Anasayfa Karar Bülteni AYM | Ataberk Mest ve Diğerleri | BN. 2020/5116

Karar Bülteni

AYM Ataberk Mest ve Diğerleri BN. 2020/5116

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/5116
Karar Tarihi 02.05.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Güç kullanımı sadece kaçınılmaz durumlarda yasaldır.
  • Orantısız müdahale kötü muamele yasağını ihlal eder.
  • Süresiz toplantı yasakları kanunilik şartını taşımaz.
  • Kötü muamele iddiaları etkili biçimde soruşturulmalıdır.

Bu karar, kolluk kuvvetlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşlerine müdahale ederken zor kullanma yetkisinin sınırlarını ve bu sınırların aşılması durumunda devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü net bir şekilde ortaya koymaktadır. Kararda, barışçıl nitelikteki bir gösteriye yapılan müdahale sırasında polisin güç kullanımının kesin olarak gerekli olduğunun ve orantılılığının ispatlanamaması, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, mülki idare amirlerinin olağanüstü hâl dönemi sonrasında belirsiz süreli ve genel nitelikli toplantı yasaklama kararlarının yasal dayanağının bulunmadığı, bu tür müdahalelerin anayasal güvenceleri zedelediği hüküm altına alınmıştır. Devletin, bireylerin toplanma özgürlüğüne saygı gösterme zorunluluğu yasal dayanak eksikliğinde daha da belirginleşmektedir.

Benzer davalar açısından bu karar, kolluğun zor kullanma yetkisini salt idari bir yasaklama kararına dayanarak keyfî bir şekilde kullanamayacağına dair güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle toplumsal olaylara müdahalede, yakalama işlemi sırasında gösterilen direnişin niteliği ile kullanılan gücün orantılı olması gerektiği, aksi takdirde kötü muamele yasağının ihlal edileceği vurgulanmıştır. Uygulamada, kolluk görevlileri hakkında yürütülecek ceza soruşturmalarının şekilsel olmaması, delillerin eksiksiz toplanması ve zor kullanma yetkisinin sınırlarının aşılıp aşılmadığının derinlemesine irdelenmesi zorunluluğu mahkemelere ve savcılıklara açıkça hatırlatılmaktadır. Bu durum, temel hakların korunmasında bağımsız yargısal denetimin önemini bir kez daha teyit etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay, yirmi Temmuz iki bin on dokuz tarihinde Ankara'nın Sakarya Caddesi'nde, Suruç patlamasında hayatını kaybedenleri anmak amacıyla düzenlenen bir protesto eylemi sırasında meydana gelmiştir. Katılımcılar basın açıklaması yapmak üzere toplandığında, Ankara Valiliğinin "Zeytin Dalı Operasyonu" gerekçesiyle aldığı genel yasaklama kararını dayanak gösteren polis ekipleri, gruba dağılmaları yönünde ihtarda bulunmuş ve ardından güç kullanarak müdahale etmiştir.

Müdahale sırasında gözaltına alınan başvurucular, polisin kendilerini darbederek yere yatırdığını, çelme taktığını ve kafa bölgelerine baskı uyguladığını iddia etmişlerdir. Hastane raporlarıyla da sabit olan yaralanmalar sonrasında başvurucular, kendilerine şiddet uygulayan polis memurları hakkında şikâyetçi olmuştur. Ancak savcılık tarafından kolluk görevlileri hakkında takipsizlik kararı verilmiştir. Bunun üzerine başvurucular, polisin orantısız güç kullanması, olayın ardından etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi ve barışçıl toplantı haklarının haksız yere engellenmesi nedenleriyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak hak ihlallerinin tespitini ve manevi tazminat ödenmesini talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile kötü muamele yasağının Anayasa'daki temel ilkelerini göz önünde bulundurmuştur. Müdahalenin yasal dayanağı bağlamında, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ile 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu hükümleri titizlikle incelenmiştir. İdarenin olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe soktuğu ve askerî operasyonlar sürdükçe devam edeceğini belirttiği yasaklama kararının, olağanüstü hâlin sona ermesiyle birlikte hukuki dayanaktan yoksun hâle geldiği vurgulanmıştır. İlgili kanunlarda idareye tanınan kısıtlama sürelerinin aşılmasının ve belirsiz bir zaman dilimini kapsayan genel yasakların getirilmesinin kanunilik ilkesine aykırı olduğu tespiti yapılmıştır.

Kötü muamele yasağı açısından, devletin hem negatif hem de pozitif yükümlülüklerine dikkat çekilmiştir. Kolluk kuvvetlerinin toplantı ve gösterilerde zor kullanma yetkisi son derece istisnai olup, Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında ancak kaçınılmaz hâllerde ve kişinin gösterdiği somut dirençle orantılı olarak kullanılabilir. Zor kullanmanın gerekli olduğu ispatlansa dahi, fiziksel müdahalenin aşırıya kaçmaması ve insan haysiyetiyle bağdaşır nitelikte olması şarttır.

Bununla birlikte, kamu görevlilerinin şiddet uyguladığına dair savunulabilir bir iddia bulunduğunda, devletin derhâl ve etkili bir ceza soruşturması yürütme zorunluluğu vardır. Etkili soruşturma yükümlülüğü; tüm maddi delillerin özenle toplanmasını, kamera kayıtlarının incelenmesini, kolluğun güç kullanımının gerekliliğinin ve orantılılığının objektif bir şekilde değerlendirilmesini gerektirir. Soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranılması ve temelsiz, basmakalıp kararlara imza atılması, usul yükümlülüklerinin açık bir ihlali olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucuların katıldığı protesto gösterisine yapılan polis müdahalesini, kolluk kuvvetlerinin güç kullanımını ve ardından yürütülen savcılık soruşturması sürecini detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvuruculardan birinin gözaltı işlemi sırasında yere yatırılıp kafasına basıldığı, ayrıca çelme takılarak düşürüldüğü ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı adli muayene raporları ile bilirkişi incelemeleri sonucunda sabit görülmüştür. Kolluk kuvvetlerinin uyguladığı bu fiziksel şiddetin, başvurucuların gösterdiği iddia edilen direnç karşısında neden kesin olarak gerekli olduğu ve uygulanan gücün orantılılığı, soruşturma makamları tarafından inandırıcı ve denetlenebilir bir şekilde ortaya konulamamıştır. Olayın gelişimi, eylemin boyutu ve kişinin yere yatırılması sırasındaki tavırlar dikkate alındığında, uygulanan şiddetin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele niteliğinde olduğu tespit edilmiştir.

Ayrıca, iddia edilen kötü muameleye yönelik yürütülen ceza soruşturmasının etkililiği de Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmiştir. Savcılık tarafından kolluk görevlileri hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, polis memurlarının zor kullanma yetkisini ne şekilde ve hangi meşru amaçla kullandıklarına dair derinlemesine bir yasal analiz yapılmadığı, yere yatırma ve kelepçeleme gibi eylemlerin orantılılık bağlamında hiç tartışılmadığı anlaşılmıştır. Soruşturma mercilerinin maddi gerçeği tam olarak ortaya çıkarma konusunda makul bir özen göstermediği ve aceleci bir şekilde eksik incelemeyle dosyayı kapattığı kanaatine varılmıştır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı yönünden yapılan değerlendirmede ise, polis müdahalesine dayanak gösterilen Valilik yasaklama kararının yasal olarak tanınan süreyi aştığı ve belirsiz bir zaman dilimini kapsadığı belirtilmiştir. Olağanüstü hâl uygulamasının hukuken sona ermesinden sonra bu tür geniş kapsamlı ve ucu açık yasaklama kararlarının geçerliliğini yitirdiği, dolayısıyla barışçıl toplanma hakkına yapılan müdahalenin kanunilik şartını taşımadığı belirlenmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutları ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek, yeniden soruşturma yapılmasına ve başvuruculara manevi tazminat ödenmesine yönelik başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: