Karar Bülteni
AYM Muhsin Aras BN. 2020/1546
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/1546 |
| Karar Tarihi | 15.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Güvenlik soruşturması verileri kişisel veri niteliğindedir.
- Müdahalenin kanuni dayanağı belirli ve öngörülebilir olmalıdır.
- Keyfiliğe karşı yeterli güvence içermeyen kural uygulanamaz.
- Kişisel verilerin korunması özel hayatın gizliliğindendir.
Bu karar, idari makamların kamu görevine atanma süreçlerinde gerçekleştirdikleri güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlemlerinin yasal sınırlarını, ayrıca kişisel verilerin korunması hakkı ile olan güçlü ilişkisini net bir şekilde ortaya koyması bakımından son derece önemlidir. Anayasa Mahkemesi, kamu idaresinin elde ettiği ve atama işlemlerinde kullandığı verilerin açıkça kişisel veri niteliği taşıdığını vurgulayarak, bu tür hassas verilerin toplanması, yetkisiz kişilerce saklanması ve değerlendirilmesinin tamamen anayasal güvencelere tabi olduğunu bir kez daha belirtmiştir. Temel hak ve özgürlüklere idare tarafından yapılacak müdahalelerin yalnızca şekli anlamda bir kanun maddesine dayanması yeterli görülmemiş; aynı zamanda keyfiliği önleyecek, idarenin yetki sınırlarını kesin olarak belirleyen ve öngörülebilir nitelikte maddi bir kanuni dayanağın şart olduğu teyit edilmiştir.
Benzer nitelikteki idari davalar ve personel atama süreçleri açısından bu karar, idarenin güvenlik soruşturmalarında ve arşiv araştırmalarında sınırsız ve denetimsiz bir takdir yetkisine sahip olmadığını gösteren çok güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. Özellikle yeterli güvenceleri içermeyen, kanunilik şartını taşımayan soyut veya genel nitelikli düzenlemelere dayanılarak tesis edilen atamama, görevden alma veya sözleşme feshi işlemlerinin hukuka aykırı bulunacağı bu kararla netleşmiş durumdadır. Uygulamada, kamu idarelerinin güvenlik soruşturması neticesinde elde ettikleri bilgileri değerlendirirken kişilerin anayasal haklarını ihlal etmemek adına çok daha titiz, yasal çerçevesi net çizilmiş ve temel güvencelere uygun bir idari prosedür izlemeleri gerekmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlığın temelinde, 1991 doğumlu olan başvurucunun tıp eğitimini tamamlamasının ardından Devlet Hizmet Yükümlülüğü Kurası sonucunda Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesine hekim olarak yerleştirilmesi ancak idare tarafından atamasının yapılmaması yatmaktadır. Başvurucu hakkında kamu görevine başlama süreçlerinin bir parçası olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmıştır. Bu araştırma sonucunda başvurucunun, geçmiş dönemlerde katılımcı olarak yer aldığı tespit edilen bazı toplantı ve gösteri yürüyüşleri idarece olumsuz bir durum olarak değerlendirilmiştir. İdare, söz konusu eylemler nedeniyle başvurucunun atandığı kamu görevinde kendisinden beklenen verimi sergileyemeyeceğini ve bu görev için ondan daha uygun niteliklere sahip başka bir personelin tercih edilmesinin hukuken mümkün olduğunu iddia ederek atama işlemini iptal etmiştir.
Gelişen bu süreç üzerine başvurucu, idarenin tesis ettiği atanmama işleminin haksız ve hukuka aykırı olduğu iddiasıyla idare mahkemesinde iptal davası açmıştır. Ancak ilk derece mahkemesi, idarenin personel seçimi konusundaki takdir yetkisini ve daha uygun personel tercih etme hakkını gerekçe göstererek başvurucunun açtığı davanın reddine karar vermiştir. Verilen bu ret kararı, istinaf kanun yolunda da hukuka uygun bulunarak kesinleşmiştir. İç hukuk yollarının aleyhine tükenmesi üzerine başvurucu, hakkında kesinleşmiş herhangi bir ceza mahkemesi kararı veya adli bir soruşturma bulunmamasına rağmen kişisel verilerinin toplanarak atamasının engellendiğini, bu durumun özel hayata saygı hakkını, ifade özgürlüğünü, mülkiyet hakkını ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.20 kapsamında güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı ile kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kavramları üzerinde detaylıca durmuştur. Kamu makamları tarafından kamu hizmetine alım süreçlerinde bireyler hakkında toplanan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kayıtlarının kişisel veri niteliğinde olduğu hususu, Mahkemenin önceki yerleşik içtihatlarıyla sabittir. Kişisel verilerin tutulması, saklanması veya aktarılması işlemleri doğrudan doğruya Anayasa'nın 20. maddesinde yer alan güvencelerin alanına girmektedir.
Uyuşmazlığın doğmasına neden olan ve idarenin işlemine dayanak teşkil eden temel kural, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.48 hükmünün birinci fıkrasının (A) bendine eklenen (8) numaralı alt benttir. Bu kural, devlet memurluğuna alınacaklarda genel şart olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olmasını zorunlu kılmaktadır. Ancak bu kuralın uygulanabilirliği, Anayasa Mahkemesinin norm denetimi çerçevesinde ve yerleşik bireysel başvuru kararlarında derinlemesine ele alınmıştır. Söz konusu emsal kararlarda belirlenen içtihat prensiplerine göre; kişisel verilerin kayıt altına alınması, muhafaza edilmesi ve idari işlemlerde kullanılmasına yönelik tedbirlerin kapsamını, uygulama süresini, verilerin stoklanmasını, üçüncü kişilerin erişimini ve belli bir süre sonunda imhasını düzenleyen açık, detaylı ve öngörülebilir yasal kuralların bulunması zorunludur.
Hukuk devletinin en temel unsurlarından olan kanunilik ilkesi gereğince, temel hak ve özgürlüklere müdahale eden kuralların, muhataplarını idarenin yetki aşımı, orantısız güç kullanımı ve keyfiliğine karşı koruyacak yeterli düzeyde güvenceleri bünyesinde barındırması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, idarenin güvenlik soruşturmalarına konu edeceği bilgi ve belgelerin tam olarak neler olduğuna, bu hassas bilgilerin ne şekilde kullanılacağına ve olası kötüye kullanmalara karşı idari ve yargısal hangi güvencelerin sağlandığına dair yasal çerçevenin belirsiz kalması durumunda müdahalenin kanunilik şartını sağlamayacağını kabul etmektedir. Nitekim sonradan yürürlüğe giren 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu öncesinde uygulanan mülga kanuni dayanağın yetersizliği de teyit edilmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayın koşulları incelendiğinde Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkında idarece elde edilen kişisel verilerin kamu makamlarına açıklanması, dosyalanması ve güvenlik soruşturması aşamasında bir eleme kriteri olarak kullanılarak nihai atama işleminin engellenmesi eylemini, Anayasa'nın 20. maddesinde yer alan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı çerçevesinde ele almıştır. Başvurucunun geçmiş dönemlerde katıldığı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine ilişkin bilgilerin idare tarafından kaydedilerek kamu görevine girişte mutlak bir engel olarak aleyhinde kullanıldığı açıkça ortadadır.
Yüksek Mahkeme, idari müdahalenin anayasal ilkelere uygunluğunu adım adım denetlerken öncelikle şekli ve maddi kanunilik şartını masaya yatırmıştır. Başvurucunun atamasının iptal edilmesine dayanak teşkil eden güvenlik soruşturması kuralının; kişisel verilerin toplanması, ne kadar süreyle saklanacağı, hangi merciler tarafından nasıl kullanılacağı ve nihayetinde nasıl imha edileceği hususlarında temel esasları, güvence ilkelerini ve yasal çerçeveyi somut bir biçimde belirlemediği tespit edilmiştir. İlgili yasal düzenlemenin, muhtemel keyfiliğe, ayrımcılığa ve idari yetki aşımına karşı vatandaşları koruyacak nitelikte yeterli, açık, anlaşılır ve detaylı yasal güvencelerden yoksun olduğu vurgulanmıştır.
Anayasa Mahkemesi, aynı konuda daha önce norm denetimi yoluyla verilen iptal kararlarını ve bu konudaki tutarlı içtihatlarını karara yansıtarak, idareye kamu görevine alımlarda adayları seçmek için geniş bir takdir yetkisi verilmiş olsa dahi, bu yetkinin sınırlarının kanun koyucu tarafından net bir biçimde çizilmemiş olmasının anayasal hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleriyle bağdaşmadığını ifade etmiştir. Somut olayda idare mahkemesi kararına dayanak olan yasal düzenlemenin, kişisel verilerin korunması hakkına yapılan böylesine ciddi bir müdahale için öngörülebilir ve sağlam bir yasal dayanak oluşturmadığı değerlendirilmiştir. Buna bağlı olarak, kamu makamlarının başvuruya konu tesis ettiği müdahalenin daha ilk aşamada kanunilik şartını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır. Temel hak ve hürriyetlere yapılan bir müdahalenin kanunilik koşulunu dahi sağlayamaması nedeniyle, söz konusu müdahalenin meşru bir amaca dayanıp dayanmadığı veya demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olup olmadığı gibi diğer anayasal güvence ölçütlerinin ayrıca incelenmesine ve değerlendirilmesine dahi gerek görülmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, özel hayata saygı hakkı kapsamında kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.