Karar Bülteni
AYM Engin Gökoğlu BN. 2020/26192
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/26192 |
| Karar Tarihi | 17.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Güç kullanımı kesin zorunluluk hâllerinde mümkündür.
- Zor kullanmada orantılılık ilkesine riayet edilmelidir.
- Yaralanmalarda devletin inandırıcı açıklama yükümlülüğü vardır.
- Kötü muamele iddiaları ivedilikle soruşturulmalıdır.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında asayiş ve güvenliği sağlamak amacıyla yapılan müdahalelerde kamu görevlilerinin zor kullanma yetkisinin sınırlarını anayasal güvenceler çerçevesinde netleştirmektedir. Anayasa Mahkemesi, mahpusların tutumları kesin olarak zorunlu kılmadıkça fiziksel güç kullanılmasının mutlak surette hukuka aykırı olacağını vurgulamaktadır. Müdahale zorunlu olsa dahi kullanılan gücün aşırıya kaçmaması ve orantılı olması gerektiği, aksi hâlde eziyet yasağının ihlal edilmiş sayılacağı açıkça ifade edilmektedir. Devletin gözetimi altındaki kişilerin yaralanması durumunda, yetkili makamların bu olaylara tatmin edici ve inandırıcı açıklamalar getirme yükümlülüğü hukuken teyit edilmektedir.
Benzer davalar açısından bu karar, kolluk kuvvetlerinin ve ceza infaz kurumu personelinin zor kullanma yetkilerine dair yürütülecek ceza soruşturmalarının standartlarını belirlemesi yönüyle ciddi bir emsal teşkil etmektedir. Kötü muamele iddialarına ilişkin soruşturmaların şablon gerekçelerle kapatılamayacağı, olayın aydınlatılması için kamera kayıtlarının ve tıbbi raporların titizlikle incelenmesi gerektiği ortaya konmuştur. Uygulamada, ceza infaz kurumu personelinin toplumsal olaylara müdahale ederken kimlik tespitini zorlaştıran kasksız veya numarasız kıyafet kullanımının hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı ve etkin soruşturma yükümlülüğünün gereği olarak faillerin tek tek tespit edilmesi gerektiği prensibi yerleşmektedir. Bu içtihat, idarenin güvenlik ihtiyacı ile bireyin dokunulmazlığı arasındaki hassas dengeyi güçlü bir şekilde güvence altına almaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, cezaevinde tutuklu bulunan Engin Gökoğlu'nun, ceza infaz kurumu görevlilerine karşı yaptığı haksız güç kullanımı şikâyetlerinden kaynaklanmaktadır. Olay günü, başvurucu ve üç koğuş arkadaşı, oda değişikliği kararına karşı çıkarak yeni götürüldükleri koğuşta protesto eylemine başlamış ve kurum eşyalarına zarar vermiştir. Bunun üzerine koruyucu kıyafetli infaz koruma memurları koğuşa girerek müdahalede bulunmuştur. Başvurucu, bu müdahale esnasında görevliler tarafından yere yatırılırken kolunun arkaya doğru ters büküldüğünü ve kol kemiğinin kırıldığını, ayrıca kendisine tazyikli su sıkılıp copla vurulduğunu iddia etmiştir. Yaşanan bu olay sonrasında başvurucu, kendisine haksız ve aşırı şiddet uygulayan görevlilerin cezalandırılmasını talep etmiştir. Savcılığın bu memurlar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi üzerine başvurucu, kendisine eziyet edildiğini ve sorumluların cezalandırılmadığını belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 kapsamında koruma altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ile işkence ve eziyet yasağını düzenleyen kurallara dayanmıştır. İnsan onurunun korunması amacıyla anılan maddenin üçüncü fıkrasıyla kişilere işkence ve eziyet yapılması, insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muameleye tabi tutulması kesin bir dille yasaklanmıştır. Devletin kontrolü altındaki ceza infaz kurumlarında, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin sağlık ve esenliklerinin yeterli bir şekilde güvence altına alınması devletin mutlak pozitif yükümlülükleri arasındadır.
Kolluk kuvvetlerinin veya infaz koruma memurlarının zor kullanma yetkisi sınırsız değildir. Kişilerin kendi tutumu kesin olarak zorunlu kılmadıkça fiziksel güce başvurulması kötü muamele yasağının ihlali anlamına gelir. Zor kullanmanın zorunlu ve gerekli olduğu durumlarda dahi bu gücün hiçbir şekilde aşırıya kaçmadan ve kişinin gösterdiği direnişle orantılı olarak kullanılması hukuk devleti olmanın vazgeçilmez bir gereğidir.
Devletin gözetimi altındaki bir kişinin yaralanması durumunda, olayın nasıl gerçekleştiğine dair tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme yükümlülüğü tamamen yetkili makamlara aittir. Zira olayın tüm detaylarına ve delillerine ulaşma imkânı devletin elindedir. Olayın aydınlatılamaması hâlinde, kötü muamele karinesi devreye girer. Kötü muamele veya eziyet iddiaları söz konusu olduğunda devletin derhal etkili bir ceza soruşturması yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Soruşturmada olayı aydınlatabilecek tüm deliller toplanmalı, makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Savcılıklar, müdahaleyi gerçekleştiren faillerin kimliklerini tespit etmeli ve uygulanan şiddetin orantılı olup olmadığını derinlemesine incelemelidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun kolunun kırılmasıyla sonuçlanan müdahaleyi eziyet yasağının maddi ve usul boyutları yönünden titizlikle incelemiştir. Dosya kapsamındaki tutanaklar, bilirkişi raporları ve ifadeler değerlendirildiğinde, başvurucunun protesto eylemine katıldığı ve kurum eşyalarına zarar verdiği sabittir. Bu nedenle idarenin, ceza infaz kurumunda düzeni sağlamak için odaya müdahale etme kararı alması hukuken meşru görülmüştür.
Ancak müdahalenin şekli ve uygulanan gücün orantılılığı konusunda ciddi eksiklikler tespit edilmiştir. Bilirkişi raporuna göre, başvurucuyu havalandırma alanından alan görevlilerden birinin, başvurucuya arkadan çelme takarak onu yere düşürmeye çalıştığı ve aynı anda kolunu arkadan şiddetle çektiği anlaşılmıştır. Başvurucunun o esnada ayakta olduğu, kelepçe takılmasına yönelik aktif bir fiziksel direniş göstermediği hâlde yere düşürülmeye çalışılması ve kolunun bükülmesi somut olayın şartlarında aşırı bir güç kullanımı olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca müdahaleyi gerçekleştiren bazı memurların yüzlerinin kapalı olması ve kasklarında teşhise yarar bir numara bulunmaması, idarenin müdahaleyi mahpuslara zarar verme riskini en aza indirecek şekilde planlamadığını açıkça göstermiştir. Bu nedenle, başvurucunun kolunun kırılmasına yol açan bu orantısız güç kullanımı eziyet olarak nitelendirilmiştir.
Usul boyutu açısından ise, soruşturma makamları tarafından yürütülen ceza soruşturmasının son derece yetersiz ve etkisiz olduğu belirlenmiştir. Savcılık, olay anında çekilen kamera kayıtlarını, tıbbi raporları ve ifadeleri yeterince irdelememiş, başvurucuya çelme takarak kolunun kırılmasına neden olan memurun kimliğini tespit etmek için hiçbir somut çaba göstermemiştir. Tüm infaz koruma personeli hakkında genel bir değerlendirmeyle ve zor kullanma yetkisinin sınırlarının aşılmadığı gibi şablon bir gerekçeyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi, devletin etkili soruşturma yürütme yönündeki pozitif yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.