devlete geçirilmesine) hükmedilmiştir. Başvurucular, henüz ortada kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmamasına rağmen, eşyalarının müsadere edilmesine itiraz etmişlerdir. İtiraz mercileri ise HAGB kararlarının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek itirazları reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucular, HAGB kararının kesinleşmesiyle birlikte eşyalarının müsadere edilerek mülkiyetlerinin doğrudan kamuya geçirilmesinin adil yargılanma ve mülkiyet haklarını zedelediğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Uyuşmazlığın temelini, temyiz denetiminden geçmeyen bir kararla mülkiyetin devlete aktarılmasının hukuka uygun olup olmadığı oluşturmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan sınırlara uygun olup olmadığını titizlikle incelemektedir. Anayasa'ya göre, mülkiyet hakkının sınırlandırılabilmesi için söz konusu müdahalenin ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması, kamu yararı amacı taşıması ve mutlaka ölçülülük ilkesine riayet edilerek yapılması şarttır.
Uyuşmazlık kapsamında temel olarak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.231 uyarınca verilen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararları ile eş zamanlı olarak uygulanan müsadere (el koyma) tedbirleri değerlendirilmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, mülkiyet hakkına müsadere yoluyla yapılan ağır bir müdahalenin keyfî veya hukuka aykırı olup olmadığının ileri sürülebileceği en temel hukuki güvence, etkili bir kanun yoluna (temyiz veya istinaf) başvurabilme imkânının açık tutulmasıdır. HAGB kararları doğası gereği esastan bir temyiz denetimine tabi tutulmadan doğrudan kesinleştiği için, bu kararla birlikte müsadere kararlarının da derhâl infaz edilmesi, yargılanan kişilerin mülkiyet haklarına yönelik meşru itirazlarını üst yargı mercilerine taşımasını kesin olarak engellemektedir.
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkını doğrudan sınırlandıran bir tedbirin uygulanmasında yeterli usuli güvencelerin sağlanmamasının ve olağan kanun yollarının askıya alınmasının, müdahaleyi ölçüsüz kılacağı prensibini benimsemiştir. Her ne kadar 7499 sayılı Kanun ile 5271 sayılı Kanun m.231/5 fıkrasında esaslı bir değişiklik yapılarak müsadereye ilişkin hükümlerin HAGB'nin sonuçlarından istisna tutulacağı düzenlenmiş olsa da, bu değişiklik öncesi dönemde gerçekleşen olaylarda ortaya çıkan kanuni belirsizliğin mülk sahibine orantısız bir külfet yüklediği kabul edilmektedir. Bu bağlamda mahkemelerin bireylerin mülkiyet haklarına yönelik kısıtlamalarında ölçülü davranma yükümlülüğü esastır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararıyla birlikte adli emanetteki eşyalarının müsadere edilmesine yönelik şikâyetlerini Anayasa'nın güvence altına aldığı mülkiyet hakkı kapsamında derinlemesine incelemiştir. Somut olayda, başvurucular hakkında yerel mahkemelerce verilen HAGB kararlarının itiraz üzerine kesinleşmesiyle birlikte, müsadere kararlarının da infaz aşamasına geçerek eşyaların mülkiyetinin kamuya aktarıldığı tespit edilmiştir. Mahkeme, bu durumun mülkiyet hakkı üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi değerlendirirken, özellikle mülkiyetin korunmasına ilişkin önceki emsal kararlarına ve yerleşik içtihatlarına atıfta bulunmuştur.
Yapılan anayasal incelemede, müsadere kararlarının hukuka uygunluğunun ve gerekliliğinin denetlenebileceği en önemli hukuki yolun temyiz veya istinaf mekanizması olduğu vurgulanmıştır. Ancak HAGB kararının verilmesiyle birlikte temyiz yolunun kapalı hâle gelmesi ve müsadere işleminin bu şekilde infaz edilmesi, başvurucuları mülkiyetten yoksun bırakılma işlemlerine karşı keyfîlik iddialarını üst mahkemeler önünde tartışma imkânından tamamen yoksun bırakmıştır. Yüksek Mahkeme, ortaya çıkan bu usuli belirsizliğin ve kanun yolunun kapatılmasıyla yeterli hukuki güvencelerin sağlanmamasının, başvurucular üzerinde şahsi ve orantısız bir külfet oluşturduğuna açıkça hükmetmiştir.
Her ne kadar yasa koyucu tarafından yakın zamanda ceza mevzuatında bir kanun değişikliği yapılarak müsadere işlemleri HAGB'nin doğurduğu hukuki sonuçlardan hariç tutulmuş olsa da, somut olayın gerçekleştiği tarihteki kanuni durum ve mevcut yargısal uygulama, başvurucuların mülkiyet hakkına telafisi son derece zor bir zarar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, yasal değişikliğin geçmişte yaşanan bu orantısız müdahaleyi kendiliğinden ortadan kaldırmayacağını belirterek, eski uyuşmazlıklar yönünden hak ihlali tespitinin ve mağduriyetin giderilmesinin zaruri olduğunu ortaya koymuştur. Bu çerçevede, idari ve yargısal süreçlerde kişilerin mülkiyet haklarına yönelik tedbirlerin adil bir denge içinde yürütülmediği netleşmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın ilgili mahkemelere gönderilerek yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.